Altar Tunçkol Röportajı

1970 yılında Ankara’da doğan ve basketbol hayatına Ankara DSİ Kulübü’nde başlayan Antalya BŞB’nin koçu Altar Tunçkol, Oyak Renault altyapısında yetişti ve 1989-1990 yılında Efes Pilsen ile ilk A Takım tecrübesini Aydan  Siyavuş önderliğinde yaşadı. Daha sonrasında Fenerbahçe, Darüşşafaka gibi Türkiye’nin önde gelen kulüplerinde oynayan, oyun kurucu antrenör, Murat Didin, Aydın Örs gibi Türkiye’nin en önemli antrenörleri ile beraber çalışarak, Orhun Ene, Levent Topsakal gibi başarılı oyun kurucuların yedeği oldu. Genel olarak benchten gelen bir oyuncu olarak, bugün hala kendisinin katkıları konuşulurken; “Önemli olan ilk beş başlamak yada benchten gelmek değil, takımınıza ne kadar katkı yapabildiğiniz. O yüzden genç oyuncular ilk beş başlamadıkları zaman antrenörlerin kendilerini umursamadıklarını yada unuttuklarını düşünüyorlar. Ama yaptıkları katkı ve başarı ilk beş başlamaktan daha önemli” açıklamasını yaptı.

Bu sene tüm dünyada olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına alan ekonomik kriz, diğer birçok kulüp gibi Antalya BŞB’nide etkiledi, hatta yaşanan maddi sorunlar Altar Tunçkol’un istifasına neden oldu. Fakat aynı gün Belediye Başkanı ile görüştükten sonra kararını geri çekti. Bu konu ile ilgili; “Yaşanan maddi sıkıntılardan dolayı bireysel olarak ve takım olarak yıprandığımızı düşünüyorum. Ben istifa kararımı aldığımda düşündüğüm tek şey oyuncularım ile aramdaki iletişimin bozulmamasıydı. Takım yapısının bozulduğunu düşünmeye başlamıştım. Ama bu kararı almadan önce Belediye Başkanı ile görüşmem gerekiyordu” açıklamasını yaparken, bu sezonu başarılı olarak değerlendirdiğini ve önümüzde ki sene özellikle Türk oyuncuların büyük bir kısmını kadroda tutarak yola devam etmek istediğini belirtti.
Antalya BŞB dışında antrenör olarak yapısını ve Türkiye Basketbolunu değerlendirdiğimiz Tunçkol, Türkiye’de oynanan basketbol seviyesinden çok memnun olmadığını ve bunun gelişmesi için altyapıya daha çok önem verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

3SAYI: Oyunculuk kariyeriniz sona erdikten sonra, antrenörlüğe karar vermenizde ki sebepler neler?
Altar Tunçkol: Aileden gelen bir spor kültürünün içinde olduğumdan dolayı, oyunculuk kariyerim boyunca da aklımda ilerisi için antrenörlük vardı ve çok geç olmadan antrenörlüğe başlamam gerektiğini düşündüm. Oyunculuk dönemim için 31 yaşında bırakmama rağmen, erken yaşta sona erdirdiğim söylenebilir ama kendi açımdan basketbolun çok iyi gitmediğini düşünüyordum, açıkcası çok da keyif almıyordum. Genç yaşta bir antrenör olmak için, oyunculuk kariyerime son verdim.

3SAYI: Oyunculuk döneminize baktığımızda çok iyi bir şutör-guard olduğunuzu görüyorduk ve sizce guardlıktan gelen oyuncuların antrenörlükte farklı bir bakış açısı oluyor mu? Eğer oluyorsa nasıl bir bakış açısı oluyor?
A.T: Oyun kurucular oyunun her tarafını düşünen, her şeyi organize edebilen ve antrenöre daha yakın kişiler olarak sahada bulunuyoruz. Bu da oyun kuruculuktan gelen antenörler için avantaj diye düşünüyorum. Çünkü sahada 5 kişinin içinden biz de bir antrenör gibi düşünüp, oyunun içinde herkesi kullanma açısından karar alıyorduz. Bir nevi sahanın içindeki antrenördük. Herhalde bu yönden bir avantajımız var diye düşünüyorum.

3SAYI : Darüşşafaka’da Ahmet Çakı’nın askerliğe gitmesi ile ilk A Takım antrenörlüğünüzü yaşadınız. O süreci nasıl değerlendirdiniz?
A.T: 3 sene Darüşşafaka’da altyapıda çalıştım, altyapı sorumlusuydum. Ahmet’in askere gitmesiyle beraber bana teklif edildi ve tabi ben de düşünmeden kabul ettim. Kendi altaypımızda yetişen oyuncuların antrenörü olmak ve onlarla A Takım’da beraber çalışmak benim için çok büyük bir avantajdı. İlk A Takım tecrübem için bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha sonrasında ise benim ve takımın yapısına uygun birkaç transfer gerçekleştirip, ilk senemi başarı ile kapattığımızı düşünüyorum.

3SAYI: Darüşşafaka altyapı açısından Türkiye’nin en önemli kulüplerinden biri. Siz de uzun bir dönem boyunca altyapıda genç oyuncularla beraber çalışan bir antrenör olarak şu anda Türkiye’deki altyapı çalışmalarını ve genç oyuncuları nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.T : Ben yaklaşık olarak 5 sene altyapıda görev aldım ve ayrıca Orhun Ene ile  beraber Milli Takımlarda görev aldım. O yüzden özellikle 86-90 jenerasyonu çok iyi biliyorum. Son yıllarda, özellikle son 10 yılda altyapıya büyük önem veriliyor. Türkiye Basketbol Federasyonu altyapı çalışmalarının önemini artık daha iyi biliyor ve ona gore organizasyonlar kuruldu. Bu bilinçlenmenin etkisi ile çok iyi genç oyuncular yetiştiğini düşünüyorum. Ama mevcut oluşumların yeterli olduğuna inanmıyorum. Darüşşafaka gibi birçok takımın altyapı çalışmalarına gereken önemi vermesi lazım. Karşıyaka Kulübu senelerdir altyapı çalışmaları ile dikkat çekiyor ve çok değerli oyuncular yetiştirdiler. Onun yanında Efes Pilsen, Banvit, Tofaş, Fenerbahçe’yi sayabiliriz. Ama bu sayılar yeterli değil. Biz Antalya’da altyapı çalışmaları yapıyoruz ama bu da sonuçta altyapı organizasyonları belirli bir bütçe işi, çok kolay bir iş değil. O yüzden de son dönemlerde yapılan katkıya diğer kulüplerin de ayak uydurması gerekiyor.

3SAYI: Altyapı olarak Antalya’da yaptığınız çalışmalardan bize biraz bahsedebilir misiniz?
A.T: Bizim bu sene altyapı çalışmalarımız daha farklı şekilde yürütülmeye başlandı, farklı bir düzenleme içine girdik. Daha küçük oyuncular üzerine yoğunlaştık. Ama tabiki de bu çalışmalar yeterli değil. Dışarıdan oyuncu alamadığımız için, odak noktamız Antalya’da yetişen genç oyuncular oluyor. Bu aslında biraz sınırlı oluyor bizim için. Mesela Avrupa’ya baktığımız zaman Kızılyıldız, Partizan ileri seviyedeki takımlar bütçelerinin çok önemli bir kısmını altyapı çalışmalarına ayırıyorlar. Türkiye’de hiçbir kulüp şu anda o aşamada değil, ama biz çalışmalarımızı seneye daha da arttırarak kendimizi altyapı çalışmalarında geliştirerek ilerleyeceğiz.

3SAYI: Eğer biraz oyunculuk döneminize dönersek, o dönemki Türkiye basketbol u ile bu zamanda ne farklılıklar var?
A.T: Herşeyden önemlisi, bence şu anda gerek basketbol kulüpleri, gerek federasyon gerek oyuncular çok daha profesyonel çalışıyorlar. Iletişimin ve teknolojinin gelişmesi ile hem Amerika hem de Avrupa ile daha yakın ilişkiler kuruluyor. Antrenman programlarına kadar herşey değişti, benim gençliğimde bu kadar yoğun antrenman programı olmuyordu. Oyuncuların beslenmeleri bile kulüpler tarafından dikkat edilecek şekilde ayarlanıyor. Son senelerde ki dışarıya yakınlığımızla beraber bence Türkiye’de basketbol çok daha ileri seviyede ancak işte söylediğim bu gibi yetmiyor. Daha fazla yatırım yapılmadığı, kulüplerin altyapıya önem vermediği sürece bu gelişim yeterli olmaz, bizi sadece belirli bir noktaya kadar getirir. Ayrıca sistemimizde yanlış olan birşey var; okul ile basketbol hayatı arasında sporcular tercih yapmak zorunda kalıyor. Eğitimi spor hayatının yanına eklememiz lazım. Genç oyuncular bir okula toplanıyor, çok fazla derse girmeden hem okul takımı hem de kulüp takımını bir arada götürüyorlar ve eğitimlerini o şekilde tamamlıyorlar. Sonrasın da ise üniversite eğitiminde profesyonel olarak spor hayatına devam etmek isteyen gençlerin önüne bir tercih çıkıyor. Bu sistemin bu şekilde olmaması lazım, oyuncuların aynı zamanda eğitimlerini de tam anlamıyla almaları lazım diye düşünüyorum.

3SAYI: Efes Pilsen ve Fenerbahçe gibi büyük takımlarda benchten gelen bir oyuncu olarak, çok katkı sağlayabileceğinizi ve ilk beşte başlamanın önemli olmadığını gösterdiniz.
A.T: Aslında oyuncuların aklında ilk beş başlamadıkları zaman antrenörün onu düşünmediği ya da ikinci plana attığı gibi bir düşünce oluşuyor, ama bu kesinlikle doğru bir düşünce tarzı değil. Evet oyuna başlamadan önce tüm antrenörlerin kafasında ilk beş oluşuyor ama 4 periyod boyunca aynı oyuncular ile devam edilemez. Oyunun her saniyesinde farklı bir yapıya sahip olan oyuncuya ihtiyaç var. Antrenörlerin hepsi oyuncu seçimlerini yaparken, o oyuncudan ne alabileceğini, takıma nasıl bir katkı katabileceğini düşünerek takım bünyesinde bulundurur. Ben mutlaka oyun planımı kurarken minimum on oyuncu üzerine kuruyorum ve hakikaten diğerlerinin  başlayanlardan bir farkı olmadığını hem her maça değişik beşle başlayarak hem de oyun içerisinde iyi oynadıkları zaman onlara daha fazla şans verip bunu onlara göstermeye çalışıyorum. Ben dönem dönem Leven Topsakal, Orhun Ene, Hakan Yörükoğlu gibi çok iyi oyuncularla beraber oynadığım bazı dönemler oyuna beraber başlasak bile bazı dönemler onların yedeği olarak benchten gelerek katkı sağladım. Ben hiçbir zaman benchten gelmenin problem olduğunu düşünmedim, önemli olan aldığınız süre içerisinde takıma verdiğiniz katkıdır.
3SAYI: Peki yine benchten katkı sağladığınız unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
A.T: Herkesin bildiği bir tane Yunanistan maçı var. O zamanlar yurtdışında çok kolay galibiyetler alınmıyordu. Ilk A Takım’a çıktığım senemdi ve 18 yaşındaydım, antrenörümüz ise rahmetli Aydan Siyavuş’du. Iyi bir kadroya sahiptik ama ilk beş oyuncunun dört tanesi 5 faul ile oyun dışında kalınca Aydan Abi beni hiç düşünmeden oyuna soktu. İlk defa Avrupa Kupası’nda oyuna girmiştim ve o dönemde Panionios iyi bir kadroya sahipti. Maç kafa kafaya giderken bir 10-15 sayı öne geçtik, çok da iyi oynamıştım. Ama birtek benim iyi oynamamla değil, bütün benchten gelen oyuncuların katkısı olağanüstüydü. Türk Basketbol tarihinin en önemli galibiyetlerinden birini alıp, kendi sahamızda da galibiyet alınca ilk sekize kalmıştık.

3SAYI: Türkiye Basketbolunun en önemli isimleri ile beraber çalıştınız. Antrenör olarak felsefenizi kimlerin oluşturduğunu sorsak nasıl bir karma yapabilirsiniz?
A.T: Oyunculuk dönemimde beraber çalıştığım tüm antrenörlerden bir şeyler almaya çalıştım. Her antrenör her şeyi doğru yapıyor diye bir düşünce doğru olamaz. Doğru yapıyor olsa bile sizin benimsemeniz diye bir olay söz konusu değil. Aydın Örs, rahmetli Aydan Siyavuş, Çetin Yılmaz, Murat Didin, Halil Üner, Necmi Ton gibi birçok değerli antrenör ile beraber çalıştım. Hepsinin bana kattığı çok fazla şey var. Hem spora erken başlamamın hem de bu kadar değerli antrenörlerle çalışmamın çok büyük bir avantajı var diye düşünüyorum. O yüzden de hepsinin özümseyebileceğim yönlerini alıp, daha iyi bir antrenör olmaya çalışacağım.

3SAYI: Antrenör olarak tercih ettiğiniz oyuncu tarzı var mı?
A.T: Günümüz basketbolu herkesin de bildiği gibi daha hızlı oynanıyor. Bu yüzden oyunun iki tarafını da oynayabilen çok atletik olan oyuncular ön planda artık. Eskiden oyuncuların tek bir özelliği üzerine konsantre olması yeterli bir etkendi ama artık el-ayak koordinasyonu, ayak çabukluğu, şutunun iyi olması, içeride ve dışarıda oynayabilmesi bir oyuncuda olması tercih edilen temel özellikler. Bu yüzden ben de oyunun iki tarafında da olabilen oyuncuları tercih ediyorum.

3SAYI: Bu sene Antalya’ya biraz değinirsek ilk önce Aaron Jackson gibi çok önemli bir oyuncuyu kadronuza kattınız daha doğrusu çok iyi bir performans gösterdi bu sene. Yabancıların çok iyi seçildiğini görüyoruz. Biraz bu seneki iyi kadrodan ve hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?
A.T: Bizim bu sene bütçemiz önceki iki seneye göre yarı yarıya düştü ve maalesef bütün oyuncularımızı kaybettik. Yani yabancıları bunun dışında tutarsak ben çok fazla onlarla devam etmek istemedim çünkü geçen sene maddi anlamda birçok sıkıntılar yaşamıştık ve özellikle yabancı oyuncularımızı değiştirmemiz gerekiyordu. Önce alabileceğimiz Türk oyuncuları almaya çalıştık. Uzun Umut Yenice, Önder Külçebaş ve Salih’i aldık, daha sonra kısalardan kimi alabiliriz diye düşündük ve uzun bir süre Ersin ve Can ile ilgilendik, onların kalmasını çok istedim. Özellikle geçen seneden de birkaç tane oyuncumuz olsun diye. İlgilendiğimiz birkaç Türk oyuncu daha oldu ama kadromuza katamadık. Sonuç olarak oraya Türk oyuncu alamadık. Daha sonra o bölgeye Hakan, Caner ve Serkan ile oturttuk. Kadromuz bu şekilde oluşmaya başlayınca, hem 1 numara hem de 1 ve 2 oynayabilen bir oyuncu almamız gerekti. Ayrıca hem 3 hem 4 oynayabilen bir oyuncuya ihtiyacımız vardı, bizde Brian Greene ile anlaştık. Uzun zamandır Muhammed Kone’yi takip ediyorduk ve kadromuza kattık. Takımı başta bu şekilde kurduk. Türk oyuncuları alıp, bütçemizde kalan para ile yabancı oyuncu transferi yaptık. Istikrarlı olduğumuzu düşünüyorum. Kone dışında takımda hiçbir değişikliğe gidilmedi ve kurduğumuz kadro ile yolumuza devam ettik. Bu sezon içerisinde 4-5 tane aynanda sakatlıklar yaşadık, 7-8 kişiye düştük. Ama kadromuzu aynen tutarak içimizde bu sorunları yenerek bir şekilde savaştık ve şu anda da hala play off’u kovaladığımızı düşünürsek bu anlamda oyuncularıma ben bir kez daha teşekkür ediyorum ve çok başarılı olduğumuzu düşünüyorum.

3SAYI: Bu sene sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bir ekonomik kriz sürüyor ve bunun etkilerini tüm kulüpler maalesef yaşıyor, siz de bir bunun üzerinden geçtiniz ve aynı gün içerisinde istifa edip, kararnızı geri aldınız. Bir gün içinde bu kararın alınmasının ve geri adım atmanızın nedenini öğrenebilir miyiz?
A.T: İstifa kararımı vermemde yaşanan maddi sıkıntıların etkisi oldu. Bunu şu anda herkes biliyor o yüzden saklamaya gerek yok, yaşadığımız maddi sıkıntı normalden çok uzun sürdü ve ben bunları yaşarken antrenörlüğümü geliştiremediğimi, çok yıprandığımı düşündüm. Ayrıca artık oyuncularımdan da performans alamayacağımı gözlemlediğim için onlarla da ilişkilerimin kötüye gitmemesi açısından bu kararı aldım. Fakat istifa etmemin hemen ardından Belediye Başkanı’mız Mustafa Akaydın Almanya’daydı ve o zaman kendisi aradı; istifa etmememi, uzun yıllar beraber çalışacağımızı, benden çok memnun olduğunu söyledi. Aslında orda biraz da hata ettim diye düşünüyorum. Kararımı vermeden önce en azından Mustafa Akaydın’ın da fikrini alabilirdim. Kendisi ile görüştüğümüzde ricasını kıramadım ve geri dönmek kararı aldım. Geri döndüğüm zaman da aslında her şey düzeldi mi diye sorarsanız, tabiki deher şey düzelmedi ama sonuçta galibiyetler aldık ve ligi iyi bir yerde kapattık diye düşünüyorum.

3SAYI: Önümüzdeki sene için tabi ki kesin bir şey söyleyemezsiniz ama eğer  Antalya’da kalırsanız basketbol düzeni açısından bir değişikliğe gitmeyi düşünür müsünüz?
A.T: Eğer seneye kalırsam bir kere kesinlikle bu paraların ödenmesiyle kesin sonuçlar olması lazım. Altyapı çalışmalarını Partizan gibi büyük kulüplerin yaptığı organizasyonlar kurarak yapmak çok kolay değil ama bizim şu anda iki üç tane yatırım yaptığımız oyuncumuz var. Zaten Can Özbek kadromuza dahil oluyor ve kafamda olan birkça isim daha var. Seneye mevcut kadronun birçoğunu koruyup özellikle Türk oyuncular devam etmek istiyorum. Tabi antrenörlük yaptıkça her sene tecrübe kazanıyorsunuz ve her sene oyuncu ve takımları tanıyorsunuz. Seneye bu bütçelerde de kalsak daha iyi bir takım kurup, daha çok maç kazanıp başarılı olacağımıza inanıyorum.

3SAYI: Bizim ligimizin değerlendirmesini istersek sizce nasıl bir konumdayız?
A.T: Aslında ülkemizde oynanan basketbol tarzını çok fazla beğendiğimi söyleyemem. Euroleague maçlarını seyrettikten sonra, ligimizde seyrettiğimiz maçlar çok temposuz ve yavan geliyor. Ben çok tempolu oynamayı ve sert basketbolu seven bir yapıya sahibim. Oyuncuyken de böyle bir yapım vardı. O yüzden basketbol bu sene ilerledi mi diye düşündüğümde Avrupa’da ki temsilcilerimiz aldığı yenilgileri düşünce çok da ilerlediğini söyleyemem. İlerleyen senelerde umarım çok daha iyi seviyede oluruz. Özellikle maddi anlamda çok daha düzenli kulüplerin bütçelerini iyi ayarlayıp, takımları ve kadroları mağdur etmeden o şekilde çalıştırmaları benim en büyük temennim. Yani geçen sene kötüydük ama bu sene de geçen seneden çok da farklı olmadı.

3SAYI: Peki sizce basketbolun ekolleri arasında diyebileceğimiz ve örnek alabileceğimiz bir ülke var mı bu açıdan?
A.T: Bunun tartışması yapılıyor işte bizim ekolümüz var mı, Türk basketbolunun hatta Türk futbolunun ekolü var mı yok mu diye. Aslında biz neyi iyi yapıyoruz, neyi kötü yapıyoruz bunun tartışması hep oluyor. Yani benim hoşlandığım basketbol İspanya’da oynanan basketbol tarzı. O yüzden de onları örnek alabiliriz diye düşünüyorum. Altyapıda oyuncuları maç kazanmaya yönelik değil de fundamental gelişme üzerine antreman ve maçlar yapılıyor. Oyuncuları pozisyonlarına göre oynatma çok önemli. Atıyorum 2 metre bir oyuncuyu ya da 1.95 bir oyuncuyu içeride oynatacağımıza belki ileride ondan kısa olarak faydalanacağımızı düşünerek ileriye dönük çalışmalar yapmamız gerekiyor. Çok doğru kulüpler var Avrupa’da sadece İspanya’da değil, birçok ülkede doğru kulüpler var o modelleri örnek almamız gerekiyor.

3SAYI: Milli Takım tecrübesi olan bir antrenör olarak 2001’de Milli Takım derecesinde iyi bir çıkış yaptık ve 2010’a kadar hedef olarak hem Milli Takım açısından hem federasyondan bir vaat verildi ama biz son birkaç seneye baktığımızda çok inişli çıkışlı bir performans görüyoruz. Bu sene evimizde dünya şampiyonası olacak nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.T: Şimdi ben aslında bu son Avrupa Şampiyonası’nda açıkçası Milli Takım’ın, oynadığı basketboldan çok mutlu oldum. Turnuvada başarı kazanmak için birçok şeyi iyi gitmesi gerekiyor. Yunanistan maçına kadar çok iyi mücadele ettik ve hakikaten basketbolun bütün gereklerini ortaya koyduk ama hani turnuva şansı deniyor bir tane kötü maçla beraber, kaybettiğiniz maçla kötü bir yola girip istemediğimiz bir derece aldık. Bence Milli Takım Dünya Şampiyonası’nda da da en azAvrupa Şampiyonası’nda ki kadar mücadele edecektir. Üstelik saha ve seyirci avantajına sahibiz. Türk basketbol severlerin o coşkulu desteğiyle beraber burada çok başarılı olacağımıza inanıyorum. Bildiğim kadarıyla NBA’de oynayan oyuncularımız da geliyor. Tabi grupta alacağımız derece de önemli inşallah ilk dörde girip mutlu oluruz diye düşünüyorum, temennimiz o yönde.

3SAYI: Son olarak Antalya’da Kepezle beraber bir basketbol kitlesi, seyircisi oluşmuş durumda. Biraz bize Antalya’da ki basketbol hakkında bilgi verebilir misiniz?
A.T: Bizim iki takımımızın da basketbol seyirci profili farklı açıkçası. Kepez Basketbol Takımı biraz daha ateşli, biraz daha genç ve Antalyaspor seyircisi ile beraber hakikaten çok zorlu bir atmosfer yaratıyorlar deplasman takımlarına. Bizim seyircilerimiz de kemikleşmiş, daha orta yaşlı ve basketbolu gerçekten bilen, çok şık bir seyirci profili. O yüzden takımlar Antalya’ya geldikleri zaman iki tane farklı seyirci profili ile karşı karşıya. Bizim seyircimizin performansımızın düştüğü anda daha çok itici güç olmaları daha avantajlı olur. Kötü oynadığımız dönemlerde bazen salonda ses çıkmıyor, o yüzden de Kepez maçları deplasmana gelen takımlar için biraz daha zor. Taraftar baskısı henüz oturmadığı için bizim maçlarımız biraz daha kolay gibi gözüküyor ama biz de çok daha iyi mücadele edip o dezavantajı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

3SAYI: Çok teşekkür ederim bize zaman ayırdığınız için.
A.T: Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Gizem Kumbasar, 3SAYI Basketbol Dergisi

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın