Conrad McRae

Basketbolumuzda İz Bırakanlar #4 Conrad McRae..
Conrad McRae, Türk basketbolunda çok farklı bir yere sahiptir. Belki liglerimizde çok uzun yıllar forma giymedi ya da çok büyük başarılara imza atmadı ama müthiş atletik yetenekleri, göze hoş gelen hareketleri ve sempatik tavırlarıyla birçok basketbolsevere bu sporu sevdirmeyi başardı, gönüllerimizde çok farklı bir yere sahipti. Smaç ve blok deyince akıllara gelen ilk isim hep o oldu.

McRae, 11 Ocak 1971 tarihinde New York’ta doğdu. Gençlik yıllarında sokak basketbolunun mabedi olarak bilinen Rucker Park’ta blokları ve smaçlarıyla saygı duyulan bir oyuncu olmayı başardı. Üniversite eğitimini 1989-93 yılları arasında Syracuse Üniversiyesi’nde tamamladı. NCAA’in üst düzey takımlarından biri olan Syracsuse’deki ilk sezonunda fazla şans bulamayan McRae, sonraki yıllarda daha çok sahada kalmasıyla birlikte, üniversite kariyerine performansını katlayarak devam etti. Son senesinde 12.3 sayı, 6.9 ribaund, 2.7 blok istatistikleriyle mezun oldu. Bu başarılı performansının ardından herkesin ilgisini çekmeyi başaran McRae, McDonald’s All-American takımına seçildi ve takımın elemelerde şampiyon olarak Dünya Şampiyonası’na katılmasına büyük katkı yaptı.

1993 NBA Draftı’nda Washington Bullets (bugünkü adıyla Washington Wizards) tarafından 38. Sıradan seçildi ancak NBA’de oynamadan CBA takımlarından Fort Wayne Fury takımına transfer oldu. CBA’de 9 maçta forma giydikten sonra Fenerbahçe’ye transfer olan McRae, ilk kez Amerika dışına çıkarken topraklarımıza ilk adımını da böylece atmış oldu. Fenerbahçe forması giydiği 1993-94 sezonunda 12.1 sayı, 8.6 ribaund ortalamaları ile başarılı bir performans ortaya koyan McRae, yaptığı spektaküler hareketler, smaç ve bloklarla Türk basketbolseverlerin büyük beğenisini kazanmayı da başardı. Ancak o sezon sonunda, bir antrenmanda kalp spazmı geçirmesi nedeniyle sözleşmesi feshedildi ve Fransa’nın Pau Orthez takımına transfer oldu.
1994-95 sezonunda Pau Orthez formasıyla 17.2 sayı, 8.1 ribaund ortalamaları yakalayan McRae, kendisi gibi atletik oyuncularla oynamanın da avantajını kullanarak çok iyi bir sezon geçirmişti. 1995-96 sezonunda Efes Pilsen’e transfer olarak yeniden ülkemize dönen McRae, 12.6 sayı, 9.2 ribaund ortalamalarıyla oynarken takımının hem Türkiye Ligi, hem Koraç Kupası’nı kazanmasında Petar Naumoski ile birlikte en büyük pay sahibi oluyordu.

Bu başarının ardından 1996-97 sezonunda İtalya’nın güçlü takımlarından TeamSystem Bologna’ya transfer olan Conrad McRae, burada 12.3 sayı, 9.1 ribaund ortalamaları tuttursa da geniş kadro içerisinde beklediği dakikaları ve istediği ortamı bulamıyordu. Bunun üzerine 1997-98 sezonunda Yunanistan’ın PAOK takımına transfer oldu.
Fenerbahçe 1998-99 sezonunda tarihinin en iyi kadrosunu kurmuş Mahmoud Abdul-Rauf, Zan Tabak, İbrahim Kutluay, Marko Milic gibi süper starların yanında Conrad McRae’i de transfer etmişti. McRae, 3. Türkiye macerasında yine başarılı bir performans ortaya koyup 9.9 sayı, 8.6 ribaund, 2.1 blok ortalamalarıyla oynamış ve “Euroleague Blok Kralı” olmayı başarmıştı ancak Fenerbahçe kurduğu o rüya takıma rağmen takım olarak başarıya ulaşamamıştı. Fenerbahçe’nin ardından 1999-2000 sezonunda İtalya’nın Trieste takımında forma giyen McRae, 10.8 sayı, 11.0 ribaund, 2.0 blok istatistikleriyle oynamıştı.

2000 yılında Orlando Magic’in yaz kampına katılan Conrad McRae, 10 Temmuz 2000 günü Orlando yaz kampındaki bir antrenman sırasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Conrad, daha önce de kalp spazmı geçirmiş ve doktorlar basketbol oynamasının riskli olduğu konusunda kendisini defalarca uyarmıştı ancak o basketbola olan aşkı yüzünden bu spordan hiç kopamadı ve ne yazık ki hayatını da en sevdiği yerde, bu parkeler üzerinde tamamladı.

Conrad kalp krizi geçirdiğinde hemen yanında olan idman arkadaşı ünlü basketbolcu Tyus Edney o anı söyle anlatır: “Conrad her zamanki gibi güleryüzlüydü sakalar yapıyordu ama birden eli titremeye ve acayip hırıltılar çıkarmaya başladı. Ardından yere yığıldığında bunun şaka olmadığını anladım.”

Sokak basketbolunun dünyadaki gelmiş geçmiş en büyük ismi olarak kabul edilen Miami Heat oyuncusu Rafer “Skip To My Lou” Alston, Conrad’ın sokak basketbolunun mabedi Rucker Park’taki en büyük rakiplerinden biriydi. Alston onunla ilgili görüşlerini söyle anlatır… “Conrad’la oynamak gerçekten büyük eğlenceydi. Çok hırslıydı ve hep kazanmak için oynardı. Yaptığı smaçlarla oyunun hakkını verirdi. Ayrıca ondan blok yemeden atılan her turnike büyük başarıydı. Basketbolumun gelişmesinde çok faydası oldu.”
O gerçekten çok farklı bir oyuncuydu, çok önemli yeteneklere sahipti. Daha NBA oyuncuları alley-oop nedir yeni yeni öğrenirken, o Naumoski’nin attığı pasları ters alley-oop’la potaya smaçlarken onu izleyenlerin ağzını açık bırakıyordu. Evet o müthiş atletik yeteneklere sahipti, yaptığı smaç ve bloklarla unutulmazlar arasına girmeyi başardı ama daha da önemlisi çok farklı bir karaktere sahipti. Sürekli güleryüzlü, sempatik tavırları, mücadeleci yapısı ve kazanma hırsıyla hep tribünlerin de sevgilisi olmayı başardı. O da basketbolu çok seviyordu, bu işi birçokları gibi sadece para için yapmıyordu. Basketbolu o kadar çok seviyordu ki, bu oyun için ölmeyi bile göze almıştı.

O basketbolu, biz de onu çok sevdik. O çok sevdiği basketbol için hayatından vazgeçti ve parkeler üzerinde veda etti kısa ama başarılarla dolu hayatına. Biz seni hiç unutmadık Conrad, huzur içinde yat.. rest in peace!..

Çetin Kuzu



Be the first to comment

Bir Cevap Yazın