Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Ahmet Dedeoğlu arrow Marka Olmak...
Marka Olmak... PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Dedeoğlu   
Çarşamba, 26 Mart 2008

Marka olmak kolay değildir. Marka olmak için; çok çalışmak, zaman ve sabır gerekir. Öncelikle çevredeki markaların nasıl oluştuğunu incelemek, irdelemek, araştırmak ve o markaları oluşturan şartları, kaynakları sağlamak gerekir. Sonra o şartları ve kaynakları daha da geliştirip işleyerek daha kaliteli bir şekilde piyasaya arz etmek gerekir.

şte bu arz-ı endam süresinde artık diğer markalarla rekabet başlamıştır. Bu rekabet ortamında detayları, ince ayrıntıları daha iyi kullanan ve bunları göz ardı etmeyen markalar başarılı olacaktır. Yine bu amansız rekabet ortamında en az hata yapan markalar başarılı olacaktır.Başarıda istikrar da marka olmanın şartlarındandır.

Baktığımız zaman Türk basketbolunda üç büyükler, Ülker markasının da maddi desteğiyle marka olma yolunda bu sene önemli adımlar attılar ve kısa zamanda da oldukça hızlı mesafe katettiler. Ha bu konuda Fenerbahçe geçen sezonun başında bu işe soyundu ve bir adım da önde. Geçen sezon Türkiye ligi şampiyonluğunu ezici bir final üstünlüğü ile kazanmanın yanısıra iki sezondur da Euroleague'de boy gösteriyor ve markalaşma yolunda hızla ilerliyor. Dedik ya kolay değil. Ancak üç takımımızda da bu yolda gözle görülür bir ilerleme var.

Galatasaray Cafe Crown ve Beşiktaş Cola Turka bu hafta Uleb Cup'ta güzel neticeler alarak Nisan ayında Torino'da yapılacak Final Eight'i büyük ölçüde garantilediler bana göre. Ha ben bunu rahatça söyleyebilirim çünkü bu iki takımımızın coach'u veya yöneticisi değilim. Coach'lar tabii ki işi sıkı tutacaklar, gevşekliğe mahal vermeden ikinci maçların son saniyesine kadar tedbiri elden bırakmayacaklardır.
İkinci maçlar dedik de; önce,birinci maçlarda Galatasaray'ın İspanya'nın güçlü Canaria takımını muhteşem bir oyundan sonra 99-74 yani 25 sayı farkla yenmesini ve Beşiktaş'ın da Sırbistan'da Kızılyıldız takımı ile berabere kalmasını büyük başarı olarak kabul ederek iki takımımızı da kutlayalım.
Yani maçtan önce Galatasaray'ın bu zor maçı almasını veya bir 10 sayı kadar farkla almasını başarı olarak kabul ederken maçtan sonra, niye 100 olmadı, keşke 30 sayı fark olsaydı vs. gibi sebeplerle nerdeyse buruk sevinç yaşadık.
Tufan'ıyla, Dee Brown'uyla, Hüseyin Beşok'uyla, Cüneyt Erden'iyle, Hite'ıyla dışarıdan tehdidi çok Cimbom.Rakibi üçlük yağmuruna tuttular. Önceki maçlarda yapılan hataları da tekrarlamayarak pota altını da çok iyi kullandılar.Yani içeriden de iyiydiler. Owens ve Gaines pota altını dağıttılar. Owens bu maçta gerçek gücünü gösterdi.İkinci maçta Hüseyin tam olarak iyileşecektir. İçeriye yeterli sayıda pas geçerse ve iç dış dengesi sağlanırsa Galatasaray, Canaria'yı eler ve Final Eight'te Beşiktaş ile Final Four için karşılaşır.

Beşiktaş Cola Turka, Sinan Güler'in rakibin en etkili silahı point guard Omar Cook'a nefes aldırmayacak şekilde ön sahadan itibaren yaptığı baskılı savunmaya bütün takımında katılmasıyla zorlu Kızılyıldız deplasmanında avantajlı bir skorla döndü. Shumpert bu maçın yıldızıydı ve Uleb Cup'ta da haftanın MVP'si seçildi.Kaya Peker her zaman bu takımın en büyük silahı ve Avrupa'nın saygı duyduğu bir marka.
Çok büyük bir ihtimalle Galatasaray ve Beşiktaş bu turu geçip Torino'da yapılacak Final Eight'te karşı karşıya gelecekler ve biri Final Four'a kalacak gibi gözüküyor. Ne güzel ve sevindirici bir gelişme Türk basketbolu adına.. İki güzide takımımızı da kutluyorum,başarılarının devamını diliyorum.

Euroleague'de Fenerbahçe Ülker, aynı ilk maçta olduğu gibi yine hakemlerin son anda yanlış kararlarının da etkisiyle Rytas'a 3 sayı farkla 87-84 yenildi. İlk maçta İstanbul'da 4 sayı farkla 95-91 yendiği için haftaya İstanbul'da, gruptan birinci çıkmayı garantileyen Tau'yu yenerse ikinci takım olarak Final Eight'e kalacak.

Maça fırtına gibi başlayan ve genel olarak muhteşem bir oyun sergileyen Fenerbahçe'de Tanjevic iyi oynayan White'ı kenara aldıktan sonra bir daha bu oyuncuyu unuttu. Son dakikalarda Preldziç'te ısrar edilmeyip, Kinsey ile birlikte White da oyunda olsa skor Fenerbahçe lehine biterdi kanımca. Daha önce de yazdık, oyunun kritik anlarında tecrübeli oyuncular sahada olmalı diye. Daha önce de bir maçta son anlarda Preldziç'in hataları ile bir maç kaybedilmişti. Bu maçta da en kritik anda kenardan çıkarılan bir topu tutamadı kendi dışarı çıkarken topu rakibe attı, son saniyelerde de dengesiz bir pozisyonda topu kenarda kaybetmek üzere olan bir oyuncuya faul yaparak hem ona yardım etti hem de takımın iki faul atışı sayısı yemesine ve de bir yerde maçın gitmesine neden oldu. Şutları da girmedi. Tanjeviç sanki ondan ve Vidmar'dan, kötü oynayan büyük oyunculardan her an beklenilen patlamaları bekler gibiydi. Ancak bu yersiz beklenti hem ona hem de takıma şimdiye kadar pahalıya mal oldu. İnşallah bundan sonra böyle bir beklenti içine girmeden adil ve akıllıca süre verir oyuncularına. Özellikle son ve hayati TAU maçında yardımcıları ile beraber kendilerine, biz nerde hata yaptık, sorusunu sorup,artık herkesin bildiği cevabı da verirler. Cevap belli. İyi oynayan oyuncu, o maça hazır olduğunu her hareketiyle belli eden oyuncu oynayacak. iyi oynayacağını ümit ettiği ama bir türlü oynayamayan oyuncu da da fazla ısrar etmeyecek. Oyuncu rotasyonunu çok iyi kullanacak. Vidmar ve Preldziç fanatikliğini bırakacak, Fenerbahçe fanatiği olacak. Uzun rotasyonunda Ömer-Semih,Oğuz ve Rasim silahlarını daha fazla oynatmaya çalışacak.Süre alınca Rasim de ne büyük bir silah olduğunu bu maçta arka arkaya attğı üç tane başarılı üçlükle gösterdi.Rakipte can yakan üçlükler atan 4 numara yoksa, uzunlarda öncelikle Ömer Aşık-Semih Erden veya bu ikisinden biri ile Oğuz Savaş'ı beraber mümkün olduğu kadar çok oynatacak. Vidmar da onun gibi ağır olan Oğuz ile beraber çok az oynayacak. O da Ömer ve Semih ile beraber oynatılacak. Ama kötü oynarsa ısrar etmeden.

Neyse, inşallah Fenerbahçe Ülker haftaya İstanbul Abdi İpekçi Arena'da TAU'yu yener ve Final Eight'e kalır, diyoruz ve tekrar başta yazdığımız marka olayına dönüyoruz.

Fenerbahçe futbol takımı artık Avrupa'da bir marka oldu. Bir süre önce UEFA başkanı Platini İstanbul'da Zico ile görüşmeler yapmış tesisleri gezmiş maç izlemiş ve gitmişti.
Giderken de Fenerbahçe hakkında övgü dolu sözler sarfetmişti. O, Fener'in Avrupa'nın yükselen bir yıldızı ve Avrupa'nın yeni bir markası olacağına inanmıştı. Bu inancını diyalogda olduğu herkese söylüyordu. Bunların arasında tabii ki hakemler de vardı.
Son Sevilla maçında hakemler daha önceleri bu tür gerilimli maçlarda hep Türk takımlarının aleyhine çaldıkları düdükleri çalmadılar. Hatta insiyatiflerini Fenerbahçe lehinde kullandılar. Çünkü onlar da Avrupa'nın bu iki marka takımının maçında Fener'i beğeniyorlardı. Çünkü Fener'i çok beğenen biri daha, Platini de kurmayları ile beraber tribündeydi.

Fenerbahçeli futbolcular da artık marka olduklarına inanmışlar ve iki sene üstüste UEFA kupasını almış rakiplerini hiç gözlerinde büyütmemişlerdi.

Netice ,muhteşem bir zafer ve Final Eight..

İşte tek tek oyuncular ve bütün olarak da takım, marka değerini herkese, en başta hakemlere gösterir ve kabul ettirirlerse; hakemler Fenerbahçe'nin son Aris ve Rytas maçlarında Fener aleyhinde çaldıkları veya çalmadıkları düdüklerle yaptıkları hataları,artık en azından psikolojik olarak bir daha yapmamaya özen gösterirler. Yine Fenerbahçe veya marka olmuş diğer bir Türk takımı aleyhinde verecekleri kararları bir daha gözden geçirerek en doğru kararı vermeye çalışırlar.

Bunların hepsi olacak. Tek tek oyuncularımız, sonra FB,BJK,GS ve Avrupa kupalarında mücadele eden diğer takımlarımız, özellikle bu hakem hatalarında canı en çok yanan Türk Telekom yakında Avrupa'da herkesin takdir ettiği ve saygı gösterdiği birer MARKA takım olacaklar. Bu gelişme Milli takımımıza da olumlu yansıyacak ve 2010 itibarile Milli takımımız da bir Dünya markası olacaktır.Tabii Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi markalarımızla beraber diğer yıldızlarımızı da çok iyi yönetecek marka bir Türk Coach Milli Takımımızın başında olma şartıyla.

Efes'ten fazla bahsetmedim. Çünkü onlar yıllardır Euroleague'de üst seviyede mücadele eden ve de tanınan bir marka. Başlarında da marka olmuş bir antrenör var. Ancak nedense bu antrenör bir türlü beklentileri karşılayamadı. Partizan ile yapılan ve gruptan çıkmak için hayati önem taşıyan maçta ne o ne de takım hiç iyi motive olamamış. Motivasyon konusunda en büyük sorumluluk antrenöre düşer. Ancak çok duygusal olan Türk oyuncuları motive etmek, Beşiktaş ve Galatasaray örneklerinde olduğu gibi Türk antrenörler tarafından daha güzel yapılabiliyor. Yabancı antrenörler mesela Tanjeviç ve Blatt bu konuda oldukça zorlanıyorlar. Bu da üzerinde düşünülüp tartışılması gereken bir konu bence. Blatt bu maçta çok hatalar yaptı. Baskılı savunmayı son beş dakikada yaptı 23 sayı fark kapandı. Sormazlar mı adama; daha önceleri nerelerdeydiniz, diye.Yani pres yapılırken genç oyuncular Barış Hersek ve Bora Hun Paçun'a da rotasyonu genişletmek adına şans verilebilirdi. Yazık oldu. Bu savunmayı daha önce uygulamaya koysaydı Efes Pilsen bu maçı kazanıp gruptan çıkma ümidini son maça taşıyabilirdi.
Bu arada Sconnie Penn'e özel bir parantez açmak gerekir.Bu maçta attığı 33 sayı ile hem marka değerini ortaya çıkardı hem de Euroligde haftanın MVP' si seçildi.

Artık bundan sonra onlar da, aynı Telekom gibi bütün güçleri ile lige asılacaklardır.
Hayırlısı olsun..

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari