|
Beko Basketbol Ligi’nde, bir sezon daha noktalandı. 16 yıl aradan sonra, hem de Efes Pilsen gibi bu ligin yıllardır en büyük temsilcisi olmuş bir kulübünü finalde 4-0 ile geçerek şampiyon olan Fenerbahçe Ülker; 100.yılında hedeflediği başarıyı elde etmiş oldu. Ligimizin uzun yıllardan sonra daha bir keyifli hale geldiği 2006-2007 sezonunda sürekli beraberdik. Şimdi sezon sonu gelmişken bu yılın kısa bir özetini geçerek hem ufak bir tekrar hem de son analizlerimizi yapmış olacağız.
Küme düşen takımlardan başlayalım yazımıza. Tekel ve Tofaş’tan yani.
Tekel sezon başında bütçede bir kısıtlamaya giderek, geçen yılın çeyrek final oynayan ekibini dağıttı. Bunun yerine sezona tamamen, Türk yapımı bir kadro ile girdiler. Aslında sezon öncesinde Tadım Türkiye Kupası’nda alınan farklı yenilgiler onlar için yeterli bir kıstastı; başlarına gelecekler açısından, ama onların uyanması biraz vakit aldı. Sonrasında gelen 3 yabancı oyuncuyla ilk yarının sonuna doğru umutları yeşerttiler, ancak 2.yarıda hedef maçlarda alınan yenilgiler takımın dibe vuruşunun resmi oldu.
Bir diğer küme düşen ekip ise Bursa’nın, Tofaş ekibiydi. Trajikomik bir küme düşme hikayesi ile bir anda kendilerini TB2L’de buldular. Sezon içinde Oyak Renault’a verdikleri 2 maçın onların başlarına bu denli büyük bir bela açacağını herhalde hiç tahmin etmemişlerdi. Genel anlamda bir türlü takım olamayan Tofaş, bunu başarabildiği maçlarda sürpriz galibiyetler de almadı değil, ancak dediğimiz gibi bunu pek nadir başarınca, ligde son hafta piyango onlara vurdu. Booker ve Wingate’den skor anlamında yeterli katkıyı göremeyen Bursa ekibi diğer yabancı seçimlerinde de doğruyu bulamayarak bir anlamda kendi ipini kendisi çekti…
Peki Tofaş ligden giderken, son hafta kümede kalmayı başaran takımlar hangileriydi?
Gerçekten haketmişler miydi, bu ligde bir sene daha oynamayı!
Beykoz takımı bu sene aslında lige renk katan bir ekipti. Potansiyelleri olan, kadrosundaki yabancılardan verim alan, taraftar desteğiyle güzel bir deplasman oldu bu ligde. Onların en büyük sorunu yerli kadrodaki zaaflarıydı. Paulino- Goss- Saunders üçlüsünden sezon boyunca üst düzey performans alan ekibin, Ted Kolej gibi bir performans yaratabilme imkanı varken bunu başaramayışı yerli kadroyu oluşturan isimlerde gizliydi. Seneye yabancı oyuncuları ellerinde tutabilirler mi belli değil ancak mutlaka yerli kadro kalitesini arttırmalılar. Oyak Renault, Bursa’nın; Tofaş’a nazaran daha zayıf halkasıydı ve beklenen olay onların küme düşmesiydi. Ancak ne olursa olsun, Oyak Renault bu sene ligin alt sırasında yarıştığı rakiplerine karşı iyi oynadı. Böylelikle ligde kaldılar. Tofaş’ı 2 kere yenen, Tekel’i 2 kere yenen, Beykoz’dan 1 galibiyet koparan, Alpella’dan 1 galibiyet koparan ekip; son hafta Galatasaray Cafe Crown’u yenerek de ligde kalmayı başardı. Ligin 2.yarısında sadece, 2 yabancı Charles Bennett ve Andre Woolridge ile oynayan Oyak Renault; tabir-i caizse aklını kullanarak ligde kaldı. Kazanması gereken maçları kazandı ve zoru başardı.
Küme düşmeyen yine de bu sezonu kayıp sezon, beklenenlerin gerçekleşmediği sezon olarak hatırlayacak takımlarımız da vardı.
En başta Banvit. Tab Baldwin yönetiminde 2 yılda inşa edilen ve ligde yarı final ile noktalanan başarı hikayesi bu yıl anlamsızca Mete Babaoğlu’na teslim edildi ve heder oldu. Bir çok oyuncu takıma küstürüldü. Mete Hoca’nın ardından Ülker altyapısında görev almış olan Selçuk Ernak getirildi. Selçuk Hoca ile birlikte takımda biraz daha toparlanma görüldü. Ligi şampiyon bitiren Fenerbahçe Ülker’i, Türkiye Kupası yarı finalinde yenerek final oynadılar. Enkazı tekrar ayağa kaldırmak bu sezon için imkansız gibiydi ve onlar da bunun bilinciyle kupada iyi bir derece elde ederek biraz olsun avundular. Bu noktada Mete Babaoğlu, zamanında unutulan Caner Topaloğlu’nu takıma adapte etti. Ve çok da iyi oldu. Caner’i, Ülker yıllarından tanıyan Selçuk Ernak onu verimli bir şekilde kullanarak takıma bir artı daha katmış oldu.
Beşiktaş Cola Turka’da yine bu sezonu kayıp olarak geçiren ekiplerden biriydi. Murat Didin ile girdikleri sezonda bir çok sakatlık sorunu yaşarken, yönetim kurulundan birkaç yönetici ve Murat Didin arasında çıkan anlaşmazlıklar takımın konsantrasyonunu düşürdü. Önce Thomas’ın sonra Didin’in takımdan ayrılması ile boşta kalan takımın başına Ufuk Sarıca getirildi. Reese ve Harvey’nin de sakatlıklarla boğuşması ile gencecik bir takımla play-off ve kupa çeyrek finalini oynamak zorunda kaldı. Beklendiği gibi kolayca saf dışı kalan Beşiktaş Cola Turka, bir sonraki sene için yatırım yapmak zorunda. Yoksa bu iş böyle olmayacak.
Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi’ne gelecek olursak onlar biraz özgüven eksikliğinin kurbanı oldular. Bir sezon boyunca kimlik bunalımı yaşayan takım, bazen peş peşe galibiyetler alırken bazen de bu serinin ardından arka arkaya mağlubiyet alarak: ‘’Kah play-off’, kah ligde kalma hedefiyle çıktı karşımıza.’’ Boddicker’ın sürüklediği takımda Yunus Çankaya da sezonun flaş isimlerinden biri oldu. Dixon bir türlü isteneni verememesine rağmen bir sezon boyunca Konyalı taraftarların ıslıklarına maruz bırakıldı. Kendall Dartez ise artistik ve hareketli oyunu nedeniyle taraftarın gözdelerindendi. Ancak o da yetersiz kaldı çoğu zaman. Bora Sancar’ın sezonun ilk birkaç haftasının ardından Tofaş’tan, Konya’ya geçmesi ile birlikte çizgisi yükseldi. Her ne olursa olsun; ne kadar eleştirilirse eleştirilsin bu sene takımın en iyilerindendi, tecrübeli Bora. Selçuk’un sezonun 2.yarısında Hakan Yavuz’un yerine Cengiz Karadağ’ı getirmesiyle biraz ivmelenen takım, sonrasında yeniden düşüşe geçti ve ligi beklenenden alt sıralarda tamamladı.
Mersin BŞB ve Pınar Karşıyaka ise bu sezona play-off hedefiyle başlayıp, aslında o hedefe ulaşacak kadar da basketbol oynayıp, hedefe ulaşamayan 2 takım olarak akılda kalacak.
Mersin BŞB en büyük sıkıntıyı yabancı oyuncu seçimlerinden yana çekti. Hakan Demir’in istediklerini yapmasına bir türlü izin veremeyen Mersin BŞB yönetimi, aslında hala biraz amatörce yönetildiğini de gösterdi sezon içerisinde. Sahip oldukları imkanları ve çoğu takımda olmayan seyirci desteğini değerlendirmeyi başarırlarsa ligin flaş takımı olabilirler yeni sezonda. Mersin BŞB deplasman maçlarında pek bir varlık gösteremedi bu sezon. Bu da onların hanesindeki önemli bir eksiydi.
İzmir’in, Kırmızı-Yeşilli ekibi Pınar Karşıyaka ise aslında renkli bir takımdı. Bunda Marcus Slaughter’ın da katkısı oldukça büyüktü. Onlar da tüm sezonu iyi bir 1 numara bulamamanın sıkıntısıyla geçirdi. Sezonu aslında 2 numara olan Snow’dan zoraki bir 1 numara yaratarak bitirdiler. İnanç Koç ve Serhat Çetin performanslarıyla kariyerlerinin en parlak sezonlarını yaşarlarken, büyük bir hayal kırıklığı da Griffith kanalından geldi Karşıyaka’ya. Bekleneni veremeyen tecrübeli oyuncu eski günlerini mumla arattı.
Alpella küme düştü denirken bir anda ayağa kalkıp, aldığı üst üste galibiyetlerle play-off kapısına kadar dayandı. Sezonun başında 2 yabancısı ve birbirine anlamsızca bakan, fizik anlamında neredeyse sıfır olan gençlerden kurulu bir takım sene sonunda birer aslan parçasına dönüştü. Caner Öner ve Ömer Aşık hemen öne fırladılar performanslarıyla. Withers ve Strcikland’da kolejden mezun olduktan sonraki ilk Avrupa deneyimlerinde tam bir büyük takım oyuncusu gibi oynamayı başardılar. Alaaddin Hoca’nın da büyük katkılarıyla sezonu imkanlar bazında müthiş bir şekilde noktalayan Alpella yeni sezonda da ligin renk veren takımı olmaya devam edecektir. Kendileriyle ilgili daha derin analiz için Alpella Lezzeti isimli köşe yazımızı da okuyabilirsiniz. Yaşadıkları gelişimi elimden geldiğince anlatmaya çalışmıştım.
Bu sezonun sürpriz performanslarını gerçekleştiren 2 takım vardı.
Darüşşafaka ve Casa Ted Kolejliler. Kolejlilerin başarısı aslında pek de sürpriz değildi bizler için, ancak yine de lige çıktıkları sezonda bu başarıyı elde etmeleri basketbolu kabaca takip edenler için süprizdi. CASA Mobilya’nın sponsorluğuyla sezona giren Ankara ekibi, en doğru işi yabancı transferinde yaptı. Nokta atışı diyebileceğimiz şekilde tamamladıkları yabancı transferleriyle sezona flaş bir giriş yaptılar. Green sezonun en ilgi çeken oyuncusuydu şüphesiz. Kısa boyuna rağmen oynadığı dev basketbol ile taraflı tarafsız herkesin gönlünde taht kurdu. Davis rahatsızlanıp sahalardan kopana kadar tam bir çağdaş 4 numara gibi oynadı. Hansen tecrübesiz oluşunu müthiş ribaunt ve blok sezgisiyle kapadı. Sonrasında ekibe katılan Shields ve Jensen de takıma ayak uydurunca iyi bir oluşum ortaya çıkmış oldu. Onlar da çoğu takım gibi yerli oyunculardan yana sıkıntı yaşadılar. Daha kaliteli yerli oyuncularla çok daha iyi yerlere gelebilirlerdi ama imkanlar bu kadardı maalesef. Ömer Ünver’in dış şut tehdidi onlar için önemliydi. Sezonun sonlarına doğru yaptığı çıkışla dikkatleri çeken Nezih Özbakır’ı da unutmamak gerek. Bir alkış da ona gönderelim. Ümit Milli Takım’daki performansıyla beğeni kazanan Berent, ise bu sezonu kayıp geçiren isimlerdendi.
Gelelim Daçka’ya. Altar Tunçkol ile lige giren sonrasında aldığı seri mağlubiyetlerin ardından yine de hocasına güvenen ve bunun semeresini alan Daçka yönetimini önden bir kutlamak gerek. Medyamızın aç kurt gibi yemeyi beklediği Altar Tunçkol’a kol kanat germeleri bu sezon onlara başarıyı getiren en önemli hamleydi. Tamamen genç isimlerden kurulu takımlarıyla lige giren Darüşşafaka koca bir sezonu gerçek bir uzuna sahip olmadan tamamladı. Bu açıklarını hızlı basketbol ve değişken savunma-hücum kavramlarıyla aşan Tunçkol’un öğrencileri; basketbollarını herkese beğendirmeyi başardı. Özellikle Jones’un skorer kimliği onlar için çok değerliydi. Bunun yanında Polat Kocaoğlu’nun; Mehmet Okur tarzı oyunu ile altın çağını yaşaması, Erdem’in hırsı, Dobie’nin vites arttırma kabiliyeti, Sinan’ın, Soner’in, Caner’in, Kadir’in heyecanları güzel bir sezonu arkalarında bırakmalarına yardımcı oldu. Bakalım yeni sezonda Altar Tunçkol, takımını sahaya nasıl bir düzende sürecek?
Gelelim tepe 4’lüye..
Son yıllarda basketbolda büyük bir düşüş içinde olan, hatta bir ara play-out tecrübesi yaşamışlığı bile olan Galatasaray Cafe Crown, kendi evladı olan ve Ülker ile geçen yıl şampiyonluk yaşayan Murat Özyer’e koltuğu devrederek başladı sezona. Yeni bir oluşumla yepyeni bir kadro kuruldu. Kolay fikstürlerinin de avantajıyla sezona fırtına gibi giren Sarı-Kırmızılılar ilk şoku Fitch’in sakatlığı nedeniyle oynayamadığı Telekom deplasmanında yaşadı. Alınan farklı yenilgi, bu takım tek bir adama mı bakıyor sorusunu gündeme taşıdı. Fitch, Murat Özyer için sürekli bir engel oldu aslında. Müthiş bir şutör, tek başına maç alabiliyor, ancak bazen o kadar şahsi oynuyor ki 7-8 hücum takım arkadaşlarının eline top değdirmediği oluyordu. Ee… bu sistem de Murat Özyer’in anlayışına tamamen tersti.Bu da böyle olunca Fitch; ‘atsan atılmaz, tutsan tutulmaz’ tabirinde bir adam gibiydi. Zaten kaybettikleri maçlarda hemen onu çıkarıp aslında istediği düzeni (Tufan-Mithat-Murat ile baskılı savunma) oynatan Murat Özyer bir anlamda tepkisini de koyuyordu. Uzun oyunculardan yana da sıkıntı çeken Galatasaray, McGowan-Holmann ikilisinden hiçbir hayır görmedi. Bunlara bir de çok güvenilen Fatih Solak’ın bu seneki düşük performansı eklenince sıkıntının boyutu da arttı. Graves takıma katılıp biraz hareket getirdi ancak o da elbette yeterli olamadı tek başına. Galatasaray’ın en büyük handikapı ve bu sezon içinde kalan ukdesi ilk 3 sıradaki takımlarla yaptığı toplam 9 maçta hiç galibiyet alamayışıydı. Takımın evet ben yenebilirim o takımları demesini engelleyen bu başarısızlık, takımın özgüvenini de olumsuz yönde etkiledi elbette. Bu sezon Tufan’ı ve seyircisini kazanan Galatasaray son 4’e kalarak Avrupa biletini de almış oldu. Gerçi Fiba Cup onları tatmin edebilecek bir oluşum değil ama seneye daha iyilerini başarabilirler daha akıllı transfer politikası ve biraz daha maddi destek ile...
Türk Telekom..
Harika başlayan bir sezon tamamen ‘’Ellerim Bomboş’’ tadında bitti onlar için. Bu sezon kurulan geniş ve güçlü kadro ile hakikaten büyük işler başardılar. Evet belki dediğimiz gibi elleri bomboş kaldı, hiçbir somut başarı elde edemediler ama yine de isteyince olabileceğini gördüler. Güvenlerini tepe noktaya çektiler. Banvit’e kaybedilen 2 kritik maç, Karşıyaka deplasmanında alınan mağlubiyet, ligi 1.sırada bitirmelerine engel oldu. Eğer iyi bir yerden girselerdi play-off’lara, kesinlikle çok daha başarılı olacaklardı. O, ufak şok onlara manevi olarak da çok şey kaybettirdi. Avrupa’da çok yoğun geçen bir sezonla birlikte ligi de iyi götürmelerine rağmen, belli bir yerde onlar da yorgunluğa teslim oldular. Ki bunu ben çok daha önce bekliyordum, onlar yine epey iyi götürdüler. Takımın kritik pozisyonlarındaki isimlerin yaşlarının fazla olması (Alston, Alper, Haluk) onları biraz zorladı. Ancak dediğim gibi onlar bu sezon kupa almasalar da, almak istediklerini; alabileceklerini, doğru yolda olduklarını fazlasıyla gördüler. Yeni sezonda çok daha kuvvetli gelecekler. Çok daha güçlü olacaklar. Bunun haberlerini de alıyoruz. Bu sezon Dudley’in yükselen performansının devamı, Muratcan, Haluk ve Tutku’nun adeta 2.baharlarını yaşamaları, Jagla’nın sürpriz performansı, Alston’un takıma kattığı tecrübe hep akıllarda kalacak olumlu gelişmelerdi.
Efes Pilsen’e sıra gelince aklıma sezon başındaki yazım geldi. Takıma katılan 2 sayı kralı isimle ve Cenk’in 3 numarada tek seçenek olmasıyla beraber, bu takımın Oktay Mahmuti anlayışına nasıl ayak uyduracağını bir türlü gözümün önüne getirememiştim. Ve hep bunu belirtmiştim yazılarımda. Ne Nicholas ne de Jenkins gerçek bir 1 numara değillerdi. Ama görünen köy, onların beraber oynayacağıydı. Jenkins deliciliğiyle, iş bitirici bir isimdi. Nicholas’ta müthiş bir şutördü ama Mahmuti bu adamlara bu denli serbestliği nasıl tanıyacaktı ki. Ya da başka bir deyişle bu adamların savunmadaki noksanlıklarına nasıl tahammül edecekti?
Sezon başladı. Amerika turnesiyle birlikte takım hem fiziksel olarak hem de mental olarak yıprandı. Onun şokunu atlatmaları bir 3-4 haftayı buldu. Efes bildiğimiz Efes gibi oynamıyordu ama bu çok açıktı. Kaldı ki oyuncular da buna rağmen kendi stillerinde oynayamıyorlardı. Haislip tamamen hapis edilmiş durumda, Jenkins sürekli fazla içeri dalma diye dizginlenmekte, tüm oyun Prkacin’in içerden oyunu kurup Nicholas’a Cenk’e şut yaratmasına kalıyordu. Jenkins arasıra bu düzeni bozup kafasına göre oynuyordu, ama hemen Cüneyt ile yer değiştiriliyordu. Sene içinde Cenk kadro dışı bırakıldı, Haislip, Mirsad’ı yumrukladığı için ceza aldı, Jenkins ailevi problemler yüzünden bir ara oynayamadı.. Sıkıntı da çekmedi değiller ama dediğim gibi takım baştan yanlış kuruldu. 2.yarıda Jenkins’in biraz toparlanır gibi olsa da bu TBL için geçerliydi.Efes bu yıl, Euroleague’de epey kötü bir sezonu geride bıraktı. Nitekim bu sene Türkiye Kupası’nı alabilen Efes, lig finalinde Fenerbahçe Ülker karşısında son 2 sezonda 2. kere süpürülerek şampiyonluğa el salladı. Takım final serisinde tamamen iflas ettiği ele güne gösterdi. Efes gibi bir takımın çok iyi bir 1 numarası olması gerekiyor her şeyden önce. Yeni sezonda biraz daha bu konuya eğilirlerse ve artık jübile vakti gelmiş Prkacin’in yerine iyi de bir 5 numara koyabilirlerse yeniden takımı canlandırabilirler. Yoksa takımın kimyasını bozdukları gibi bu yanlış ısrara devam ederlerse seneye süpürülecek bir finali bile göremezler.
Ve son olarakta 2006-2007 Türkiye Basketbol Ligi Şampiyonu Fenerbahçe Ülker
100. yılında Ülker desteğiyle iyi bir organizasyon kuran Fenerbahçe, 16 yıllık özlemi dindirmek amacıyla çıktığı yolda mutlu sona ulaşmayı başardı. Buraya gelene kadar epey sıkıntı çeken Sarı-Lacivertliler, aslında sene başında çok da doğru bir kadro kurmamışlardı. Solomon-İbrahim-Mrsic-Kambala-Mirsad.. Bu adamlara nasıl top yetiştirecekti Fenerbahçe Ülker. Tamamen sallama şutlara dayalı bir oyunla koca bir ilk yarıyı ve koca bir Euroleague dönemini geçiren Sarı-Lacivertliler hiç de umut vermiyorlardı açıkçası. Gerçi bunda evet takımın yeni kurulması, Solomon’un, Kambala’nın, Semih’in; Ülker’den gelen oyuncularla ilk kez bir arada oynuyor olmalarının çok etkisi vardı ama yine de takımda bir şeylerin ters gittiği belliydi. Kambala’nın doping cezasıyla birlikte, Örs kritik bir karar verip; Oğuz-Semih ikilisine güvendi. Basden isimli sene sonunda gizli bir kahramanlık destanı yazacak adamı kadroya dahil etti. Solomon’a, meçhul Taksim olayından sonra ona sahip çıkıldı. Kafasını sahaya vermesi sağlandı, uzun kollarıyla savunma yönünü ne denli baskın kullanabileceği hatırlatıldı.Bu arada Mirsad’ın cezası bitti ve takıma katıldı. Bunlar hep artılardı, Fenerbahçe Ülker adına. Ve nihayet oyuncuların çoğunun bir an önce gelsin diye bekledikleri final serisi gelip çattığında müthiş bir performansla, 4-0’ı yakalayıp mutlu sona ulaştılar. Ömer’in müthiş savunması, Basden’ın inanılmaz yararlı oyunu, Mrsic’in ekstra şutları, Solomon’un son maç hariç gösterdiği 5 yıldızlık oyunu, Mirsad’ın hırsı ve dış şut tehdidi onlar için işi çok kolay hale soktu. Ancak bu başarıya kanıp seneye takıma takviye yapmama gibi bir düşünceye inşallah düşmez, Fenerbahçe Ülker. Şu anki düzeni bozmadan yapılacak 1-2 kritik takviye ile bu takım Euroleague’de de çok ses getirecektir bence. Takım savunmasının Euroleague’de oynanan maçlarla nasıl bir hal aldığını herkes gördü, seneye orada çok daha tecrübeli ve çok daha neyin ne olduğunu bilen bir takım izleyeceğiz gibime geliyor…
Bir sezon boyunca elimden geldiğince sizlere takımlar hakkında bilgileri vermeye çalıştım. Basketbola gösterilen ilgisizliğin hepimiz farkındayız ve böyle olunca da reytingin paraya dönüştüğü çağımızda ilgisiz olunan bir konu nedeniyle çoğu zaman da insanlar maçları takip edememiyor. Bir yerde bu açığı da kapatmakla görevliydik ve izlediğimiz maçlardan sizlere takımların oyun stillerini, oyuncuların saha içi performanslarını da bildirmeye çalıştık. Bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Yeni sezonda da yazılarımızla sizlere yardımcı olmaya çalışacağız. Çok daha keyifli bir yıl ve çok daha reytingli bir TBL ile karşılaşmak ümidiyle…
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|