Son senelerde Batı’nın, Doğu karşısında ki üstünlüğünün, Batı play-off’larının reytinglerinin; Doğu play-off’ları karşısında ezici bir yükselişe neden olduğunu gördük.Hatta geçen sene ki oylamalarda Batı yarı finalinde Dallas-Spurs serisinin, NBA Finalinden daha zevkli bir seri olduğu da ortaya çıktı. Böyle bir ortam altında şampiyonluğun güçlü adayları; Phoenix, Spurs ve Dallas birbirleriyle yarışacak yine en çok reyting alan seriler Batı play-off’larından çıkacaktı.
İlk turlar belli olduğunda bu güçlü ekiplerin taraftarları ilk turları çantada keklik gördüğünden bir sonraki turların konuşmaları, iddialaşmaları hakimdi ve herkes final tahmini yapıyordu.Ama bazı sürprizler oldu ve bunu playoff öncesi hiç kimse tahmin edemezdi. Belki de Dallas fazla küçümseyişine mağlup oldu, Phoenix acemiliğine kurban oldu.Her takımın galibiyetinin, mağlubiyetinin altında bir sürü neden var elbet birazdan bunları irdeleyeceğiz.Ama Batı play-off’ları boyunca beklediğimiz oldu ve bu seriler en çok konuşulan, finalden bile daha çok izlenen, tartışılan seriler oldu. Daha detaya girmeden önce bütün NBA severlerin Batı Konferansı hakkında ki düşüncesi belliydi; Batı da şampiyon olan, Nba’de Şampiyon olur.. İlk Turlar; Dallas Mavericks – Golden State Warriors Geçen sene Miami’ye finalde kaybederek şampiyonluğu kıl payı kaçıran Dallas için sezon çok iyi geçmiş, NBA’in lideri olmuşlardı.Bütün bu başarılar herkesi onların NBA şampiyonluğuna kilitlemişti.Bütün bunların yanında Dallas’ın yedek kadroyla çıkıp, bilerek yenildiği Golden State bu şekilde play-off’lara kalmıştı.Ve 13 seneden sonra ilk defa play-off’lara kalan bir takım ve arkasında ateşli seyircisi vardı. Seriden önce Golden State’in ligde Dallas’a hep ters gelip, her seferinde yenmesi kimseyi endişelendirmiyor, herkes play-off’ların farklı olduğunu savunuyordu.Nitekim Dallas’ın finale kadar çıkan tecrübesinin yanında Golden State’in 13 senedir play-off’lara kalamayışını düşünürsek haklı da sayılırlardı.Hesaba katılmayan şey mücadele, hırs , bir avuç cesur yürek ve Golden State seyircisinin tutkulu destekleriydi. Seri öncesi Dallas’tan beklenen bu işi olabildiğince çabuk bitirmek, Golden State’ten beklenen ise turu geçemese de çekişmeli bir seri yaratmaktı. Ama Seri başladığında her şey değişti.İlk maçta Dallas o bildiğimiz sezon performansından uzak, o sıralarda MVP için adı geçen Dirk rezalet bir oyun ortaya koyuyordu.Ve ilk maçta yenilerek saha avantajını kaybetti.2.maçta onlar için yenilmek intihar etmek demek olurdu nitekim yenilmediler ve seri 1-1’e geldi.İşte yine bu noktada Cuban dahi herkes serinin geçileceğinden hala emindi. Ama sonraki 2 maç gösterdi ki Dallas’ın kafası başka yerlerde ya da rakibini çok fazla küçümsediler.Nowitzki rezalet oyununa devam ederken, geçen sene yılın koçu seçilen Avery’nin ardı ardına gelen hataları, GS koçu Don Nelson’un mükemmel hamleleri ve Baron Davis’in kusursuz oyunu sahneye çıkınca Golden State iki maçı da alarak seriyi 3-1’e getirdi. 5 . maç herkese göre dönüm noktası; Dallas’a göre ise ya tamam ya devam maçıydı.Nowitzki bunun bilincinde oynayarak taraftarları önünde özellikle son periyotta inanılmaz bir performans göstererek bu maçı getirdi ama sanki biraz geç kalmıştı.Serinin son maçına gelindiğinde beklenti Dallas’ın kazanacağı ve durumun 3-3 ‘ê geleceğiydi.Baron Davis ve arkadaşları böyle bir durumda serinin zora gireceğini biliyorlardı ve işi bu maçta bitirmelerinin gerektiğinin bilincindelerdi.. 6. Maçta belki de Golden State tarihinin en iyi maçını çıkarttı.İnanılmaz yüksek şut isabeti ile oynadılar ve tarih yazdılar.Dereyi görmeden paçaları sıvıyan Dallas’a inanılmaz bir ders verdiler.Ve bu kadar önemli bir maçta rakiplerini ezerek, 25 sayı farkla salondan silerek turu geçtiler. Avery’nin sezon boyunca takımı at gibi koşturması, rotasyonu sağlayamaması, kritik yerlerde kritik kararlarda hep hata yapması ve karşısında Don Nelson gibi bir adamın ve onun motive ettiği Baron Davis gibi birinin olması ile Dallas bu turdan elendi. Bu senenin en büyük sürprizi gerçekleşmiş, tüm takımların çok sevdiği(!) Cuban başı önde, hiç beklemediği bir sonuç ile ezeli rakibi Spurs’un şampiyonluğunu televizyondan ibretle izlemek üzere evinin yolunu tutmuştu.. Golden State 4 - Dallas Mavericks 2 Utah Jazz – Houston Rockets Houston bu seride belki de ilk defa olarak Yao ve T-Macli tam kadro ile oynuyordu.Yıllardır ilk turdan öteye gidemeyen Houston’da özelikle T-Mac buna dur demek istiyordu.Karşı taraflarında da kendilerinden hiç beklenmediği halde inanılmaz bir çıkış yapan ve bir anda gündeme oturan Utah Jazz vardı. Utah Jazz’ın bu seneki misyonunu tamamladığını ve artık daha ileri gidemeyeceğini , Houston’ın ise ilk defa sakatlıklarla uğraşmayışının verdiği fırsat ile bu turu çok isteyen taraf olduğu geçeceği düşünülüyordu. Nitekim ilk iki maçta , içeride Memo ile Yao’yu iyi savunmasına rağmen T-Mac’ı durduramayan Utah savunması mağlubiyetleri engelleyemedi.Herkes artık turun 4-0 ya da 4-1 biteceğini düşünürken Utah artık T-Mac’î de bir nevi devre dışı bırakmayı başararak durumu 2-2 ‘ye getirdi.5.maç çok önemliydi ve NBA tarihine baktığımızda durum 2-2 iken 5.maçı alan takım genelde turu geçmişti ve yine öyle olacağı düşünülüyordu. Houston 5.maçı almıştı ve artık avantaj ondaydı.6.maçta durumu 3-3’e getiren Utah’ın son bir çırpınışı olduğu düşünülüyordu.(Aslında Utah’ın NBA Pazarında küçük bir yer sahip olmasından dolayı hiç kimse Utah’a hakkını vermemiştir).Son maçta Boozer’ın mükemmel oyunu ve Memo’nun hem hücum hem savunma katkısıyla Utah maçı deplasmanda kazandı ve kendisine inanmayan herkesi yanıltarak yarı finale çıkmaya başardı. Genel analiz yapacak olursak; Seri öncesi saha avantajı, yetenek, boy her şey Houston lehine gözüküyordu.Ama gerçek inanç ve hırs, Jerry Sloan’un tercrübe ve yeteneğiyle birleşince Utah her anlamda çok zorlu bir seriyi geride bırakarak yarı finale çıkmayı başardı.Ligin en flaş ekibi bir sürpriz daha gerçekleştirmişti.. T-Mac bir kez daha ilk turu geçememenin verdiği üzüntü ile soyunma odasına doğru gidiyordu.. San Antonio Spurs – Denver Nuggets
Şampiyon play-off’lara Denver serisi ile başladı.Bu maça gelirken Denver’in geçileceği herkes tarafından biliniyordu ama Iverson’ı kadrosuna katarak takımını güçlendiren Denver için az da olsa bir umut vardı.Özellikle Denver taraftarları Iverson&Melo ikilisinin durdurulamayacak olduğunu düşünüyorlar, Spurs’e şans vermiyorlardı. Spurs savunması ve Spurs oyun tarzının en çok sevdiği takım tipinin; Denver gibi bir iki oyuncuya bağlı takım tipi olduğu Denverlılar tarafından unutuluyordu. İlk maç AT&T Center’da oynanıyordu.Play-off’lara yapılabilecek en kötü başlangıçlardan birini yapan Spurs, büyük üçlüsünden neredeyse sıfır katkı aldığı maçta Denver’a boyun eğdi.Saha avantajının Denver’a geçmesi ve ilk maçta Spurs’ün bu kadar kötü oynaması Spurs etrafında dolaşan akbabaların iştahını arttırmıştı. Ancak gerçek olan şuydu ki; Spurs bir sonraki maça hiçbir şey olmamış gibi başlar ve hatta aldığı her mağlubiyette yediği fark açıldıkça bir sonraki maçı kazanma şansı bununla paralel olarak artardı.Nitekim de öyle oldu ve Spurs sonraki çıktığı maçları bir bir kazandı.Maçların genelinde 90 sayının üzerine çıkan Spurs rakibinin bu sayının üzerine çıkmasına güçlü savunması ile izin vermedi. 4 maç üst üste hiç fire vermeden kazanan Spurs seriyi erken bitirmeyi başardı.En azından bu 4-1’lik skor Denver taraftarlarının takımlarının gerçek gücünü görmelerini ve bir iki yıldızla iş yapan takımların playofflarda yeri olmadığını anlamasını sağladı. Spurs bu seride her maçta farklı bir yıldızından destek alarak takım oyununun önemini gösterdi ve şampiyonluğa giden yolda emin adımlarla ilerledi. Phoenix Suns – Los Angeles Lakers İlk turlar başlamadan belki de en çok konuşulan seri buydu.Şampiyonluğun güçlü adayı Phoenix Suns geçen sene belki de biraz da şansıyla geçtiği Lakers ile karşı karşıyaydı. Geçtiğimiz sene Lakers’ın gücünü ve Kobe’nin yaptıklarını görenler bu seriyi heyecanla bekliyorlardı.Nitekim Lakers elindeki seriyi, neredeyse garantilediği seriyi elleriyle hediye etmişti geçen sene.Gözler bu sene performansını daha da arttıran Kobe’nin üzerinde ve ona karşı ne yapacakları merak edilen Nash ve arkadaşlarındaydı. Bilinen bir şey vardı ki Phoenix geçen seneden çok farklıydı.Nitekim ilk 2 maçta çok rahat bir galibiyet aldılar üstelik 2.maçta 28 sayılık bir farkın gelmesi ile bir çokları için bu seri bitmişti bile.. Bir sonraki maç Lakers için ya tamam ya devam niteliği taşıyordu ve beklenen olmuştu.Kobe kendi seyircisinin de önünde ilk 2 maçtaki suskunluğunu 45 sayı atarak bozmuş ve durumu 2-1 ‘ getirmişti. İşte şimdi seri yeniden başlıyor ve geçen sene Phoenix’in kendilerine yaptığını bu sene Lakers onlara yapmak istiyordu.Ama daha öncede belirttiğimiz gibi Phoenix takımı her şeyiyle bu sene daha farklı, daha güçlü ve daha inançlı bir ekipti.Bu işi riske atmaya hiç niyetleri yoktu, üstelik biliyorlardı ki Kobe’nin tam anlamıyla havaya girmesi onlar için bu serinin sonu olurdu. O yüzden 4. ve 5. maça büyük bir ciddiyet ile çıktılar ve seriyi 4-1 lik bir skorla rahat geçtiler. Bu seride en iyi altıncı adamları Barbosa’nın katkısı, yaptıkları birebir oyunlar, Amare’nin özellikle ribaundlarda kendisini aşan bir performans sergilemesi ve Kobe’yi geçen seneye nazaran daha iyi savunmaları , Kobe’nin sezon ortasında yaşadığı sakatlığın etkileri, takım olarak Phoenix’in Lakers’dan en az 2-3 gömlek üstün olduğu gerçeği seriyi Pheonix’e rahat bir şekilde getirdi. Belki de kimsenin beklemediği bu sonuç; Phoenix adına Spurs’e verilen bir gözdağıydı ve Lakers adına da takımlarının ne kadar yetersiz olduğunun göstergesiydi.Efsane Lakers eski günlerinden çok çok uzaktaydı.Phill Jackson dahi onları kurtarmaya yetmemişti… Yarı Finaller.. En sonunda belki Finallerden daha fazla reyting alacak Batı yarı finallerine gelmiştik.Burada konuşulan tek bir şey vardı ; o da Spurs – Phoenix serisiydi.Çünkü diğer taraftan Utah veya Golden State’in gelecek olması, Doğu’da da güçlü bir rakip olmaması sebebiyle bu turu geçen bir çok otoritenin ortak görüşüyle şampiyon olmaya en yakın takımdı. Utah Jazz – Golden State
Phoenix – Spurs serisinin gölgesinde kalan bir seri oldu iki takım içinde.Aslında iki takımın burada olması çok büyük bir sürprizdi.Nitekim herkes Dallas-Houston serisi beklerken; bu iki takımda elenip, evine dönmek zorunda kaldı.Utah Jazz, Houston karşısında oynadığı oyunu GS’ye karşı da oynayıp finale çıkmak ve eski günlere nazire yapmak istiyordu.Karşılarında ise Dallas’ı elemiş, sahadan silmiş, ezerek geçmiş bir takım vardı.Üstelik çok yüksek şut isabeti ile oynuyor ve koçları Don Nelson tarafından iyi yönlendiriliyorlardı.Ama Utah’ın da kurt hocası Jerry Sloan vardı. Seri başladığında Utah’ın dersine iyi çalıştığı açık olarak belli oluyordu.26.8 sayı ortalama ile oynayan Davis yalnız kalıp, 25 sayı ortalama ile oynayan Boozer’a takım arkadaşları (özellikle Deron) eşlik edince Utah için çok zor bir seri olmadı.Golden State sanki Dallas’ı eleyip bu seneki görevini tamamlamış,hedefine ulaşmış gibi oynadı desek yanılmış olmayız.Dallas serisinde ne kadar giren şut varsa; bu seride de şutlar bir o kadar girmedi.Zaman zaman Krilenko’nun da geri dönüş yapması Golden State’in işini daha da zorlaştırdı.Utah adına farkı yaratan isim ise kesinlikle Derek Fisher’dı.En kritik yerlerde, en kritik şutları sayıya çevirmesi, eli titremeden atması, takıma ağabeylik etmesi yönüyle de bu serinin gerçek kahramanı sayılabilirdi.Fisher’in geri dönüşü gerçekleşmişti.Deron Williams da kırk yıllık tecrübelere taş çıkarır bir şekilde oynamayı başardı..Gerçekten daha 2. yılını geçiren biri için bu çok büyük bir başarıydı. Utah’ın seriyi 4-1 ile geçmesi yarı final mücadelesine yakışmayacak bir şeydi ama Utah göze hoş gelen bir oyun sergiliyordu.Bu serinin kısa özeti; Golden State, seriyi izleyen Dallas’lılara ‘Biz bu takıma mı elendik?’ dedirtecek kadar kötü, Utah ise akıllarda acaba Spurs’u eleyebilirler mi şüphesi bırakacak kadar güzel oynadı.Sene başında Utah’ın finale çıkacağını söyleyenlerle dalga geçilirken, bu muhteşem sonuç karşısında şimdi elleri sıkılıyor. Phoenix Suns – San Antonio Spurs Geçen sene Dallas’a elenen Phoenix bu sene Spurs’u geçmenin NBA şampiyonluğuna ulaşmak olduğunun bilincindeydi.Karşı karşıya gelen iki takımında kendine özel bazı özellikleri vardı. >Suns NBA’in en iyi hücum takımı, Spurs’de en iyi savunma takımıydı. En iyi hücum savunmadır diyen atalarımızın ne kadar haklı olduğu bu seri ile ortaya çıkacaktı.Ama Phoenix’in bu turu rahat geçeceğini düşünenlerin yanılgısı; Spurs’un de Phoenix kadar iyi hücum yapabileceğini unutmalarından kaynaklanıyordu.Spurs cephesinde geçen sene Dallas’a çok şanssız bir şekilde elenmenin üzüntüsü unutulmamış , aynı şeyin tekrar olmaması için önlemler alınmıştı. İlk maç Phoenix’in kendi sahasındaydı. Spurs ilk maçta kendisine güvenenleri yanıltmadı ve deplasmanda Phoenix’i yenerek seride 1-0 öne geçti.Maçın 111-106 gibi Spurs’un alışık olmadığı bir skorla bitmesi Spurs’un nabza göre şerbet verme özelliğinden başka bir şey değildi.Maçta Duncan’ın attığı 33 sayıya, Parker da 32 sayı ile eşlik etti. İlk maç ile beraber saha avantajını eline geçiren Spurs ikinci maçı da kazanıp moralleri iyice bozmak; Suns ise bu maçı kazanarak avantajı tamamen Spurs’u eline bırakmak istemiyordu.Suns maçı kazandı ama kimsenin beklemediği farkla ! 20 sayı fark yiyen Spurs için kabus dolu bir gece olmuştu.Spurs’un yaşlı takımına ilk maçtaki temponun fazla geldiğini, ikinci maçta Spurs’un çöktüğünü yazmaya başlayanlar çoktan ortaya çıkmıştı.Bu maçtan sonraki kişisel görüşüm ise bu farka Spurs’lulerin sevimesi gerektiğidir.Spurs normal bir şekilde yenilse 3.maçte yenilme ihtimalimi daha fazlaydı ama yenilen fark her zaman Spurs’u kendine getiriyordu.Yine öyle mi olacak dı ? 3.maç Spurs’e taşınmıştı.Yenilen farktan sonra daha disiplinli ve düzenli bir Spur vardı sahada.Spurs bu maçta yine 100 sayının üzerinde atarak ve yiyerek galip gelmeyi başardı.Duncan’ın 33 sayısına bu sefer Arjantinli yıldız Ginobili eşlik etmişti. 4.maç başlarken; Phoenix’in tek amacı bu maçı alıp Spurs’un ele geçirdiği saha avantajını yok etmekti.Haklılardı da serinin 3-1’e gelmesi serinin bitmesi anlamına geliyordu ama Spurs’u kendi evinde yenmek kolay bir iş değildi.Spurs maça iyi başladı ve ilk üç periyot üstün olan taraf Spurs’du fakat Phoenix’in son periyottaki 32-18lik oyunu her şeyi bozdu ve Phoenix bu maçtan galip geldi.Ama altı çizilmesi gereken bir nokta vardı bu maçta.Belki de bu seriden daha fazla konuşulan bir olaya dönüştü.Big Shot Robert Horry’nin Steve Nash’e omuz atıp Nash’in yere düşmesiyle birlikte bençte oturan Diaw ve serinin yıldızı Amare sahaya girmişti.Bunun cezası belliydi. David Stern maçtan sonra Horry’e 2 , Diaw ve Amare’ye 1 maç ceza verildiğini açıklarken; hareketi yapan Spurs ama Phoenix oyuncularının acemiliği yüzünden bu hareketten karlı çıkan yine Spurs olmuştu.Bu karar belki de NBA tarihine geçecek ve serinin kaderini değiştirecek bir karar olmuştu.Kesin olan bir şey vardı ki deplasmana giden Spurs inanılmaz bir avantaj kazanmıştı. Herkes Diaw ve Amare’nin yokluğunda Spurs’un 5. maçı çok rahat alacağını düşünürken ilk yarı oluşan fark 11 sayı Spurs lehineydi.Spurs cephesinde moraller bozuktu.Amare ve Diaw yokken bile bu maçı kazanamamaları bir nevi turu bırakmalarına sebep olacaktı.Ama ikinci yarı özellikle son periyot bambaşkaydı Spurs sanki.Popovic’in tecrübeli öğrencileri her şeyin farkında galibiyet için savaşıyorlardı.Son dakikalara kadar fark 7-8 sayılarda devam ediyordu.Ama Ginobili’nin her zaman ki ateşleyici oyunu ve seri boyunca beklenileni veremeyen Bowen’ın kritik üçlükleri ile Spurs geride götürdüğü bir maçta son periyotta ki 2-32-23’lük oyun ile 88-85 lik skorla galip gelmeyi başararak rakiplerinin ‘çaylak’ seviyesinde davranışı yüzünden aldığı cezayı çok iyi değerlendirmişti. Artık serinin 6.maçı At&t Center’da oynanacaktı ve Spurs bu maçın ne kadar önemli olduğunun farkındaydı.Phoenix’te ise kafalar halan verilen cezalarda, yapılan tek şey Stern’ü suçlamaya devam etmekti.Geçen maçta Amare ve Diaw gibi iki önemli ismin yokluğunda bile son anda yenilen Phoenix bu maçı alarak işi kendi sahasında bitirmek istiyordu.Buna Spurs ve yüksek tecrübesi izin vermedi.Amare’nin 38 sayılık şahane oyununa Parker 30 sayı ile cevap verip, bir önceki maçta Bowen’ın yaptığını bu maçta yapan Ginobili’nin attığı 33 sayı galibiyete yetti.. Serinin bitiminden sonra maalesef akıllarda kalan Spurs’un muhteşem oyunu değil, Horry’nin Nash’a yaptığı hareketti.Artık Spurs taraftarları Utah-GS serisinden kim gelirse gelsin Batının en büyüğü olduklarının bilincindeydiler.Son 10 senedir olduğu gibi.. Büyük Final NBA’de Batı finaline girilirken Suns-Spurs serisinin galibinin şampiyon olacağı düşüncesi halen herkeste hakimdi.Yine de herkes olacakları merak ediyor, Utah’ın NBA’in en iyi takımı karşısında ne yapacağını merak ediyordu. San Antonio Spurs – Utah Jazz
Batı final serisi en sonunda başlıyordu.Belki de bu 2 takımın finalde olması bir çok otorite ve basketbol severi şaşırtmıştı ama bunun nedeni iki takımında savunmaya önem verip, takım oyunu oynamasıydı.Bakacak olursak Phoenix’i geçen Spurs artık daha rahattı ve bütün NBA Severler bu turu Spurs’ün geçeceğini biliyordu ama yine de Spurs’ün, Phoenix serisinden yorgun gelmesi, Utah’ın her seride insanları şaşırtması, Spurs’un belalısı olarak bilinen Fisher’in geri dönmesi, Duncan’a yaptığı savunma ile ve Spurs’un belalısı oluşu ile bilinen Memo’nun oynaması gibi faktörler insanların akıllarında bazı soru işaretleri bırakmıştı.Ayrıca Jerry Sloan’ın şu ana kadar işe yarayan taktikleri Spurs karşısında da tutabilir miydi ? Serinin ilk maçı başladığında Spurs maça hakim olan taraftı.İyi başlayan Utah Jazz olmasına rağmen sonradan oyuna giren Ginobili maçı değiştiren isim oldu ve ikinci periyotta fark 18 sayıya kadar çıktı.Bu kadar rahat bir maç çıkarmak belki de Spurs’lülerin bile beklemediği bir şeydi.Zaten öyle olacak ki maçın ikinci yarısında saha da daha çok uyuyan bir Spurs vardı.Farkın vermiş olduğu rehavet Spurs’u biraz gevşetmişti.Bu boşlukta Deron ile sayılar bulan Utah farkı tek haneli sayılara çekmeyi başarsa da mağlubiyetten kurtulamadı. İkinci maçta Utah’ın daha iyi olacağı, son periyotta ki oyunu bütün maça yayacağı düşünülüyordu.Maça da Utah iyi başlamıştı ama gidişat itibarı ile ilk maçın aynısı olacaktı.Sıkışıp kalan ve hücumda doğru düzgün sayı üretemeyen Spurs’de Ginobili’nin oyuna girmesi ve yine takımı ateşlemesiyle ilk maçta olduğu gibi fark ikinci periyotta kapanmayacak kadar açıldı.Yine ilk maçta olduğu gibi sonlara doğru bir ayağa kalkış olsa da yetmedi ve Spurs durumu 2-0’a getirdi. Üçüncü maç gerçekten çok farklıydı.Utah için ayağa kalkış, haykırış maçıydı sanki.İlk 2 maç hiç olmamışçasına oynadı Utah, Spurs’te ise sanki seri bitmiş gibi bir hava vardı üçüncü maçta.İlk periyot yine 8 sayılık üstünlüğü vardı Spurs’ün.Bu sefer bu ilk periyot diğerlerinden çok daha iyi geçmişti Spurs adına.İnsanların korktuğu farkın daha da açılacağıydı.İkinci periyotta fark biraz kapanır gibi oldu ama yine de Spurs’ün üstünlüğünde geçti.Devre arasına gidildiğinde Jerry Sloan, oyuncularına nasıl bir konuşma yaptı bilmiyorum ama hepsi dopingli gibi oynayıp, hırsla , inançla mücadele ettiler. Üçüncü periyotta gelen 12 sayı ve son periyotta gelen 18 sayı fark ile maçı 26 sayı farkla kazanmayı başardı Utah cephesi.İşte bu Utah’ın dirilişi olmalıydı.Spurs’ü sahadan sildikleri maçta güvenleri tekrar yerine gelmişti.Ama Phoenix serisinde olduğu gibi bu maçtan sonra Spurs’lüler yine mutluydu.Çünkü yenilen farkın artması her zaman Spurs’ün bir sonraki maçta galibiyet şansını arttırıyordu. Fakat 4.maça daha dikkatli, daha konsantre , daha temkinli çıkan taraf yine Spurs olunca galibiyet kaçınılmaz oldu.Serinin son maçı AT&T Center’da oynanacaktı. Son maçta da Spurs adına yakışır bir şekilde Utah’ı 109-84 yenerek hem intikamını aldı hem de seriye çok net bir şekilde noktayı koymuş oldu. Utah’ın bu seriyi kaybedişindeki etkenlerden biri Memo’nun savunma da inanılmaz işler yapmasına rağmen hücumda çok kötü oynamasıydı.Memo’nun da dediği gibi; Duncan NBA’in en iyi uzunu.Ve onun gibi oyuncuları ne kadar iyi savunursanız savunun her zaman belli bir ortalama yakalarlar.Gerçektende böyle oldu , Memo’nun; Duncan’a karşı yaptığı olağanüstü savunmaya rağmen Duncan 22.0 sayı ortalaması ile oynadı.Boozer’ında hücumda şahsi düşünüp, savunmada Memo’nun yaptığının binde birini yapmaması Oberto’yu kahraman yaparken, Utah’ın yenilgisini hazırlamış oldu.Artık herkes bir şeyden emindi Spurs 9 sene içindeki 4.şampiyonluğuna hiç olmadığı kadar yakındı… »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|