|
4 Şampiyonluk Yüzüğü.. 3 Finallerin MVPsi Ödülü.. 2 Sezon içi MVP Ödülü.. 9 kez All Star takımına giriş.. Yılın çaylağı ödülü.. NBA tarihinde ilk üç sezonunda hem All NBA Team'e hemde All Defensive Team'a seçilen takım arkadaşı David Robinson'dan sonra 2.oyuncu.. NBA’in en müthiş uzunlarından birisi..
Kısıtlı zaman içinde dergimizde bana ayrılan sayfalara sığmayacak kadar başarılarla dolu kariyeri ve bir o kadar da sevenleri var..Basketbol yorumcuları tarafından ‘Jordan’dan sonra NBA’in başına gelen en mükemmel şey’ olarak nitelendirilen Tim Duncan’dan, nam-ı değer Mr. Fundamentaldan bahsediyoruz..
Aslında hepimiz onun hakkında bir çok bilgiye sahibiz ve onu tanıyoruz. O yüzden daha ilginç detaylar vermeye çalışarak hayatı ve kariyerinden bahsedeceğim. Duncan yaklaşık 100 bin nüfuslu Virginia adalarında 25 Nisan 1976 tarihinde doğdu. Basketbola tesadüfen başlayan Duncan’ın küçükken rekortmen bir yüzücü olması bekleniyordu. Ablasından etkilenerek başladığı yüzmede ardı ardına rekorlar kırıyor, yarışmalarda kimseye birinciliği bırakmıyordu. Daha küçük yaşına rağmen kendi bölgesinin en iyisiydi. Ancak yaşadığı ortamın doğal şartlarının sonucu oluşan dev bir kasırga bütün hayatını alt üst etmişti, yaşadığı yerdeki tüm havuzlar yerle bir olmuş ona çalışacak bir yer kalmamıştı. Köpek balıklarına karşı olan korkusu yüzünden yüzmeden iyice geri kalan Duncan, bir de kanser tedavisi gören ve bu kasırgadan dolayı tedavisi yarım kalan çok sevdiği annesini kaybedince yüzme ile olan tüm ilişkisini koparmıştı. Çünkü her yüzüşünde annesi ve o kötü olaylar aklına geliyordu.. İşte tam bu yıllarda lisanslı basketbolcu olan eniştesinden gelen küçük bir basketbol potası ve topu onu ve hayatını tamamen değiştirdi. Duncan bu oyunu tam bilmese de her gün bahçelerinde oynuyor, bütün zamanını basketbol oynayarak geçiriyordu. Eniştesinin ona gösterdiği reverse hareketleri çalışıyor, bir guardın yapabileceği şeyleri yapmaya çalışıyordu. Ama beklenmedik bir şekilde 1-2 senede 15-16 cm uzayan Duncan için guard oynamak artık imkansızdı ve o da uzun adam rolünde oynamaya başladı. 1992 yılında Alonzo’nun da bulunduğu bir grup çaylak basketbolu yaymak ve genç yetenekler bulmak için geziler düzenliyorlardı ve bunlardan biri de Duncan’ın yaşadığı yere St.Croix’e düzenlenmişti.Bunu gören Duncan vakit kaybetmeden adını yazdırdı ve oynadığı maçlarda özellikle Alonzo’ya karşı mükemmel bir performans sergiledi.Herkesin dikkatini çeken Duncan istediğini elde etmiş Wake Forest'ın koçuna tavsiye edilmiş, beğenilmiş ve ailesi ile ikna edilerek Wake Forest ile anlaşma sağlamıştı..Eniştesinden gelen ‘küçük bir pota’ bütün hayatını değiştirmiş ve NBA’in en iyi uzunu olacağı yılların başlamasına sebep olmuştu.. 1993-1996 arası geçen yaşadığı NCAA yılları onun için başarılarla dolu bir dönemdi. 1996 yılında artık performansını katlamış ve en üst noktaya ulaşmıştı. Yılın oyuncusu ve savunmacısı seçilen Duncan, finalde 27 sayı 22 ribaund 6 asist 4 blok gibi inanılmaz bir performansla takımını şampiyonluğa taşıdı. Yine o sene NCAA tarihinin 2. triple double yapan oyuncusu oldu ve toplamda 24 double double ile lige damgasını vurdu. Duncan’ın o zaman ki koçu Odom onun hakkında ; ‘ 31 yıllık antrenörlük hayatımda Tim kadar mücadeleci bir oyuncu daha görmedim. İster antrenman maçı olsun , ister maça hazırlanmak için rakip takımların kasetlerini izlediğimiz bir toplantı veya maçın ta kendisi olsun; her defasında bana ondan istediğim şeylerden daha fazlasını verdi ‘ diyerek NCAA’in tartışmasız en iyi uzunu olduğunu belirtmişti. Takımlar tarafından istenmesine karşın annesine verdiği üniversite sözü yüzünden ve eksiklikleri olduğu düşüncesinden dolayı o sene draftlara katılmayarak herkesi şaşırttı ve bir sene daha NCAA’de oynayarak kendisini geliştirdi. ’Drafta katılmıyorum çünkü hala eksikliklerim var ve bu eksiklikleri kapatabileceğim en iyi yer NCAA. Bazı şeyler paradan çok daha önemlidir’ açıklaması yaparak işini ne kadar ciddiye aldığını ve sevdiğini, aynı zamanda da sağlam kişiliğini ortaya koymuştu. 1 sene daha oynadıktan artık eksikliklerini tamamlamış NBA’de oynama zamanı gelmişti..
Daha önce geçirdiği kötü bir sezondan sonra David Robinson’u draft eden Spurs yine geçirdiği kötü bir sezondan sonra 1997 draftında isabetli bir kararla birinci turda birinci sıradan Duncan’ı seçmiş ve takımın kaderini etkileyecek bir karar vermişti..Takımda Amiral gibi bir uzun varken Duncan’ın alınmasına gerek yoktu diye Spurs’u eleştirenler Duncan’ın daha ilk senesinde ne kadar yanıldıklarını anlayacaklardı. Geldiği ilk senede Duncan ligin en iyi beşine seçilmişti. ve bir çaylak oyuncuya göre inanılmaz olan 21.1 sayı , 11.9 ribaund, 2.5 blokluk ortalamayı yakalamıştı.Artık gözler Amiral-Duncan ikilisindeydi.1980’lerde Houston’ın efsane ikilisi Hakem Olajuwon ve Ralph Sampson’a verilen ‘İkiz Kuleler’ Lakabı artık bu muhteşem uzunlara deniliyordu. Spurs Duncan’ın gelmesi ile beraber tırmanışa geçmiş, kendisini yavaş yavaş şampiyonluğa doğru giden yolda hazırlamıştı.. Duncan o sene yılın çaylağı ödülünü almıştı.. 2.sezonunda da başarılı bir performans sergileyen Duncan 21.7 sayı 11.4 ribaund 2.4 asist ve 2.52 blokla yine sezonun en iyi beşine ve bu sefer en iyi savunma beşine de seçilmişti. Yaptığı 37 double double ile bu alanda yine liderdi.. İlk 14 maçta sadece 6 maç kazanan Spurs’ta İkiz Kulelerin harika oyunuyla kalan maçlarda sadece 5 kez kaybedince ligi lider tamamlamıştı. 2-3 sene önceye kadar ligde yokları oynayan Spurs, Duncan’ın gelmesiyle ile beraber ligi zirvede tamamlanmıştı. Duncan o sene de en yüksek skorunu 39 sayıyla yapmıştı. Beklenildiği gibi playofflara da fırtına gibi giren Spurs, Minnesota , Lakers, Portland ve finalde New York’u çok rahat geçerek ilk şampiyonluğuna ulaşmıştı. Gözler yaşlı, kalpler sevinçle doluydu.Herkes finallerin MVP’si Duncan’ın önünde eğilip, şapkasını çıkarıyordu..
1999–2000’da Duncan yine iyi bir performans gösterdi. En iyi 5 ve Savunma 5 ine abone olmuştu sanki.. Her sene ulaşabileceği en üst noktaya taşıyordu kendisini. Ancak o sezon kötü bir playoff geçiren Spurs, Phoenix’e elenerek erken veda etmek zorunda kaldı. Bir sonraki sezonda yine iyi bir performans sergileyen Duncan, Shaq’a verdiği double-double krallığını geri aldı. Sene sonunda 58 galibiyet alan Spurs, Dallas’ı geçerek adını yazdırdığı finalde efsane Lakers’a elenmiş Duncan attığı 40 sayı ile kariyerinin play-off rekorunu kırarken Spurs tarihinde Gervin ve Robinson’dan sonra 40+ sayı atan 3. oyuncu ünvanını elde etmişti.. 2001-2002 sezonunda Duncan tepelere tırmanmaya devam ediyordu..Rakip takımlar artık ‘ Biri bu adamı durdursun ‘ diyerek onun karşısında yaşadıkları çaresizliği özetliyorlardı. 25.5 sayı ve 12.7 ribaund 3.7 asist ve 2.48 blok ortalamalarına erişince uzun zamandır hak ettiği ödüle kavuşmuş sezonun en değerli oyuncusu (MVP) seçilmişti.Tahmin edeceğinizi gibi yine en iyi beş ve savunma beşine seçilmişti.. Sayı, ribaund ve blok ortalamalarında NBA tarihinin ilk beşleri arasına girmeyi başaran Duncan, Bob Mc Addo dan sonra ilk kez double doublelarda 4 kez ligi zirvede tamamlayan forvet oyuncusu ünvanını alıyordu. 26 Aralık’da her zaman yendikleri Dallas’a karşı 53 sayı atarak kariyer rekorunu kırmış oldu.. 2002 playofflarında babasının ölüm haberini alan Duncan, 2-3 maç hariç takımını yalnız bırakmayıp 2. tura çıkarsa da Spurs bir sonraki turda Lakers’a elenmekten kurtulamadı.. Elenirken bile Duncan bir maçta yaptığı 25 ribaund ile bir rekora daha imza atmıştı. 2002-2003 sezonuna girerken takımda yer yer değişiklikler görülüyordu.Ginobili bençten katkı yapmaya başlamış, Parker takımda daha fazla rol almaya başlamıştı. Artık son senelerdeki tanıdığımız Spurs’un iskeleti yavaş yavaş oluşuyordu. Bu senenin apayrı bir anlamı vardı Duncan ve Spurs için. Mükemmel bir ikili oldukları ve NBA’i birlikte kasıp kavurduğu Robinson’ın son sezonuydu ve Spurs mutlaka şampiyon olmalıydı. Sezon sonunda San Antonio 60 galibiyetle ligi zirvede bitirmiş, şampiyonluk için rakiplerine göz dağı veriyordu. Duncan 23.3 sayı ve 12.9 ribaund ortalamalarıyla ard arda 2. kez sezon MVP si olmuştı.. Gelenek haline getirdiği En iyi 5e ve savunma 5ine yine seçilmişti. New Jersey’e karşı oynanan final serisinde özellikle son 2 maçta olağanüstü performans gösteren Duncan sayesinde Spurs şampiyonluğa ulaşmıştı. Sezonun MVPsi Duncan finallerinde MVPsi olmuş,takım halinde Robinson’ın son senesini ve son şampiyonluğunu kutlamışlardı.. Amirale de böyle bir veda yakışırdı.. Şampiyon, şampiyonlukla uğurlanmıştı..
2003-2004 sezonuna girerken Duncan’ın geldiğinden beri mükemmel bir ikili oluşturduğu Robinson artık yoktu. Hatta bu yüzden bu sezonda Duncan’ın bir çok takımdan çok daha iyi teklif aldığı, free agent olacağı konuşuluyordu ve ne yapacağı merak ediliyordu. Ama Duncan kendisine değer veren ve buralara gelmesinde büyük önem taşıyan koçunu ve takımını bırakmayarak, istikrarı tercih ettiğini ve vefalı biri olduğunu bir kez daha göstermişti. Duncan onsuz oynayacaktı ve takımın her anlamda lideri artık oydu. Arjantinli Ginobili dönüşümlü olarak kadroda iyice yer almaya başlamıştı. Duncan bu sene de 22,3 sayı 12,4 ribaund ile sezonun en iyi beşine seçilmişti ama bu sefer 2. savunma beşine seçiliyordu. Batıyı 3. sırada bitiren Spurs , konferans finalinde Lakers ile çok kritik bir seriye çıkıyordu. 3. ve 4. maçı kaybedip avantıjını yitiren Spurs, kendi sahasında oynadığı maçta Duncan’ın son saniyede Shaq’ın üzerinden ve faul çizgisinin oralardan attığı inanılmaz baskete rağmen, Fisher’ın 0.4 saniye kala potaya gönderdiği 2 sayılık mucizevi basket SBC Center’ı derin bir sessizliğe gömmüş, Spurs seride ümitsizliğin doruğa çıktığı noktaya gelmişti. Son maçta Duncan’ın direncine karşılık Kobe ve Shaq coşunca geçen sezonun şampiyonu Spurs, konferans 2.si olarak evine geri döndü. 2004-2005 sezonuna süper başlayan Spurs’u Duncan ve Ginobilinin yaşadığı ufak çaplı sakatlıklar etkileyemedi ve Spurs 59 galibiyetle sezonu tamamladı. Duncan yine geleneği sürdürdü hem en iyi 5 hem de savunma 5ine seçildi. 20,3 sayı 10,1 ribaund 2,64 blok ortalamalarını tutturdu.Sezon sonu playofflarda Denver, Seattle ve mükemmel bir oyunla Phoenix’i 4-1 geçen Spurs, Detroit’in rakibi olmuştu. Spurs’un finale kadar gelmesinin altında iki etkili isim Ginobili ve Duncan yatıyordu. Detroit ile oynanan final serisine Robert Horry mucizesi damgasını vurmuştu. Serinin en kritik yerinde daha doğrusu dönüm noktasında tek başına hücum eden, 2 son saniye basketi atan, topu kesen, smaçlayan ve tikleyen Horry yaşına rağmen inanılmaz bir performansla yüzük koleksiyonuna bir yenisini daha eklemeyi çok istiyordu. Spurs son maçı alarak bir kez daha şampiyon oldu , MVP ödülü , Horry’nin performansına rağmen haklı olarak bir kez daha Duncan’a verildi.. Mr.Fundamentalın parmağında 3 yüzük ve yanında da bonus olarak 3 tane Finallerin MVPsi ödülü vardı..
2005-2006 sezonunda iyi başladı ama uzun süren bir sakatlığı ve onun iyileşmesinden sonra yaşadığı uyum ve güçlenme sorunu nedeniyle playofflara kadar çok iyi performans sergileyemedi.Herkesin aklında soru işareti vardı ; Duncan yaşlanıyor muydu ? O sene içerisinde neredeyse ben bile bu şüpheye düşmeme rağmen bunun böyle olmadığını herkese gösterdi.Konferans yarı finaline geldiklerinde Dallas ile kritik bir seri oynayacaklardı.3-1 geriye düştükleri seriyi 3-3’e getirmeyi başarmışlardı.Bazı maçlarda daha sadece ilk yarıda Duncan 28 sayının üzerine çıkmıştı, inanılmaz bir isabet yüzdesi ile oynuyordu.Takımın gerçek lideri benim diye haykırıyordu adeta.Hiç bozulmayan psikolojisi , havalı olmayan yapısı onu yılmayan, yıpratmayan bir lider yapıyordu. Ne yazık ki serinin 3-3e gelmesinden sonra oynanan son maç at&t Center’da olmasına ve son dakikalara muhteşem bir ivme ile önde girmelerine rağmen çok şanssız ve tesadüfi bir şekilde Dallas’a elendiler.Ve o sene Spurs’e şampiyonluk yaşamak için Dallas’dan gelen Finley, Dallas’a elenip göz yaşlarını tutamayınca büyük lider ve Parker ona bir söz veriyordu; ‘ Seneye senin için şampiyon olacağız ‘ Geçtiğimiz sezonda da 20 sayı ortalamaya ulaşan Duncan playofflara hazır gözüküyordu. Ligi bir önceki sene elendikleri Dallas lider tamamlamıştı ve herkes onların şampiyonluğuna kesin gözüyle bakıyordu. Popovic’in Spurs’u hiçbir zaman inancını kaybetmemişti, Duncan’ın yaptığı konuşmalar, gösterdiği örnek davranışlar takımı da birbirine kenetlemiş başarıya giden yolda önemli bir rol oynamıştı. Spurs Denver’i rahat geçerken, acemi Dallas’ın Golden State’e elendiği haberi buruk bir sevinç yaratmıştı. Dallas’dan kurtulmuşlardı bundan sonrası çok daha kolaydı ama onlardan intikam alamayacak olmaları onları üzen taraf olmuştu. Yarı finalde Phoenix ile karşı karşıya gelen Spurs’de biraz da Phoenix’li oyuncuların tecrübesizliği ve kendilerine hakim olamayışı nedeniyle bu seriyide geçmesini bildi. Duncan 26.8 sayı ortalamaya ulaşmış, 13 ribaund ve 4 blok ortalamayla seriye damgasını vurmuştu. Finallerde Utah ile oynayacaklardı. Temsilcimiz Mehmet Okur seri boyunca Duncan’ı iyi savunsa da Duncan’ın yıkılmayan psikolojisi ve gerekli yardımların gelmemesinden dolayı 21.8 sayı ortalamaya ulaşmasına engel olamadı. Bu seride herkesin görüşü Duncan Memo tarafından inanılmaz bir şekilde savunuldu ve durduruldu oldu ama durdurulmuş Duncan’ın ortalamasının 21.8 sayı, 2.8 blok, 9.6 ribaund olması ne kadar iyi savunulursa savunulsun onun durdurulamayacağını göstermişti. Finalde doğuda güçlü bir takımın olmaması nedeniyle Cleveland ile oynayacaklardı.Finale kadar takımını taşıyan Duncan, finalde bu rolü Parker’a bırakmıştı.Seri sonunda Cleveland’ı 4-0 ile süpüren Spurs bir kez daha şampiyon olurken, Duncan hem parmağına 4. yüzüğünü takmış hem de Finley’e verdikleri verdikleri sözü yerine getirmişlerdi. İşte Duncan’ın kariyer ve hayatını elimden geldiğince kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım.O kadar fazla başarısı ve anlatılacak şeyi var ki ben bile yazarken bunları karıştırabiliyor, rekorlarını zaman zaman sayamıyorum.Bütün bunların yanında geldiğinden bu yana 9 kez all star olmak , kariyeri boyunca çıktığı 746 maçta 11.9 ribaund, 3.2 asist, 2.4 blok, 21.8 sayı ortalama ile oynamak her baba yiğidin harcı değil. Soğukkanlı Bir İstikrar Abidesi Duncan’ın bu mucizevi başarısının altında istikrarlı oluşu yatıyor aslında. Sezon içi çift haneli sayılara ulaşmadığı maçları göremez, 20 sayının altında sayı ürettiği maçları ise tek tük görebilirsiniz. Diğer süper starlar gibi bir maçta 50 atıp, geri kalan 4-5 maçta yatan biri olmadığından dolayı takımının vazgeçilmez oyuncusu ve lideri konumunda oluyor hep. Ama bunlara rağmen Duncan devamlı eleştiri almaktan, hakkında garip garip atılıp tutulmasından, saçma yorumlar almaktan kurtulamıyor. Bunun nedeni ise tamamen oynadığı oyun tarzına bağlı. Çünkü Duncan göze hoş gelen , smaçlarla dolu bir basketbol değil, gösterişsiz ama herkesin oynayamayacağı bir basketbol oynuyor. Basketbol kültürü zayıf olan, sadece smaç ve şova dayalı sokak basketbolunu NBA’e taşımak isteyenler ondan nefret ederler halbuki Mr.Fundamental olarak bilinir ve temel hareketleri sanıldığından çok daha iyi yaptığından dolayı onun oyunu gösterişsiz olarak gözükür. Amiral Robinson’ın onun hakkında ki ‘Duncan aslında hiç kimsenin yapamayacağı hareketleri o kadar kolay ve basit bir şekilde yapıyor ki insanlar bu hareketlerin zor ve çoğu oyuncu tarafından yapılamayacak hareketler olduğunu anlayamadıklarından dolayı onu gösterişsiz , sade ve basit oyuncu olarak nitelendiriyorlar’ sözü deminden beri anlatmak istediğim şeyi özetliyor gibi. Duncan özellikle ilk yıllarında her yerden , her taraftan attığı panyalı atışlarıyla ile adeta kendi stilini yarattı. Şu anda potalı atış dediğinizde her basketbol severin aklına gelen tek isim Duncan’dır. Dream Team kapsamında geldiği ülkemizde oynadığı ilk maçta Mehmet Okur’u sahadan silmiştir ve Hidayet’in dediği gibi hepimizi üzmüştür. Onu canlı canlı izleyince ve gerçekten insanların sinirini bozacak kadar kolay sayı attığını görünce niçin rakip taraftarların ondan nefret ettiğini daha iyi anladım. ‘NBA’in gelmiş geçmiş en iyi power forveti’ Tim Duncan ne bir gösteriş budalasıdır ne de takımın de takımında tek adam olma amacındadır o sadece işini yapar. Yapamadığı şeyler vardır belki ama yaptığı her şey kusursuzdur ve takım oyunun önemini bütün NBA’e duyurmuştur. 2002-2003 sezonunda Garnett’in kendisinden daha iyi istatistiklere sahip olmasına rağmen MVP ödülünü Duncan’ın alması NBA’inde takım oyununa verdiği önemi kanıtlamıştır. Kendisi varlığı ile etki eden , mütevazi süper yıldızdır. Kendisinden nefret edenler bile ona saygı duymak, onun büyüklüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır. Şuan da en başarılı oyuncudur. Şampiyonlukları ve bir basketbolcunun gerçek performansının playofflarda belli olduğunu düşünecek olursak bir çok kişi tarafından Jordan’dan sonra gelmiş en büyük ‘winner’ ünvanına sahip olması gerektiği düşünülmüştür. Charles Barkley onun için ‘NBA’in gelmiş geçmiş en iyi power forveti’ sözünü kullanmıştır. Bu sözün sadece onun istatistiksel performansına bakılarak söylenildiğini düşünenler büyük bir hata yapmış olurlar. Duncan takımının liderliği görevini en iyi şekilde yerine getirmektedir. Sadece kendi oynamaz, başkalarını da oynatmaya çalışmaktadır. Davranışlarıyla, ne olursa olsun yılmayan ve her başarısızlığında daha da hırslanan, kavgadan kaçan sportmenliğe ve centilmenliğe önem veren kişiliğiyle, takımdaki gençlerin ve yeni gelenlerin babası rolünü üstelenen yapısıyla Spurs’e terapist etkisi göstermektedir. Spurs’un büyük küçük her maça aynı ciddiyet ile çıkmasında Popovic’in olduğu kadar Duncan’ın da etkisi vardır. Onun tek görevi sadece sayı atmak değildir. İstediği zaman (Dallas’a karşı takım ona muhtaç kalınca daha ilk yarıda 28 sayıyı çok rahat bulmuştu) 30-40 sayılara ulaşabileceği halde bunları yapmayan, diğer arkadaşlarını da oynatan birisi olmakla beraber, şu anda NBA de en iyi pas yeteneğine sahip uzundur. Oyun kuruculardan beklediğiniz nokta paslarını hatta alley-hoop paslarını bile bu adamdan görebiliyoruz. Çok yetenekli olmayan Oberto’yu bile tek başına verdiği paslarla 2007 playofflarında Spurs adına kahraman yaptırdı. Verdiği bu paslar sayesinde kendisini 3-4 kişi tutsa da takımını oynatarak yine başarılı olmaktadır. Bir Minnesota maçında Garnett maç esnasında sözleriyle, tahrik edici laflarıyla onu sindirmeye çalışarak hileli bir yol tercih etmişti. Hiç alışık olmadığımız bir şey yapan Duncan, Garnett’e karşılık verince ikiside oyundan atılmıştı ama bütün spor kamuoyu elbette Duncan’ın yanındaydı. Charles Barkley ‘ Duncan kadar iyiseniz sahada trash talk yapmanıza gerek yok, O su anda ligin en iyi oyuncusu’ derken, Houston koçuda ‘ Duncan durdurulamaz biri bu tür hilelerle onu durduramazsınız, onun karşısında yapacağanız tek şey onun veya pas verdiği arkadaşının şutunu kaçırması için dua etmek’ diyerek Duncan’ın büyüklüğünü ve liderliğini bir kez daha gözler önüne sermişti. Takım arkadaşlarıyla çok iyi anlaşan Duncan, Ginobili ve Parker ile başarılı olmaya devam ediyor. Özellikle Parker’ın da kendisini geliştirmesiyle daha iyi oynayan Spurs’de Ginobili’nin ateşleyici yönü ortaya çıkınca Duncan çok daha iyi oynuyor. Parker ile oynadığı ikili oyunlardan sonra Parker’a sarılması artık klasikleşti.
Bazı insanlarda Duncan’ın bu başarısını sadece uzun boyuna bağlayıp, bizlerden farkı olmayan bir basketbol oynadığını iddia etmiştir. Ancak milli gururumuz Mehmet Okur ‘Duncan NBA’de savunulması en zor uzundur. Yao Ming’i savunmak çok daha kolay çünkü Duncan’da inanılmaz bir çeşitlilik var. Her an her şeyi yapabiliyor ve her durumda ne yapacağını çok iyi biliyor. Bu tarz bir oyuncuyu ne kadar iyi savunursanız savunun yine de onun belli bir sayı ortalamasını yakalamasını engelleyemezsiniz.’ sözü bu iddiaları da çürütmeye yetiyor. NBA’in gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri olan Abdul Jabbar; ‘I love this game because Tim Duncan is excellent’ (‘Ben bu oyunu seviyorum çünkü Duncan mükemmel’ ), Duncan ile Garnett’in karşılaştırılması komik hatta Garnett için çok büyük bir iltifat olmalıdır.. Hiç değişmeyen surat ifadesi.. Kolejden beri beraber olduğu ve eskiden Wake Forest'in da cheerleader'larından biri olan Amy ile dünya evine giren Duncan mutlu evlilik hayatı ve gözlerden uzak bir yaşamı ile saha içinde ki ruh halini açıklıyor. Maç içerisinde hiç zaman abartı sevinçler göstermeyen, kendi pozisyonunda oynayan adamlara laf atmayan, tahrik edici hareketlerde bulunmayan , kavgalara girmeye tenezzül etmeyen ve devamlı uykuluymuş gibi bakan Duncan hakkında küçükken geçirdiği bir kaza da mimikleri alınmış, kendisini çok üstün görüyor ve maçı sallamıyor yorumları yapılsa da kendi hayat felsefesi bunu bize çok iyi özetliyor. ‘Hiçbir zaman hava atmaya çalışmadım.. Böyle şeyler yaptığımda kendimi küçük düşürdüğümü düşünüyorum ve şu yaşıma kadar öğrendim ki eğer çok yüksekten uçup ayaklarınızı yere basmazsanız yada durum kötüleştiğinde bunalma girecek hale gelirseniz yine de kendinizi bir şekilde dengede tutmak zorundasınız. Ben bunu yapmaya, rahat olmaya çalışıyorum. Benim için son moda giyinmek önemli değil. Kıyafetimin rahat olması önemli. Olduğu kişiden başkası olmaya çalışmak veya bunun nasıl bir duygu olacağını denemek istemiyorum. Benim tek amacım görevimi yapıp takımım için üretken bir oyuncu olmak. Bazı insanların benim için aşırı sakin veya tepkisiz demesi umurumda değil. Aslında bu tür sözleri kendim için bir iltifat olarak kabul ediyorum. Bir lider ve winner olmak konusunda çok şey öğrendim.. Ama ayni zamanda bunları yaparken gururumu ve onurumu korumam gerektiğini de öğrendim’ diyerek bizlere hayat felsefesini ortaya koymuştur. Niçin takımda hiçbir zaman bencil olmadığını, takım oyununa ve göreve önem verdiğini, niçin gösteriş meraklısı olmayıp hayatını basının önünde yaşamadığını , niçin söylenenlere takmayıp gereksiz tartışmalara girmediğini, niçin en kötü zamanda bile iyi oynayıp hiçbir zaman moralini bozmayıp, o anki koşullardan her zaman en üst düzeyde yararlandığını bu hayat felsefesi çok net bir şekilde açıklıyor. İşini ne kadar ciddiye aldığı bu sözlerinden belli. Nitekim maçlarda da iş ciddiye binince sahneye çıkıp takımını sırtladığını düşünürsek Duncan’ın işini ne kadar sevdiğini ve önem verdiğini bir kez daha görürüz. Her zaman mahçup ve utangaç surat ifadesiyle insana masum ve cana yakın olarak gözüken Duncan gerçekten de gittiği her yerde kendisini sevdirmektedir. 2005 final serisinde sonlarına doğru kenardayken taraftara mısır patlağı satacak kadar komik, Dream Team için geldiği Türkiye'de hava alanından otobüse bindiklerinde kendisini görmek isteyen bir grup taraftar için otobüsün en arkasından kalkıp ön kapıdan şapkasını çocuklardan birine verecek kadar da cana yakın bir insandır. Böyle bir insanın bıçak koleksiyoncusu olduğunu ve Samuray kılıçlarına büyük ilgisi olduğumu öğrendiğimde çok şaşırmıştım..Eğer sizlerde şaşırdıysanız, .Duncan’ın basketbol ve insaniyet adına ne kadar garip bir adam olduğunu bir kez daha düşünmüşsünüzdür. Büyük bir yıldız olmasına rağmen bu kişiliği ve mütevaziliği ile , maçları kaybedince gösterdiği olgunluk ile, kazanmak gibi kaybetmenin de olduğunu bilmesi ile, hakemlerle uğraşmadan ortamı geren tahrik edici hareketlerle bulunmadan sessiz sakin işini en iyi şekilde yapması ile herkes tarafından takdir edilesi bir varlık haline gelmiştir. Spurs’un forması emekliye ayrılacak en baş oyuncusu olduğu artık kesinleşmiştir. Ayrıca bu kadar başarısına ve süper star özelliklerine rağmen her maç aynı ciddiyetle ve aynı mükemmellikle oynaması benim Duncan’da en sevdiğim özelliklerden bir tanesidir.Belki de Duncan’ın şu an ki basketbol adına tek eksiği savunmayı artık pek sevmemesidir ama sevmemesine rağmen yine de görevi sebebiyle yapmakta ve gayette başarılı olmakta, pota altını vurduğu bloklarla rakipleri için kabus haline getirmektedir.. Fırtına gibi girdiği ve devam ettiği NBA’de artık son senelerine doğru giden Duncan’ın oynadığı sürece takımını yine şampiyon yapacağı, en iyi beşlere seçileceği, all star olacağı , Spurs’e çok şey katacağı ve basketbolu bıraktığında bütün dünya tarafından bilineceği ve hatta düşünürse Spurs’e koç olup Spurs’u şampiyon yapacağına kesin gözle bakıyorum.. Hepimiz şunu biliyoruz ki o dünyanın belki de Jordan’dan sonra en fazla saygı duyulması gereken basketbolcusu olarak kalacak ve hırsıyla, winner özelliği ile Jordan’dan sonra gelen en büyük oyuncu olacak..Ve 21 numara herkesin hafızasına kazınacak.. Herkesin bozulduğu bu hayatta bozulmayan, her zaman her koşulda dik durmasını bilen Duncan’dan yeni neslin öğrenmesi gerekenler şeyler sadece basketbol olarak kalmayacak.. Hakkında ne kadar yazsam az gerçekten. Sizlere en çarpıcı yönlerini olabildiğince iyi bir anlatımla vermeye çalıştım. Basketbol efsanesi olma yolunda adım adım ilerleyen Tim Duncan, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘ Ben sporcunun zeki , çevik ve ahlaklı olanını severim’ sözü için yaratılmıştır.. Bu yazıdan sonra Duncan’ın bir efsane olduğunu hala kabul etmeyen varsa onlara Chris Ballard’ın bu muhteşem yorumunu onlara havale ediyorum.. ‘Sadece refine basketbol zevki olanlar Tim Duncan’ı izlemekten keyif alırlar.. Geri kalan sıradan basketbol seyircisine Vince Carter yeter..’ »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|