|
Basketbolu keşfeden insan olarak bilinen James A. Naismith herhalde şu an Avrupa`da oynanan sert basketbolu görseydi belki de bu işlere hiç kalkışmazdı, keza bir beden eğitimi öğretmeni olan Naismith o dönemlerde çok popüler olan Amerikan futbolunu çok sert bularak bu sporu geliştirmişti.
Genel inanışa göre basketbolun hücum kısmına daha çok hitap eden etkenler olan atletik ve amiyane tabir ile hoplayıp zıplayan oyunculara sahip değilsen en azından böyle özelliklere sahip oyuncuları durdurabilecek oyuncular yetiştirmek bu sporda var olmanın etkili bir yolu olarak görülebilir. Tabi bu oyun tarzını benimserken ender olarak çıkan yetenekli Avrupalı hücum oyuncularını da bu sisteme adapte etmek basta altyapı hocaları olmak üzere herkesin görevi. Buna örnek olarak son Avrupa Şampiyonasında büyük bir sürprize imza atarak İspanya, Yunanistan ve Litvanya gibi rakibi savunmada çok iyi durdurup aynı zamanda hücumda da bambaşka bir kimliğe bürünüp çok iyi top dolaştırarak ve iyi sut seçimleri ile rakiplerini alaşağı eden takımları bir bir geride bırakarak şampiyonluğa ulasan Rusya takimini gösterebiliriz. J.R.Holden gibi isin hücum yönünü memleketinde öğrenip, savunma kısmını ise uzun yıllar Avrupa da basketbol oynamanın verdiği avantaj ile geliştiren bir oyun kurucuya ilave olarak Krilenko gibi son zamanlarda biraz istisna olmaktan çıkan Avrupa basketbolunun çıkardığı oyunun her yönü ile oynayabilen bir bir oyuncu eslik edince basari kaçınılmaz oldu. Tabi bu oyuncuları destekleyen kimilerine göre görev adamı olan bana göre ise takim basarisi için kendinden ve kariyerinden taviz veren oyuncular bu oyun sistemlerinde en önemli noktalar. Final maçında rakibi ev sahibi İspanya´yı 59 sayıda tutmayı başaran Rusya adeta içerden rakibine fırsat vermeyerek rakibi dış sutlarda itti. Zaten favori İspanya´nın 59 sayısının 30´u dış atışlardan yani 3 sayılık atışlardan geldi. Savunma açısından savunulması en zor bölge olan dış atış bölgesi eğer o gün takim iyi bir sut yüzdesi ile oynuyorsa o takıma maç kazandırabilir tıpkı bu istatistiklere rağmen maçı sonuna kadar kazanma açısından elinde tutan İspanya gibi ama maalesef her takim bu oranda dışardan etkili olamıyor. Bugünlerde zaman zaman basketbol kamuoyunda tartışılan benim de kendime çok sıklıkla sorduğum bir soru olan Amerikan Ligi(NBA) ile Avrupa Basketbolu arasındaki fark nedir sorusu aslında aradaki farkı anlama açısından bize yardımcı olabilir. NBA´de göze hoş gelen, oyunun şov yönü baz alınarak oynanan basketbola karşılık Avrupa´da tam tersi fizik güce dayalı önce savunma, sonra hücum anlayışı genel bir inanış olarak önümüzde bulunuyor. Ama son zamanlarda buna tezat düsen NBA finallerinin skoru düşük, her ani teknik-taktik stratejiler ile değerlendirilen her molada taktik tahtalarının yazılıp, silindiği final maçları insani su düşünceye itiyor ´´acaba basketbol oyunu oynandığı şartlara, hedefe ve rakip takımlara göre değişiklikler mi gösteriyor?´´.Keza zaman zaman sadece savunma yapar dediğimiz Avrupa Basketbolunda bile basta İspanya liginde olmak üzere çok güzel maçlara şahit oluyoruz. Ama bu maçların geneli bazı istisnalar hariç normal sezonda oynanan lig maçlarında oluyor. İki basketbol tarzını karsılaştırırken aralarındaki oyuncu alışverişlerine de bakmak önemli. Avrupa´dan NBA´e giden oyuncularda aranan en önemli özellik kim ne derse desin ilk önce fiziki özellikler oluyor. Bu örneği destekleme açısından son zamanlarda sırf uzun boylu ve top sektirebiliyor diye alınan ve hayal kırıklığından öteye gidemeyen Medvedenko, Tsakalidis, Andreaskecius hatta Milicic gibi oyuncular buna en güzel örnek. Daha Avrupa da kendini kanıtlayamadan NBA´e giden oyuncuların sayısı bir hayli fazla. Amerika´dan Avrupa’ya gelen oyunculara bakıldığında ise bu oyuncuların eğer Kolej takımlarından geliyorlarsa Avrupa´da gittikleri ülkelere uyum sağladıkları görülüyor. Direk NBA´den gelen oyunculardan ise beklentiler çok yüksek olduğundan bu uyum süreci daha uzun sürüyor. Tekrar ilk paragrafa dönersek aslında Basketbolu oynanan yerlere, kıtalara göre incelemek insani zaman zaman yanılgıya düşürebilir çünkü eğer play-off, final müsabakaları söz konusu ise her takim birbirine yakin güçlerde olduğu için savunmalar ön plana çıkıyor bu NBA´de bile böyle. Spurs ile Celeveland arasında oynana Final maçlarını skorları bu görüsü destekliyor(98–82, 85–76, 103–92, 75–72, 83–82). Ayni zamanda bu skorlara bakarak NBA takımlarının özellikle finallerde is ciddiye binince oynayan oyuncuların da etkisi ile Avrupalaştıklarını söylemek mümkün. Son dünya şampiyonasında İspanya final maçında rakibi Yunanistan´i 47 sayıda tutması bu görüsü destekleyen başka bir örnek. Her şeye rağmen ben iyi, göze hoş gelen basketboldan yanayım diyenlerdenseniz bu zamanlarda NBA ile yetinmek arada bir de Avrupa, Dünya şampiyonalarını takip etmek en güzeli ama böyle düşünürken savunmanın da bu oyunun önemli bir parçası olduğunu unutmamak gerekir, çünkü maçlarda seyircilerin coşmasına neden olan smaçlar, göze hoş gelen ikili oyunlar, savunmada yapılan bloklar ve çalınan toplar neticesinde oluşuyor. Cihangir Atalay »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|