|
Avrupa Basketbol Şampiyonasından önce Milli Takımımız ile ilgili yorumları hatırlıyor musunuz?Japonya’daki dünya 6.’lığını kazanan kadroya NBA patentli iki yıldızımızın(!) da katılımı ile şampiyonluğu hedefleyerek gelmiştik.Ne de olsa bizim takımımızda süper yetenekli gençlerimiz ve bu kadronun başında kurt(!) bir hocamız vardı...
Gelelim bugüne.Turnuva sona erdi ve Türkiye’nin hanesinde sadece tek galibiyet var.O da bir basketbol ekolüne ne kadar sahip olduğu tartışılacak olan Çek Cumhuriyeti’ne karşı. Takım beklenenin çok altında bir derece ile turnuvayı kapatırken eleştiri oklarının yöneldiği başlıca iki isim olan Memo ile Hido’ya bir göz atalım.Hidayet Milli Takıma gelince nedendir bilinmez “Gemisini kurtaran kaptan” havasına giriyor.Bütün topları kullanıp maçı tek başına kazanma gayreti içine giriyor,ama unuttuğu bir şey var ki;Hidayet asla bir Kobe Bryant değil ve asla da olamayacak.NBA de oynadığı gibi oynasa da görev adamı kimliğinde takıma katkı yapmayı denese turnuvayı çok daha az eleştiri alarak kapatacağına eminim. Gelelim ikinci NBA oyuncumuza. Mehmet Okur’un bu sistemde başarısız olacağı en başından belliydi.Çünkü Jazz’da alıştığı sistemde yanında Boozer gibi bir uzun ve Deron Williams gibi yeni nesil guardların en iyisi vardı.Bunun yanında savunmada AK47 gibi bir oyuncu ile yanyana oynuyor olmasının kendisine çok büyük yararı olduğunu söylememek de büyük bir yanlışlık olur.Kaldı ki Memo alışılagelen bir pivot değil(daha doğrusu pivot değil).Daha çok pf oynayıp da dış şutu olan standart pf’lerden uzun bir isim diyebiliriz. Mehmet’in ne NBA’de ne de Avrupa Şampiyonası’nda topu eline alıp da pivot hareketi ile içeri yüklendiğini kaç maçta gördüğünüzü hatırlamaya çalışın ve pivot pozisyonunda neden katkı veremediğini bir kez daha düşünün.Utah Jazz’da dış şutunun olmasının da yararı ile üç sayı bölgesine kadar açılıp savunmacısını da çekerek D_Will’in içeriye yaptığı dalışlara ortam hazırlarken,Boozer’ın da içerde daha rahat hücum etmesine yardımcı oluyordu.Tabii bizim tecrübesiz guardlarımız içeri dalışları yapmakta beceriksiz olunca,içerde de güvenebilecei bir uzun olmayınca pek çok maçta sıkıntı yaşadık. Gelelim Tanjevic’in 2010’u düşünerek kurduğunu söylediği takıma... Aslında kadroya bakılınca mantıklı bir seçim yaptığı düşünülebilir.Takımdaki genç isimlerin yanına tecrübeli ve takıma abilik yapabilecek birkaç isim ile birlikte NBA yıldızları ilk başta mantıklı gibi gözükse de Kerem Tunçeri gibi Avrupa’da adından söz ettirebilen bir guardı yaşlı diye takıma almayıp da 33 yaşındaki İbrahim Kutluay’ı kadroya çağırınca komik duruma düşmek de kaçınılmaz oluyor.Bunun yanında uzun oyuncuların guard ve forvetlere göre oyunlarını daha geç olgunlaştırdıkları düşünüldüğünde Hüseyin Beşok’un takıma, en azından uzunlara antreman vermesi açısından kamp kadrosunda katılması gerekirdi.NBA’de sırf gençlere iyi antreman veriyor diye Kevin Willis’in 40 yaşında bile kontrat kaptığını hatırladığımızda bu hamlenin de gerekli olduğunu düşünmüyor değilim. Tecrübeden konu açılmışken yine NBA’den bir örnek ile devam edelim...Phoenix Suns’ın efsane oyun kurucusu Kevin Johnson’ın ilerleyen yaşına rağmen kadroda tutulup Jason Kidd ve Steve Nash’e hocalık yaptığı ve bu iki guardın şu anda sadece takımları için değil NBA için de önemleri göz önüne alındığında Kerem Tunçeri’nin kadroya katılıp da Hakan demirel ve Engin Atsür’e hocalık yapmasının takıma olumlu katkı yapacağını hangimiz reddedebiliriz ki?Kerem’in de bu seviyeye geliyorken benchten Orhun Ene’yi izlediğini unutmak bu kadar kolay olmamalı. Tanjevic’in kurduğu kadroyu eleştiriyor olabiliriz ama olayın olumlu yönlerini görmezden gelmemek de gerekiyor.Jazz koçu Sloan’ın CJ Miles için söylediği sözü Milli Takımımıza uyarlamak çok da zor değil aslında.Sloan CJ Miles ile ilgili kendisine yöneltilen bir soruya “Bir gence bir gün bebek bezi bağlayıp,bir gün takım taklavat koruyucu takarak savaş alanına atamayız.Yavaş yavaş gelişecek.” demişti.Böyle düşününce takıma gençlerin alınması elbette mantıklı geliyor ama gençler gelişecek diye başarısızlığı kabullenmek niye bunu anlayabilmek mümkün değil.
Tanjevic elindeki malzemeyi kullansa hem bu turnuvada hem de 2010’da ülkemizde yapılacak olan şampiyonada başarılı olacak kadroları kullanabilmesi mümkün olacaktı.Kerem Tunçeri,Hüseyin Beşok,Fatih Solak gibi isimlerin kadroda olmasının yanında takımın geleceği olarak düşünülen Ersan,Engin,Hakan,Ömer Aşık,Semih,Cenk gibi isimlerin kadroda olmasının ve onlara abilik edecek olan Serkan,İbo ya da Mirsad’ın da en azından kamp süreci için kadroya dahil edilmesinin Milli Takıma sınıf atlatacağını düşünmemek için hiçbir mantıklı sebebim yok.
Son günlerde ortaya çıkan bir söylenti var ki( ne kadar doğru olduğu bilinmez) Fenerbahçe guardı Solomon’un Türk vatandaşlığına geçip Milli takımda oynama ihtimalinin olduğu.Kerem’in gelip de gençlere tecrübe aşılaması durumunda bu hamlenin de gereksiz görülüp çöpe atılması dururken,şimdi Amerika’dan devşirme bir guard ile mücadele ettiği için eleştirilen Rusya’nın pozisyonuna düşme ihtimalimiz var.Solomon’un Milli Takımda oynaması durumunda takıma kaç top gerekeceği ise bambaşka bir sorun. Kurulan yanlış kadronun neticesinde alınan başarısız sonucun,gelecek turnuvaları düşünürken oluşan karamsarlığın,başarısız olunan her turnuva sonunda olduğu gibi bu defa da çıkan tartışmaların tek sorumlusu Tanjevic’tir.Bu yazının belirsizliklerle dolu olmasının suçlusu olduğu gibi... Daha başarılı bitirdiğimiz bir turnuvadan sonra bu defa Tanjevic’i övebileceğim bir yazı ile tekrar buluşmak dileği ile... Gökhan Bayezit »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|