Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Gökhan Beyazıt arrow EFSANE GERİ DÖNÜYOR BOSTON CELTİCS
EFSANE GERİ DÖNÜYOR BOSTON CELTİCS PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökhan Bayezit   
Tuesday, 11 March 2008

 

1986 Offseason’u...

 


Boston Celtics 1985-1986 sezonunu adının önündeki “Hanedan” sıfatına yakışır bir şekilde geçirmişti. Sezonu 67-15 galibiyet yüzdesi ile zirvede bitirdikten sonra play-off’larda da 15-3’lük bir derece yakalamışlar, finalde de Houston Rockets’ı 4-2 yenerek şampiyon olmuşlardı. Sezon içinde sahalarında oynadıkları 41 maçın 40’ını kazanarak bugün bile kırılamamış ve kırılabilmesi mümkün gözükmeyen bir rekora imza atmış olmalarının yanında, Larry Bird’ün ard arda üçüncü kez ligin MVP’liğine layık görülme onuruna ulaştığı ve Clippers’tan alınan bir zamanların efsanesi Bill Walton’ın en iyi 6. adam ödülünü aldığı bu sezonun sonunda Boston’ın gerileme sürecine gireceğini herhalde kimse tahmin edemezdi. Çünkü ortada daha önce Seattle ile  yapılmış bir takas sonucunda kazanılmış 2. sıra draft hakkı ve o sezon drafta giren Red’in gözünü diktiği süper yetenek Len Bias vardı.


 


Red Auerbach’ın Bill Russell’dan sonra takımında görmeyi yürekten istediği ilk oyuncu belki de Len Bias’tı. Genç oyuncu için yapılan yorumlarda “Malone’un fiziğine, Jordan’ın hücum gücüne ve Erving’in atletizmine sahip” deniliyordu.

 

Birinci sırada oyuncu seçme hakkına sahip olan Cavaliers, pivot Brad Daugherty’i seçince Red Auerbach’ın rüyaları bir kez daha gerçekleşmiş ve Celtics, Bais’ı ikinci sıradan kadrosuna katmıştı. Red Bias’ın draft edildiğini açıkladıktan sonra meşhur zafer purolarından birini yakmayı ihmal etmemişti tabii ki...

 

 

 

Red’in planı basitti; Artık yaşlanmaya başlayan Bird - McHale - Russell üçlüsü ardında pişmesi için oynatılan Bias yavaş yavaş takımın liderliğine yükseltilecek ve Celtics hanedanının devam etmesini sağlayacaktı. Ama bu rüya sadece 48 saat sürdü. Bias, Maryland Üniversitesi kampüsünde bulunan odasında aşırı doz uyuşturucu kullandığı için komaya girdi ve kısa süre sonra henüz 22 yaşındayken öldü. Red ise bunu ağlayarak karşıladı. Celtics Hanedanlığı ile ilgili planları yerle bir olduğu için mi, yoksa yürekten bağlandığı oyuncuyu kaybettiği için mi, o tepkiyi verdiğini asla öğrenemeyeceğiz ama gerçek şu ki; Bias’ın ölümünden sonra Auerbach kendini toparlayamadı ve onun kendini toparlayamaması akıllıca hamleler ile zirveye taşıdığı Celtics’in dibe inişindeki en büyük etken oldu.

 

Modern Basketbol(???)

Red’in ilerleyen yaşı da modernleşen basketbolun etkilerini Celtics’e uygulamada geride kalmasına neden oldu. Buna en büyük örnek olarak 1989 draftlarını gösterebiliriz. Celtics, o dönem oyun kurucu sıkıntısı çekiyordu ve bugün efsane oyun kurucular arasına alabileceğimiz Tim Hardaway hala draft edilmemişti. Auerbach ise Tim Hardaway’in adını ağzına bile almadan sürekli Mike Smith’ten bahsediyordu. Onun oyun stilini Larry Bird’e benzettiğini, Celtics’in yapılanmasında büyük rol oynayacağını söylüyordu. Tabii kimse Auerbach’a itiraz edemedi, ne de olsa o bu tarz seçimler ile efsane olmuş bir isimdi. Oysa ki Mike Smith ile Larry Bird arasındaki en büyük benzerlik ikisini de beyaz tenli olmasıydı. Bunla sınırlı kalan benzerliğin sonucunda Mike Smith, NBA’de kalıcı olamayıp pek az kişinin hatırlayabildiği bir oyuncu olarak NBA’deki yerini alırken, Tim Hardaway ligin elit guardlarından biri haline geldi.

 

Artık yaşlandığını kabullenen ve kulüp içinde biraz daha geri planda rol almaya başlayan Auerbach’ı yıkan son olay ise takımın yıldızı olan ve önceki iki sezonda 20,1 sayı ortalaması tutturan Reggie Lewis’in kendi kendine antreman yaparken henüz 28 yaşında kalp kriziden ölmesi oldu. Hardaway’i seçmemek dışında hiçbir GM’lik hatasına imza atmayan Auerbach’ın hanedanlığı bir anda ligin dibine inmişti.

 

Kısa süreli başarı ve tekrar ligin dibi...

Bir süre ligin dibinde gezinen Celtics 96 draftında Kentucky Üniversitesi’nin yıldız ismi Antonie Walker’ı draft etti. Walker tek başına takımı başarıya taşıyamasa da diplerde geçen bir sezonun daha ardından, Celtics draftlarda bir numaralı seçme hakkının en büyük adayıydı ve herkes Tim Duncan’ı seçecekleri konusunda hemfikirdi. Ama draftlarda  bir mucize gerçekleşti ve ilk sıra hakkı Spurs’e gitti. Celtics ise Tim Duncan yerine Paul Pierce ile yetinmek zorunda kalacaktı.

 

Paul Pierce ile Antoine Walker ligin en iyi ikililerinden birini oluşturdukları 5 sezon boyunca, Celtics’in sürekli final adayları arasında anılmasını sağlayacak performanslar sergilediler. Hatta konferans finaline kadar çıkıp 76’ers ile eşleşmişlerdi ama; Iverson’a karşı koyamayıp elenmişlerdi.

 

Tabi sonrasında kaldıkları yerden serbest düşüşe devam ettiler ve inşaatta tuğlacı olarak geçirdiğini ve sonrasında alışkanlıktan olsa gerek tuğla tarzı üçlükleri ile anılmaya başlayan Walker’ı, Raef LaFrentz karşılığında Dallas’a gönderdiler. Raef LaFrentz her ne kadar dış şutu olan bir pivot olduğu için bu takasa bahane bulunabilir gibi gözükse de Celtics, Antoine ‘The Tuğlacı’ Walker’ın gidişinden sonra  kendini toparlayamadı.

 

Takımın yükünü omuzlamada kendisine destek olacak bir isim bulamayan Paul Pierce, her ne kadar all-star seçilmesini sağlayacak seviyede performans gösterse de  tek başına fazla etkili olamadı. Yanına Ricky Davis ve Wally Szczbreak gibi görev adamları dahil olsa da ikisi de istenilen katkıyı yapmaktan çok uzaktı. İlk başlarda durumdan şikayet etmeyen ve olgun tavrı ile herkesin takdirini kazanan Paul Pierce son iki sezonda kazanılan galibiyet sayısının bu sezonun konferans şampiyonu Detroit Pistons’ın galibiyet sayısına ulaşamaması sonucunda sessiz duruşunu bozdu ve takıma kendisine yardımcı olacak bir isim alınmadığı takdirde takas olmak istediğini açıkladı. Celtics’in bu çıkış karşısında verdiği tepkiyi hepimiz biliyoruz. Gelenler, gidenler, yapılması ve yapılmaması gerekenler, artılar ve eksiler ise yazının ikinci kısmında...

 

 

Aman yarabbi!! Çıldırmış bu Celtics!!!

Celtics’in geçen sezon eski günlerdeki gibi bir NBA rekoruna imza attığını duyanlarımız vardır. Paul Pierce’ın sakatlığı nedeniyle oynamadığı dönemde arka arkaya 17 maç kaybederek kırdığı rekorlara bir yenisini ekleyen Celtics’te, bu defa ki pek hoş karşılanmadı. Takım sahiplerinin bir anda çıldırıp kadroya Ray Allen ve Kevin Garnett’i katmalarında bu seri ne kadar etkili oldu bilinmez ama genç kadronun başlarında bir komutan olmadan fazla işe yaramadığının kanıtı arka arkaya kaybedilen 17 maç oldu.

 

Aslında Boston’ın elinde bulunan gençleri tek tek inceleyecek olduğumuzda son derece iddialı bir takım olmalarını beklemek hayalcilik değildi. Al Jefferson potaaltında hem hücumda hem de savunmada kendisinden beklenilenleri gerçekleştirebiliyordu. Bir diğer potaaltı oyuncusu Ryan Gomez’de, ilk senesinde beklenilen oyunu oynayamamış olsa da sonrasında açılmış ve sahanın iki tarafında da zaman zaman kontrolü eline almıştı. Gerald Green - Wally Szczerbeak’tan oluşan forvet ikilisi de maç başında 10 - 12 sayı civarında skor katkısı yapmaktaydı. Gren, smaçları ile öne çıksa da skor üretimi açısından Szczerbeak’tan; ortalama 5 sayı civarında daha az sayı atıyordu. Bunun yanında ”Wally World” sakatlanıp bu sezon sadece 32 maça çıkınca takımın sg - sf rotasyonundaki yükü zaman zaman tek başına sırtlanmak zorunda kaldı. İyi bir oyuncu olması ise ne yazık ki bu yükün altından kalkmasını sağlayamadı.

 

Guard ikilisini oluşturan Sebastian Telfair ve Dalonte West’e gelince. Dalonte West kolej kariyeri boyunca sg oynamış, ama Celtics’deki pg yokluğundan dolayı NBA’deki ilk senesininde guard koltuğuna oturtulmuştu. Sebastian Telfair ve drafttan Rajon Ronda geldikten sonra eski pozisyonuna döneceği düşünülse de guard pozisyonunda Telfair’in yetersiz kalması sonucunda takımın oyun kurucusu kimliğine geri döndü. Sezonu 12.2 sayı 4.4 asist ortalamaları ile bitiren West bence her takımın benchinde bulundurması gereken bir oyuncu. Celtics yetkilileri ise Ray Allen için feda edilebilir bir parça olduğunu düşünerek yollarını ayırdılar. Sebastian Telfair ise lisedeylen kendisinden çok şeyler beklenen oyununu; ne NBA’e giriş yaptığı Portland günlerinde ne de yeni bir umut olarak gördüğü Celtics’te gösteremedi. Lebron James ile birlikte ligin en iyi iki oyuncusundan biri olacağı iddiaları ortaya atılan günler çok geride kalmış gözüküyor.

 

Bu yaz yapılan hamlelere göz atacak olursak ellerinden bulunan beşinci sıra draft hakkının yanına Dalonte West ve Wally  Szczerbeak’ı da katarak karşılığında Seattle’dan Ray Allen’ı (bonus olarak Glen Davis’te alındı) aldıklarında uzun süre sonra yeniden ligin en iyi ikililerinden birine sahip oldukları düşünülmüştü. Bu iki süper ismin yanında Jefferson, Gomez, Green, Telfair gibi genç isimleri de ekleyince bu sezon en azından play-off’a girecekleri düşünülüyordu. Ama Celtics takımda iki süperstarın az olduğunu düşünmüş olmalı ki Minnesota’ya Al Jefferson, Gerald Green, Sebastian Telfair, Ryan Gomez, Theo Ratliff, gelecek yıllardan bir draft hakkı ve Ricky Davis takasında Wolwes’tan aldıkları draft hakkını verip Kevin Garnett’ı kadrolarına katarak bu yazın en sansasyonel takasına imza attılar. Tabi bu takas sonucunda kadrolarında üç süper starın dışında ele avuca gelir hiçbir ismin kalmaması, daha da kötüsü takımın guard rotasyonunun bomboş olması bazı tepkilere neden olsa da “Garnett – Allen - Pierce var, ne guard’ı istiyorsun daha?? Yemişim Guardı muhahaha J” tarzı yorumlar ile geri püskürtüldü.

 

 

Rol oyuncusu aranıyor!!!

Tabi bir süre sonra topu elinde isteyen üç oyuncuyu da huzursuz etmeden servis yapabilecek en kötü guard olan Eddie House ile anlaşmaya varıldı. Suns’ta ve Nets’te “Dur şu şutu da kullanayım, nasıl olsa guardım top yine bende olacak”  şeklinde düşündüğünden olsa gerek asisti ikinci planda düşünen bir oyuncu ile nasıl bir oyun planına geçmeyi planladıklarını fazlası ile merak ediyorum. Bunun yanında Cavaliers benchinde çürümeye terk edilmiş Scott Pollard ile de pivot pozisyonunu doldurdular (Gülmeyin hiç de komik değil J )


Bu hamleler yeterli gelmemiş olacak ki  Reggie Miller’ı da kadroya katmayı denediler ki bence en saçma geri dönüş hamlesini gerçekleştirmeye çalıştılar. 2 senedir basketbol oynamamış, üstüne üstlük artık 42 yaşında olan ve NBA seviyesindeki basketbola ne kadar dayanabileceği bilinmeyen bir ismi kadroya çalışmak sadece komedi filmlerinde görülebilecek tarzda bir transfer hamlesiydi. Reggie Miller ilk başta “Takım hazır, bende katılsam bir şampiyonluk yüzüğü de benim payıma düşer herhalde...” diye düşünmüş olacak ki ilk başta çok hevesli gözüküyordu, ama daha sonra mental açıdan hazır olmadığını öne sürerek Celtics’in bir hata daha yapmasını engelledi ve basketbola dönmeyeceğini açıkladı.

 

Şu an için Celtics’in, Ruben Patterson ile ilgilendiği söylentileri dolaşıyor ki bence bu yapacakları ender olumlu hamlelerden biri olacaktır. Portland günlerinden sonra ligin en sorunsuz oyuncularından biri olarak gözüken ve sahaya çıkıp oyunun iki tarafında da kendisine verilen görevin hakkını veren bir isim olan “TheKobe Stopper” Patterson eğer Celtics’e katılırsa takıma katkısı müthiş olacaktır. Bunun yanında Avrupa’da bir efsane olan ama NBA’de aradığını bulmayan Jasikevicius’un da Warriors’tan ayrıldığı takdirde Celtics kadrosunda yer almayı istediği şeklinde ortaya çıkan dedikodular var eğer Celtics bu dedikoduları dikkate alıp da Sarunas’ı kadroya dahil edebilirse guard rotasyonunda yaşadığı sıkıntıya bence iyi bir ilaç bulmuş olacak. Topu elinde tutmak gibi bir kaygısı olmayan ve istediği takdirde inanılmaz isabet oranı ile asist yapabilen Sarunas, Celtics’e mutlaka çok şeyler katan bir isim olacaktır.

 

 

 

 


 

The Big Three...

Takımın üç büyük oyuncusuna bakacak olursak Paul Pierce, NBA’e adım attığından beri bu takımda ve herkesin de kabul edeceği gibi ligin en iyi oyuncularından biri. İstediğinde ligdeki durdurulması en zor oyunculardan biri olabilen Pierce’ın yanında artık topu verip sorumluluğu devrederek dinlenebileceği iki isim daha var.

 

 

 

Ray Allen kariyeri ortada olan bir oyuncu. Eğer oyuna konsantre olabilirse şutör kimliğini ortaya koyup savunmacısının kendini paralamasına neden olacak performanslar gösterebiliyor. Seattle’a ilk geldiği sezon gösterdiği performans ile takıma sınıf atlatışını hepimiz hatırlarız. Geçen sezon 26,4 sayı ortalaması ile güçsüz Seattle takımını ayakta tutmaya çalışan isim olmasına rağmen başarısız olması ve sonucunda Celtics’e gelmesi onun için şans mı, yoksa Durant gibi bir yetenekle oynama fırsatını elinden kaçırdığı için şanssızlık mı bilinmez. Ama sadece Allen’ın gelişi bile, Celtics’i sadece Doğu’nun değil ligin en tehlikeli takımlarından biri haline getirmeye yetti. (Bu arada lisedeki son yılında sadece basketbola konsantre olup başarılı olmak ve üniversitelerden birinden burs almak istediğini söyleyen Allen’ın konsantrasyon işini fazla kaçırarak sezonun ilk maçının hava atışından sonra kendi potasına, bütün salonda yankılanacak şekilde, sert bir smaç vurduğunu hatırlatalım. Umarız Allen bu sezon konsantre olurken hangi potaya hücum edeceğini şaşırmaz.)

 

 

Kevin Garnett’ı ise anlatmaya gerek yok aslında. Hırs yaptığında topu eline alıp “Ben tek, siz beşiniz. Hadi oynayalım...” diyebilecek kadar hırslı ve bunu dedikten sonra kazanmak için elinden geleni yapıp terinin son damlasına kadar savaşacak kadar da iyi bir oyuncu. Wolwes’ta yanında sadece bir sezon bulabildiği rol adamları ile (Cassell ve Spreewell) Batı’nın konferans finaline kadar gidebilmiş olması, ”Acaba bu sezon yanında Cassell ve “Gariban adamSpreewell’dan çok daha iyi iki isim varken neler yapar?” diye düşündürüyor. Hem içerden hem de dışardan etkili olabilen, savunmada etkili bir blok tehdidi olmasının yanında ribauntlarda ligin en iyi isimlerinden biri olması da Celtics’in yıllardır hastalığı haline gelmiş olan ‘Ribaunt alamayan uzun oyuncu’ sendromuna da çare olacak gibi gözüküyor.

 

 

 

Bir sorunumuz var...

Ligin en iyi oyuncularından üçünü kadrosunda bulunduran Celtics’in, şampiyonluğu konusunda şüpheye düşülmesinin sebeplerinden biri de takımın hem benchinin hem de guard rotasyonunun çok dar olması. Ligde Celtics’e benzeyen üç yıldızlı takımlardan Phoenix Suns’ın son üç sezonun normal sezon kısmında  müthiş performans gösterdikten sonra “Erkekler ile çocukların ayrıldığı yer” olarak tabir edilen play-off’larda konferans finalinin ötesine gidememiş olmasının en büyük sebebi olarak gösterilen ve D’Antoni’nin belki de eleştirildiği tek nokta olan benchten gelen katkının sıkıntı olması bu sezon mutlaka Celtics’in başını ağrıtacaktır. Suns’ta takımı yönetecek Steve Nash adında, adama zorla sayı attıracak kadar iyi pas yeteneğine sahip bir guardın olması ve Celtics’te, Nash’in yarısına kadar pas görüşüne sahip bir oyuncunun olmaması “The Big Three”nin dışındaki oyunculardan katkı almalarını fazlası ile zorlaştıracaktır.

 

 

 

Celtics de iyi şeyler de oluyor...

Celtics hakkında bu kadar eleştiriden sonra biraz da işin iyi yanlarına bakmak lazım aslında. Ray Allen, Paul Pierce ve Kevin Garnett ligin başarıya aç üç oyuncusu ve hak ettikleri şampiyonluk yüzüğüne ulaşmak için mızmızlanmayı, ”Ben top kullanamıyorum” tarzındaki şikayetleri yapabilme ihtimallerinin olmadığını düşündüğüm üç isim. Ray Allen’ın ısındığında durdurulması zor bir şutör olduğunu daha önce de söylemiştik. Geçen sezon tutturduğu 26,4’lük sayı ortalamasının her GM’in ağzının suyunu akıtacağına ve Allen’ı takımında görmek isteyeceğine de eminiz. 4,1’lik asiste karşılık 1,5 top kaybı ortalaması pek iç açıcı gözükmese de takımda biraz daha az şut kullanmak zorunda kaldığı için takım arkadaşlarını beslemeye daha çok konsantre olup asist - top kaybı oranını yükseltmesi benim için sürpriz olmayacaktır.

 

 

 

 

Paul Pierce, bu takıma geldiğinden beri takımın lideri. Geçen sezon geçirdiği sakatlıklardan dolayı takımdan ayrı kaldığı süre içinde genç kadronun başlarında bir yıldız olmadan pek de başarılı olamamaları, Pierce’ın gözünü korkutmuş olacak ki bu yaz takıma takviye yapılmazsa takas edilmek istediğini söylemişti. Pierce’ı kaybetmemek ve başarılı olmak adına takıma bu kadar iyi oyuncuların takviye edilmesi ise Celtics yönetiminin Pierce’a ne kadar değer verdiğinin göstergesidir bence. Geçen sezonu 25 sayı ortalaması ile tamamlayan 4,1 asist-1 top kaybı ortalaması tutturan Pierce takımın asıl yıldızı olma görevinin Garnett’a devretmeyi sorun etmeyip rol adamı olmayı kabullenirse bu sezon ligin sürpriz çıkışlarından birine imza atabilir.


Kevin Garnett, Wolwes’ta her ne kadar eski heyecanını kaybetmiş gözükse de sezon içinde alışıldık oyununu oynamaya devam etti ve sezonu 22,4 sayı, 12,8 ribaunt ortalaması ile kapattı. 4,1’lik asist ortalaması ise kendisinden beklenmemesine rağmen bu alanda da takıma katkı yapabileceğinin göstergesi. Tabi geçen sezon isteğini kaybettiği halde, bu ortalamaları tutturduğunu düşününce bu sezon neler yapabileceğini düşünmek insanın gözünü korkutuyor.

 

Sezonu kapattığında ligin Grizzles ile birlikte en kötü kötü derecesinden birine sahip olan ve draftlarda ilk iki sıradan birini mutlaka alarak Greg Oden - Kevin Durant ikilisinden birini katmasına kesin gözüyle bakılan Celtics, piyangoda beşinci sıraya düşünce pek çok Celtics severin yüzlerinin asıldığını ve takımdan bu sezon içinde umudu kestiklerini düşünmemek için çok sebep yok. Sonuçta NCAA’in en iyi iki oyuncusundan birini kadroya katma fırsatını ellerinden kaçırmışlardı. Drafttaki isimler her ne kadar yetenekli olursa olsun, bir Durant’ın ya da Oden’ın takıma yapacağı katkıyı yapamayacakları düşünülüyordu. Ama, Celtics herkesi şaşırtan hamlelere imza atarak beşinci sıradaki hakkını da gözden çıkardı ve artık genç oyuncuların gelişimini bekleyemeyeceğini ve bir an önce başarıya ulaşmak için her yolu deneyeceklerini herkese gösterdi.

 

Draftlarda ilk iki sıradan birini alabilseler ve Durant ya da Oden’ı kadroya katsalar en azından Ray Allen’ı kadroya katamamış olacaklardı. Bu durumda Celtics için “Play-off garanti ama gerisini bilemem” tarzında yorumlar yapılması da mümkündü. Ama şimdi benchi zayıf da olsa, guardları istenilen seviyede olmasa da Celtics uzun süre sonra  tekrar NBA şampiyonluğunun en büyük adaylarından biri. Hanedanlık olarak NBA tarihine kazınmış, Red’in yarattığı efsane Boston Celtics’in eski günlerine kavuşma ihtimalinin olduğunu görmek bile her NBA’severin  yüzünde mutlaka bir tebessüme neden olmuştur.

 

Auerbach hayatta olsaydı, Celtics’in bu hamlelerinden sonra mutlaka zafer purolarından birini yakardı. Gittiği yerden Celtics’i izlerken o zafer purolarını tekrar tüttürmesi her Celtics taraftarının dileği olsa gerek.

 

Basketbolla kalın...

 

 

Gökhan Bayezit

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari