Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Gökhan Beyazıt arrow Grant Hill
Grant Hill PDF Yazdır E-posta
Yazar SaykoBirader   
Pazartesi, 28 Ocak 2008

1994 NBA Draft’ı...


90’lı yılların başında Detroit Pistons kadrosu “Bad Boys” ekolünü yaratan oyuncuların takaslar ile ya da emekliliklerini açıklayarak birer ikişer basketbolu bırakmaları sonucunda eski gücünü kaybetmişti.Yavaş yavaş ligin dibine doğru sürüklenen takım o sezon elde ettiği üçüncü sıradan seçme hakkını Duke Blue

 


Devils ile iki şampiyonluk kazanmış Grant Hill’i seçerek kullanıyordu.Hill ACC’de 1900 sayı,700 ribaund,400 asist,200 top çalma,100 blok yapan ilk oyuncu olarak tarihe geçmişti.Grant Hill’in takıma katılması ile birlikte şampiyon kadrodan kalan tek isim olan Joe Dumars’da emekliliğini bir süre erteleyip bu yetenekli gence abilik ederek Detroit’in eski günlerine dönmesinde takıma yardımcı olmaya karar verdi.

 

En çok sayı

46 / Washington’a karşı

En çok ribaund

18 / 2 kere

En çok asist

14 / 2 kere

En çok top çalma

6 / 3 kere

En çok blok

4 / 2 kere

En uzun süre oynadığı maç

55 dakika / Phoenix Suns’a karşı

 

 

 

 

Sezon...

Hill NBA’deki ilk sezonunda 69’una ilk beşte başladığı 70 maça çıkar ve 19.9 sayı 6.4 ribaund 5 asist ortalamaları ile ilk senesinde Detroit’in birinci silahı haline gelir. Bu performansı yılın çaylağı ödülüne Jason Kidd ile birlikte uzanmasını sağlayacaktır.(Kidd’in o sezonki performansı 79 maçta 11.7 sayı 7.7 asist 5.4 ribaund) O sezon toplamda attığı 1394 sayı yerine 1400 sayı barajına ulaşabilseydi ilk sezonunda 20 sayı-5 ribaund-5 asist ortalamasına ulaşan üçüncü oyuncu olacaktı. (İlk ikisi Michael Jordan ve Oscar Robertson) 

 

 

 

Kidd ile birlikte ligin triple-double ortalamalarını her maçta yoklayan oyuncusundan biri olan Hill’e “Yeni Jordan” yakıştırmaları yapılmaya başlanmıştı bile.Hill’de sezon içinde gösterdiği performans ile hak ettiği şekilde ilk sezonunda en çok oyu alarak all-star kadrosuna seçilmiş ve bunu başaran Jordan’dan sonraki ikinci oyuncu olmuştur.(Daha sonra Çin’in desteğini arkasına alan Yao Ming bunu tekrarlamıştır,ilk senesinde bunu ne kadar hak ettiği tartışılır.)

 

 

Hill ikinci sezonunda ortalamalarını yükseltmeye devam eder.Bunun sonucunda Pistons 95-96 sezonunda play-off’lara girmeyi başarır,ama ilk turda elenmekten kurtulamaz.Takımda yükü paylaştığı isim olan Alan Houston 95-96 sezonunda New York’a gönderilir ve 98-99 sezonunda Jerry Stackhouse katılır.Ama Hill ile Stackhouse’ın uyumu sağlayamaması Hill’i yeni bir sayfa açmaya zorunlu kılar ve Hill 2000-2001 sezonunun başında Tracy McGrady’nin de katıldığı Orlando Magic ile sözleşme  imzalar.

 

Toronto’da, Vince Carter’ın ardından ikinci adam olan Tracy McGrady’nin performansı umut vadeder niteliktedir.Bunun yanına, ligin en büyük yıldızlarından Grant Hill’de eklenince çoğu kişi Magic için parlak günlerin yakın olduğu düşünmeye başlar.Ama Hill’in, Detroit kariyerinin sonunda takımını play-off’larda yalnız bırakmamak için sakat sakat oynadığı maçlar kariyerine beklenenden çok daha başka bir yön verecektir…

 

Orlando’daki ilk sezonunda sadece 4 maçta forma giyer.Sonrasında sakatlığı nüksettiği için ameliyat olur ve sezonu kapatır.

 

Mevki

Kısa Forvet

Lakabı

Gentelman (Centilmen/Sportmen)

 The One ( O)

Boy

6-8 ft. (2,04 m.)

Kilo

225  lb. (102,1 kg.)

Ülkesi

Flag of United States Amerika

Doğum yeri ve Tarihi

5 Ekim 1972 ve Dallas – Teksas

Kolej

Duke

Üniversite

South Lakes

Draft

1994 yılında 1. tur 3. sıradan Detroit tarafında seçildi.

Profesyonel kariyeri

1994 - ?

Forma Giydiği

Takımlar

Detroit Pistons 1994 – 2000,

Orlando Magic 2000 - ?

Ödüller

 

Ülkenin en iyi defansif oyuncusu (1993)

1994 yılında Jason Kidd ile birlikte en iyi çaylak seçilmiştir.

1996 Atlanta ve 2000 Barcelona’da,’’Dream Team’’ ile şampiyonluklar yaşamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

İkinci sezonunda biraz daha gelişme gösterir ve oynadığı maç sayısını 14’e çıkarır.Ama şanssızlık Hill’in yakasını yine bırakmaz ve tekrar sakatlanan Hill ameliyat olarak sezonu kapatır.Üçüncü sezonunda 29 maç sonunda tekrar sakatlanarak maçları televizyondan izlemeye başlar.Bu üç sezon içinde Hill’in alması beklenen sorumluluğu Tracy McGrady alarak çok büyük bir yıldız olurken,Hill iyi geçen sezonun ardından aldığı kontratın üstüne yatan bir durumuna düşmüştür. Nihayet dördüncü sezonunda şans yüzüne güler ve sezonu 67 maçta 19.7 sayı 4.7 ribaund 3.3 asist ortalamaları ile tamamlar.Eski triple-double’ı koklayan performansından eser kalmasa da,layık görüldüğü süperstar sınıfından uzaklaşsa da hala ölmediğini ispat etmiştir. Beşinci sezonunda yine sakatlanır, Magic taraftarlarının şaşırdığını söylemek ise pek de güç değildir.21 maçta 15.1 sayı ortalaması ile takımına hiç de fena olmayan bir performans ile katkı yapması Magic’i elbette olumsuz etkiler ve Magic NBA’in kaybedenler kulübünde bir süre daha bekler.Bu sezon ise sakatlıklardan fırsat buldukça çıktığı 65 maçta 14.4 sayı ortalaması ile takımına veteran oyunculardan beklenen katkıyı yapmıştır.Sakatlıklarla dolu Magic kariyerinin son yılında nispeten daha az maç kaçırması ve sezon sonunda free-agent olacağını açıklamasından sonra Pistons ve Suns gibi ligin zirveye oynayan iki ekibinin ilgisini çekmesi ile geçmişe duyulan saygıdan mı,yoksa son senesinde gösterdiği performansın takımların dikkatini çekmesinden midir bilinmez.Ama emin olduğum tek şey Orlando Magic taraftarlarının büyük çoğunluğunun Grant Hill’i  (ne yazık ki) kontrat alıp yatan bir oyuncu olarak hatırlayacağıdır.

 

 

 

 

THE GENTLEMEN...

 

Grant Hill’i diğer oyunculardan ayıran en büyük özelliği tam bir centilmen olmasıydı.Öyle ki bu sakatlıklar nedeniyle kariyeri harap olmuş eski süper-star diğer siyahi basketbolcuların çoğunun aksine kenar mahallelerin oldukça uzağında büyümüştür.Babası eski bir Amerikan Futbolu oyuncusu olan Grant Hill,rahat bir hayat yaşamış,ama asla şımarmamıştır.Liseye giderken bile babasının okula limuzinle göndermesine karşılık,okulun iki-üç sokak aşağısında inerek okula yürüyerek gitmeyi tercih edecek kadar alçakgönüllü bir kişiliğe sahiptir.

 

Ayrıca Hill’in biraz özel hayatına değinecek olursak;

 

1996 yılında R&B müziğin şarkıcılarından olan Tamia ile takım arkadaşlarının aracılığı ile tanışan Hill; bu dünya güzeli aktrist, besteci ve şarkıcı hanımla 24 temmuz 1999’da dünya evine girdi…Eşine çok bağlı olan bir koca olan Grant; balayını da eşinin isteği üzerine Endonezya ve Bali adalarının eşsiz mavisinde  geçirdi.

 

 

 

Hill’in dikkat çeken olaylarına gelecek olursak;

 

 

1995 Mtv Müzik ödülleri organizasyonu çerçevesinde, en iyi talk-show sunucusu olarak seçilen Ricky Lake’e ödülünü vermiştir…

 

Hill;Sprite, McDonalds,Tag,Heuer,Fila,Adidas  gibi  büyük firmaların reklamlarında boy göstermesiyle tüm dünyada tanınan bir kişi oldu.Özellikle ülkemizin yeni kuşağının Nba’yle tanışmasını sağlamıştır. Bu reklamlarda oynamasındaki en büyük etkiyse; halk tarafında sevilen ve saygı duyulan bir insan olmasıdır.

 

Ayrıca Hill’in, Demokrat Parti adayı olan John Kerry’nin  Başkanlık mücadelesine katkıda bulunmak amacıyla; partiye 2.000$’lık bağış yapması da dikkat çekmiştir.

 

Hill’in ayrıca iki tane idolü olduğunu biliyoruz.Bu basketbolun ilahı Julius Erwing ve tenisin ilahı Arthur Ashley’dir.

 

Hill’i, Nba’de bu zamana kadar en çok etkileyen takım: Magic Johnson ve Karem Abdul-Jabbarlı Los Angeles Lakers’mış.

 

 

 

 

Saha içindeki mücadele sırasında trash-talk yaptığına şahit olmak neredeyse imkansızdır.Sadece sahaya çıkar ve elinden gelen mücadeleyi gösterir,trash-talk yapmak,rakibin moralini basketbol dışındaki etmenler ile bozmaya çalışmak Hill’in kişiliğine uygun hareketler değildir.NBA’deki ilk yılına yaptığı çıkışın ardından yıldızı parlayınca pek çok programa katılması istenir.Hill katıldığı programlarda da bu seviyeli duruşunu bozmaz,aile terbiyesi almış birey rolünü başarı ile oynar,hatta bir talk-show’da piyano çalmışlığı bile vardır.İşte bu terbiyeli kişiliği ile insanların saygısını kazanmayı başarmış ve sakatlıklar nedeni ile boşa giden 6 seneden sonra bile insanların kendisine duydukları saygıyı hak etmeyi başarmıştır.

 

Herkes Hill’i sever...(mi?)

 

Tabii Hill’e saygı duymayan isimler de var.Bunların başını ise Detroit’in eski “Bad Boys”ları çekiyor.Pistons’ın 90’ların başında yarattığı rakibini inanılmaz bir savunma ile adeta ezen,ve rakibin yıldızının hemen her Pistons maçından sonra dayak yemişcesine bir ifade ile sahadan çıktığı o takıma bambaşka bir hava katmıştır.Bad Boys olduğunu söylemek imkansızdır,sadece çıkar ve basketbol oynar.Bu yüzden o dönemki Pistons’ın en çirkin işlerini yapan yarı-kaçık Dennis Rodman tarafından sık sık sözlü sataşmalara maruz kalmış,ama cevap vermemiştir.Öyle ki bu sataşmalar  gitgide büyüyerek Rodman’ın bir maçta kendisine adeta saldırmasına ve hırpalamasına kadar  ulaşır.

 

“Bu Hill denen çocuğu hiç sevmiyorum, adam orda bizim (Bad Boys) şerefimizi iki paralık ediyor. Basketbol bu kadar da yumuşak oynanmaz ki!! Züppe herif. Maç içinde; argo konuşmak, itişip kakışmak ağır hakaretmiş. Onu bir gün sahada birisi dövecek veya güzelce öpecek! O zaman ben de keyifle oturup seyredeceğim.”

 

                                                                                                               Dennis Rodman

 

Eski Pistons oyuncularının ne kadar kızgın olduğunu sanırım en iyi açıklayan yorum budur.

 

Gidişatı değiştiren sakatlık...

 

Hill’in kariyerine büyük zarar veren sakalığa gelince... Hill takımı play-off’larda Atlanta Hawks ile eşleştikten sonra bir karar vermek zorunda kalır.Sakatlığına rağmen sahaya çıkıp oynayacak mıdır,yoksa maçları benchten mi izleyecektir.O kariyerini zedeleyecek olan kararı alıp sahaya çıkma kararı alır ve o ana kadar fazlası ile parlak olan NBA kariyerini Atlanta karşısında adeta dağılmış bir topuk kemiği ile oynayarak mahveder.Son maçta takımı öne geçirebilecek hücumu kullanırken ard arda iki şutta Dikembe Mutombo’nun acımasız bloklarına maruz kalması ile kariyerini riske atmasının karşılığında bir üst turu görememesine neden olmuştur.

 

Sakatlıklarının en büyük sorumlusu ise bence sponsoru olan FILA’nın uygun üretmediği basketbol ayakkabılarının ısrarla giymesidir.Basketbol gibi ayaklara çok fazla yük binen bir spora uygun ayakkabı üretemeyen FILA’nın bu eksikliği o dönem NBA’in en parlak isimlerinden Hill’e sponsor olarak göz boyama yoluyla kapatmaya çalışması,Hill’in ise sakatlıkların sebebinin bu olduğu ortaya çıkmasına rağmen bu ayakkabıları giymeye ısrarla devam etmesi centilmenlik ile mi,yoksa para kazanma hırsı ile mi açıklanmalıdır bilinmez.

 

Hill’in şanssızlığını bir kenara bırakacak olursak,kariyerinin başında oynadığı Detroit’te yanında kendisine destek olacak oyuncular bulamaması ona çok yakışacağını düşündüğüm şampiyonluk yüzüğüne ulaşmasını engellemiştir.Önce Alan Houston,sonra Jerry StackHouse ile birlikte oynamasına rağmen istenilen uyumu sağlayamaması onu yeni arayışlara itmiştir.Ama ne kadar centilmen olursa olsun,gidişinden sonra Detroit taraftarlarının çok bedduasını almış olmalı ki Hill sakatlıklardan başını kaldıramazken,karşılığında Pistons’a giden Ben Wallace iki defa yılın savunmacısı seçilmiş,all-star olma onuruna ulaşmış ve kendisini ligdeki herkese kabul ettirmiştir.Penny Hardaway’den sonra kariyerine bu kadar zarar verecek bir sakatlık yaşamış olan  ikinci “Jordan aday”ı olması ise “Orlando’da bir lanet mi var acaba?”sorularını aklıma getirmiyor değil.

 

Peki Şimdi?..

 

Hill geçen sezon basketbola dönmemesi durumunda kontratında yazan parayı son kuruşuna kadar alacaktı.Hatta sonrasında TV yorumculuğuna başlayarak zaten çok şey başarmış olduğunu NBA kariyerini de noktalayabilirdi.Ama o sakat olduğu sürece aldığı parayı hak etmek için midir bilinmez basketbola dönemk için inanılmaz bir çaba gösterdi ve bunu başardı.Belki ilk geldiğinde kendisinden beklenen performansın çok uzağında kaldı ama yine de sahaya dönüp,kendisi için “kariyeri bitti” diyenleri cevaplarcasına genç Magic takımının play-off’un son sırasına tutunmasına giden yolda onlara deneyimleri ile eşlik etti.

Bu sezon sonunda free-agent olacağını açıklayan Grant Hill’i kadrosuna katmayı en çok isteyen takım,süperstar sıfatına eriştiği Detroit Pistons.Bu takas gerçekleşip Hill Pistons’a katılsa bile 7 sene önceki takımı sırtlayan Hill’i izlemekten mahrum kalacağımız bir gerçek.Takımdaki rolünün daha çok benchten gelip katkı yapmak üzerine kurulu olacağını söylemekte çok uçuk bir kehanet değil.

 

Ama sonuç ne olursa olsun,gelecek sezon Hill’i hangi forma ile görürsek görelim,sakatlıklar ile kariyeri mahvolmuş bu adama en azından kişiliğinin ve Detroit yıllarının hatırına saygı göstermeliyiz.



» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari