Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Gökhan Beyazıt arrow NBA 2007-2008 Sezonu- 1
NBA 2007-2008 Sezonu- 1 PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökhan Bayezit   
Tuesday, 18 March 2008
San Antonio Spurs’un şampiyonluğu ile kapanan geçen 2006-2007 sezonunun ardından pek çok NBAsever için istenmeyen günler olarak nitelendirilebilecek olan offseason başladı. Bu offseasonda en merak edilen konu şüphesiz Garnett’ın takım değiştirip değiştirmeyeceğiydi. 5 oyuncu + 2 draft hakkının karşılığında Garnett’ı kadrosuna katan Celtics bu yazın şüphesiz en büyük bombasını patlattı.


Bu yazın diğer önemli olayları arasında yine Celtics’in Ray Allen’ı kadrosuna katması, Portland’ın draftın ilk sırasında Greg Oden’ı seçmesi (ve Oden’ın tek bir NBA normal sezon maçında oynayamadan sezonu kapatması) , draft günü yapılan Knicks-Blazers, Bobcats-Warriors ve Celtics-Sonics takasları ,Kobe Bryant’ın Los Angeles’tan ayrılmak istediğini açıklaması, Shawn Marion’un karıştığı takas dedikoduları ve Miami’nin Ricky Davis’i kadrosuna katıp, A. Walker’ı Minesota’ya yollaması en önemlileri olarak göze çarpıyor.

 

Fazlası ile derin bir draft olan 2007 Draft’ından gelen gençlerin takımlarına nasıl etki edeceği şu an için herkesin cevabını heyecanla beklediği bir soru. Bunun yanında kadrosunda önemli değişiklikler yapan takımların bu sezonki performansları da merak konusu.

 

Sizler için hazırladığımız offseason değerlendirmelerini zevkle okumanız dileğiyle...

 

 

Atlanta Hawks 

 

Atlanta Hawks 2006-2007 sezonunu da play-off’lara uzaktan bakarak bitirdikten sonra her offseasonda yaptıkları yenilenme hamlelerine bu sezon da girişeceklerini tahmin ediyorduk. Hawks yönetimi ise bu yaz yapılanmayı bir ileri boyuta taşıdı ve forma renklerini ve takım logosunda da yenilenmelere gitti. Ne kadar işe yarayacağını sezon başladığında hep birlikte göreceğiz.

 

 

 

Takım içinde yapılan hamlelere göz attığımızda kadroya yapılan en önemli takviyenin, gelmiş geçmiş en iyi draftler arasında şimdiden gösterilen 2007 draft’inin 3. sırasından  seçilen Florida çıkışlı Al Horford ve 11. sıradan seçilen Texas çıkışlı guard Acie Law olduğu görülüyor. Tabii bu tercihler fazlasıyla eleştirildi. Takımın guard ihtiyacı ortadayken ve bu sezon draft’e katılan en iyi guard olarak gösterilen Mike Conley Jr. henüz seçilmemişken, takıma yeni bir uzun oyuncuyu dahil etmek Hawks’ın alışılagelen hamlelerinden biri olsa da bu defa kaçan balığın büyük olması eleştirilerin de yüksek sesle dile getirilmesine neden oldu. Acie Law’ın ise 11. sırada seçilmeyi hak etmediğini söyleyenlerin sayısı hiç de az değildi.

 

 

 

 

Acie Law konusundaki yorumlara katılmasam da Al Horford’un 3. sıradan seçilmesi kadroda Shelden ve Marvin Williams gibi iki yüksek potansiyelli uzun oyuncu varken  yapılması gereksiz bir hamleydi. Gerçi bu iki ismin geçen sezonki performanslarına baktığımızda kendilerinden beklenen oyunun çok uzağında bir performans sergilediklerini görüyoruz. Marvin Williams geçen sezonu 73 maçta 13,9 sayı 5,3 ribaund ile tamamlarken Shelden Williams 81 maçta 5,5 sayı 5,4 ribaund gibi diplerde sürünen bir performans gösterdi. Bu iki ismin performansını arttırmak için Oden’ın bir yıldız haline gelmesinde (bence) en önemli rolü oynayan Mike Conley Jr.’dan daha iyi bir guard bulunamazdı. Ama Hawks yönetimi daha fazla beklemekten vazgeçti ve draft’in yetenekli uzunlarından Al Horford’u kadroya dahil etti. Hawks taraftarlarının Al Horford için Marvin Williams gibi NCAA’lerde iyi performans gösterip de NBA’de ortalama oyunculardan biri olmayıp takımı bir üst seviyeye çıkarabilecek bir performans göstermesini ümit etmekten başka yapabilecekleri bir şey yok.

 

Acie Law ise 11. sırada seçilebilecek draft’teki en iyi guardlardan biriydi. Los Angeles Lakers tarafından seçilen Javaris Crittenton ile birlikte Conley’den sonraki en iyi iki guarddan biriydi ve Hawks tercihini Acie’den yana kullandı. Yeni nesil ‘Point God’lardan biri olmasını beklemesem de Hawks için önemli bir oyuncu olabileceğini düşünmekteyim.

 

Takımdan ayrılan en önemli isin Ronald Ivey. Sözleşmesi sona erdikten sonra yeniden anlaşma yapılmayan genç guard Bucks’a transfer oldu. Yetenekleri kısıtlı bir oyuncu olarak NBA’de ne kadar daha tutunabileceğini merak ediyorum.

 

 

 

 

 

Bu yaz Atlanta’nın takıma dahil etmek istediği iki isim çok ses getirdi. Sonics guardı Luke Ridnour ve Marcus Camby için Hawks’ın adı geçse de bir sonuç elde edilemedi ve iki oyuncu da takımlarında kaldı. İki oyuncu da Hawks’a gelse çok büyük katkı yapabilirdi ama bu isimlere karşılık önemli isimlerin takımdan gönderilmesinin gerekmesi bu takasları tıkayan en önemli etken oldu.


Geçen sezon all-star seçilen takımın lideri durumundaki Joe Johnson artık bu role iyice alıştı ve her geçen sezon performansını bir gömlek daha yukarıya taşıyor (Geçen sezonki performansı 57 maçta 25 sayı 4,4 asist 4,2 ribaund). Kendisinden beklenen performansı bir sakatlık yaşamayacağı sürece göstereceğinden hiç şüphem yok. Ama bu sezon asıl patlama yapacak ismin Josh Smith olacağını düşünmekteyim. Dış şutu olmadığı için eleştirilse de hem içerdeki oyunu ile hem de savunmadaki gayretleri ile takımın gizli kahramanı olmasını sağlayacak performanslar sergiliyor Geçen sezonki performansı 16.4 sayı 8,6 ribaund 2,9 blok). Bu sezon da en çok gelişme gösteren oyunculardan biri olacağı gerçeğini pek çok kişi kabul edecektir. Ama asıl gelişmeyi all-star haftasonunda bu defa smaç yarışmasında değil de all-star maçında yer alacak bir performans göstererek yaparsa kime şaşırmamalı.

 

Takımın ortalarda gözükmeyip de çok iş yapan bir diğer oyuncusu da ligin en önemli altıncı adamlarından biri olan Josh Childress. Geçen sezon maçlara benchte başlasa da oyuna girdiği andan itibaren takımına olumlu yönde katkı yapabilen oyunculardan biri olmayı başardı.çıktığı 55 maçta 13 sayı 6,2 ribaund ortalaması ile oynamış olması da takımı için önemini gösteren istatistikler.

 

Atlanta’nın bu kadar iyi ve yüksek potansiyelli oyunculardan oluşan bir kadrosu olduğu düşünülünce bir an için play-off’lara rahat gideceği düşünülebilir.Ama bu genç takıma abilik edebilecek bir oyuncunu kadroda bulunmayışı şu an için en büyük eksikleri olarak göze çarpıyor.All-star haftasonu yaklaşırken ‘biraz şansın yardımı ile play-off yapabilirler’ diye düşünürken sezon sonunda lottery pick için adlarının geçmesi tecrübesizlikten başka birşeyle açıklanamaz(Coachların beceriksizliği dışında).

 

Bu sezon tecrübe sorununu çözebildikleri takdirde ellerindeki kadro ile  play-off’larda geride kalan yıllara göre yeni bir takım göreceğimiz ve o takımın Hawks olacağı Doğu’da rekabetin artması için gerçekleşmesini umduğumuz bir beklenti.

 

 

Boston Celtics 

 

Offseason’un en renkli takımı hiç şüphesiz Boston Celtics’ti. Sezonu draft piyangosunda 1 numarayı almak için kasıtlı olarak maç kaybettikleri iddiaları ile bitiren Celtics draftte istedikleri ile çok alakasız bir pozisyona düşünce bir sezon daha yenilenme hareketine gitmek yerine takımda kökten değişiklik yapmayı tercih ettiler.

 

Draft gecesi Ray Allen karşılığında 5. sıra seçimi Jeff Green,Wally Szczerbiak ve Delonte West’i Sonics’e gönderdiklerinde Walker-Pierce ikilisinden sonra Celtics’i play-off’lara taşıyacak yeni bir ikili kurulduğunu düşünmemek için hiçbir sebep yoktu.Tabii geleceğe yönelik olarak draftten yetenekli bir oyuncu almak da mümkündü ama Celtics yazın çok ses getiren hareketine imza atıp Kevin Garnett’ı kadrosuna katarak şampiyonluk adayları listesine en tepeden giriş yaptı. Garnett için Timberwolwes’a Sebastian Telfair,smaç şampiyonu Gerald Green,Theo Ratliff, Ryan Gomes, geleceğin en önemli pf’leri arasında gösterilen Al Jefferson ve iki adet draft hakkı verdi.

 

Takımın 3 kişi ile şampiyonluğa oynamasının biraz zor olacağı gerçeğini kabul ettiklerinde free agent piyasasındaki hemen her oyuncunun rüyasını süsleyen takım olan Celtics , Miami’den James Posey’i takımdaki şutör ordusuna dahil etti. Geçen sezonki kötü performansından sonra Posey’e güvenmek ne kadar olumlu bir hamle tartışılır,ama benchten gelip takım adına olumlu katkılar yapacağını ummak Celtics taraftarlarının bu sezon kurduğu pembe hayaller arasında hiç de kötü durmuyor.

Takıma katılan diğer bir dikkat çeken isim ise Eddie House oldu.Free Agent olarak kadroya katabilecekleri Brevin Knight gibi sayı atmaktansa pas atmayı tercih eden bir guard varken topu eline alınca direk hücumu düşünen bir guardı takıma dahil etmek Celtics’in bu yaz yaptığı belki de en büyük yanlış oldu. Eddie House pasör bir guard olmadığını Nba Europe Live etkinlikleri içerisinde gerçekleştirilen Toronto maçında 14 sayı atıp sadece 1 asist yaparak gösterdi.O maçta Garnett 2, Allen 4, Pierce 3 asist ile oynadı. Bu istatistik bile Eddie House’ın takımın kimyasına zarar verebileceğinin ipucu olabilir bence.

Celtics’in kadroya kattığı diğer oyunculara bakacak olursak geçen sezon Grizzless forması giyen guard Dhatnay Jones,Atlanta’da istediği süreyi alamayan ama FIBA Amerika elemelerinde Uruguay forması ile değerini tekrar arttıran Uruguay’lı pivot Esteban Batista, imajı ile pota altındaki oyuncuların dikkatini dağıtmakta bir dünya markası ( : ) ) olan Scot Pollard ve Louisiana State çıkışlı ‘Baby Shaq’ lakaplı Glen Davis ile kadroyu takviye ettiler.

Celtics’in bu kadro ile ne kadar başarılı olacağını tahmin etmek zor. Üç süperstarın oyunu ile NBA Şampiyonluğuna gidebilecekleri gibi, bench desteği alamayacakları kısıtlı rotasyon yüzünden ikinci bir Suns vakası olup NBA Finaline uzaktan bakma ihtimalleri de var. Gelecek sezon Celtics’in derecesi ne olursa olsun, GM Danny Ainge’in bu yazın en iyi GM’i olduğu gerçeğini kimse reddetmemeli.

Celtics’in offseason hamleleri ile ilgili daha geniş bir yazı için 3SAYI Eylül sayısına göz atmanızı tavsiye ederiz.

 

 

Charlotte Bobcats

 

Bu yaz en çok gelişme kaydeden takımlardan birisi de hiç şüphesiz Charlotte Bobcats’ti. Takımda eksikliği duyulan yıldız oyuncu açığını kapatmalarının yanında kadrolarındaki en önemli iki isim ile de kontrat uzatmayı başardılar.

 

 Bobcats’in offseason başında adının en çok anıldığı konu yeni koçunun kim olacağı sorusuydu. Pek çok adayın arasından Sam Vincent öne çıktı ve Bobcats çalıştırdığı hemen her takım ile başarılara imza atmış olan Vincent ile sözleşme imzaladı. NBDL’de çalıştırdığı Fort Worth Flyers ile ligin en iyi derecesini elde ettikten sonra takımı ile finale kadar gelmesi en büyük başarısı olarak gözükmekte.

 

Sam Vincent ile takımdaki coach sorunu çözüldükten sonra takımın en önemli  oyuncusu olarak gözüken Gerald Wallace ile sözleşme uzatıldı. Geçen sezon çıktığı 71 maçta 18,6 sayı 7,2 ribaund 1 blok ortalamaları ile dikkat çeken Wallace’ın adı uzunca bir süre Dallas Mavericks ile anılsa da Wallace bir yıldız statüsüne eriştiği Bobcats’i bırakmadı ve 6 yıllık sözleşmeye imza attı.

 

Bobcats’in draft ettiği ilk oyuncu olarak ve ilk franchise player’ı olan Emeka Okafor ile de sözleşme uzatıldı. Geçen sezonu 67 maçta 14,4 sayı 11,3 ribaund 2,6 blok ortalamaları ile geçiren Okafor sakatlanmadığı takdirde Bobcats’in en önemli isimlerinden biri olmaya devam edecektir. Sözleşme uzatılan bir diğer oyuncu da ortalıkta pek gözükmeden takımına en çok katkı yapan isimler şeklinde bir anket yapılsa bence zirveye oynayacak olan Matt Carroll ile yeniden anlaşılmasıydı. Geçen sezon çıktığı 72 maçta 12,7 sayı ortalaması ile oynaması ve bunu yaparken kimsenin dikkatini çekmemiş olması Bobcats’in Carroll ile sözleşme uzatırken zorlanmamasını sağladı.

 

Bu yaz takıma yapılan en önemli transfer ise hiç şüphesiz Jason Richardson’dı. 8. sıradan seçilen Bredan Wright karşılığında Golden State’den transfer edilen Richardson, Bobcats’in uzun zamandır özlemini çektiği süperstar oyuncu boşluğunu ne derece doldurabilir bilinmez ama seyirciyi salona çekmek için ideal isimlerden biri olduğunu herkes kabul edecektir. Eskisi kadar atletik olmadığı yönünde eleştiriler çıksa da dış şutunun istikrarlı olması ve ritmini bulduğunda takımın skor yükünü sırtlanabiliyor olması J-Rich’i kadroya katmak için Brendan Wright’ı gözden çıkarma kumarının oynanmasını mantılı gösterebilir sebepler.

 

Takıma katılan diğer oyunculara bakacak olursak bir diğer birinci tur seçimi olan Jared Dudley ile karşılaşıyoruz. Gerald Wallace ile birlikte takımın kısa forvet pozisyonunda iyi performans göstereceğini düşündüğüm Dudley ne kadar iyi bir oyuncu olsa da Bobcats’te pozisyon itibarı ile önünde yer alan Gerald Wallace’tan formayı kapması çok zor gözüküyor.İkinci turda seçilen Jarmero Davidson’da takımın bench bankında bekleyecek isimlerden biri olacaktır. Bu sezon süre almaları zor gözükse de gelecek sezona kadar oyununu geliştirebilirse Bobcats kadrosunda yer bulabilir.

 

Takımın guard ikilisini oluşturan parçalardan biri olan Brevin Knight’ın takımdan gönderilmesi ise mantıksız gözüken hareketlerden birisiydi. Ligdeki 30 takımın en az 20’sinin kadrosunda bulunması gereken, şuttan çok pası düşünen bir guard olan Knight’ın tek eksisi dış şutunun olmayışıydı. Tabii ilerleyen yaşının da bu hamlede etkili olduğunu gözden kaçırmamak lazım.

 

Kobe’nin Lakers’tan ayrılmak istediğini açıklamasından sonra Kobe için adı geçen adı geçen takımlardan biri olan Bobcats’in Lakers’a Okafor + Wallace + 8. sıra draft hakkını önereceği konuşuluyordu. Ama bu teklif ile Kobe’ye Lakers’tan koparmanın mümkün olmadığını düşünmüş olmalılar ki kadroya Jason richardson’ı katmakla yetindiler. Bir an için ligin en iyi 3-4 isminden birine göz koyabilecek seviyeye gelmiş olmaları bile Bobcats’in artık ‘NBA’in misafir takımı’ etiketinden kurtulduğunu gösteren bir hamleydi bence.

 

Bu genç kadronun her sezon artan ivmesini bu sezon da gösterebilmesi halinde Doğu’da play-off’a son sıradan da olsa kapak atma adayı takımlar arasında gösterileceğini söylemek pek de yersiz bir kehanet sayılmaz. Tabii pota altındaki en büyük iki silahtan birisi olan Sean May’in sakatlanıp sezonu kapattığının açıklanması  Bobcatsseverleri üzse de ben bu yetenekli oyuncular topluluğunun bu sezon play-off için bütün güçleri ile mücadele edeceğine inanıyorum.

 

 

 

 



 Chicago Bulls

 

 

Bu yazın en çok hayal kırıklığı yaşayan takımı. Bulls için en yerinde tanımlama bu olacaktır. Offseasonın başından itibaren pek çok oyuncunun peşine düşen ve adı Garnett, Gasol, Kobe gibi süperstarlar ile aynı cümle içerisinde kullanılan Bulls bu transferlerin hiçbirini gerçekleştiremeyerek yazı hayal kırıklığı ile geçirdi.

 

Geçen sezonu play-offlarda Detroit’e 4-0 elenerek kapatan Bulls, kadrosundaki en tecrübeli isim olan PJ Brown ile yollarını ayırdı. Yerini ise geçen sezonu 76’ers ve Nuggets’ta geçiren Joe Smith ile doldurmaya çalışacaklar. Smith geçen sezon çıktığı toplam 65 maçta 8,5 sayı 6,2 ribaund ortalaması ile oynadı. Pj Brown ile aşağı yukarı aynı ortalamalara sahip olduğu için yerinde bir transfer olduğu düşünülebilir ama takıma abilik etmek konusunda ne kadar başarılı olur, bu Bulls’un genç kadrosu için önemli bir soru işareti olacak.

 

 

Bulls’un kadrosuna kattığı en önemli isim son iki sezondur NCAA’i kasıp kavuran Florida’nın yıldız isimlerinden Joakhim Noah’ı 9. sıradan kadroya dahil etmesiydi. Geçen sezon drafte girmesi halinde lottery pick olabilecek bir isimken bir sezon daha beklemesi aşağılara düşmüş olmasına neden olsa da tam ihtiyacı olan takıma düştü denilebilir.İnce vücudunun NBA’de zorlanacağı düşünülmesine rağmen aşırı enerjik yapısı ile bu açığını kapatacağını düşünüyorum.Bulls’un of pozisyonunda dakikaları paylaşacağı Tyrus Thomas ile birlikte uzun yıllar üst düzey perormanslar sergilemesini bekliyorum.

 

 

İkinci turdan draft edilen Aaron Gray’de bir sezon fazladan beklemenin cezasını ikinci tura kadar düşerek çekti. Kolejde dört sene geçirmiş olması ve beyaz pivotlara önyargılı bakılması onu ikinci tura kadar itmiş olsa da Ben Wallace’ı yedekleyebilecek yeteneğe sahip olduğunu düşünüyorum.

 

Draftlerden önce Bulls’un kadrosuna katmak istediği ismin Mike Conley Jr. olduğu söylentileri ortada dolaşıyordu.Ama Memphis’in 4. sırada Conley’i seçmesi ile bu planları suya düşen Bulls bir diğer ihtiyacı olan power forvet pozisyonunu doldurabilecek olan Joakhim Noah’ı kadrosuna kattı.

 

 

 

Bu yaz Bulls açısından yolunda giden olaylardan birisi de Andres Nocioni ile sözleşme imzalanırken herhangi bir sorun yaşanmaması oldu. Genç Bulls ekibinin iki önemli dişlisi olan bu iki isimden Nocioni geçen sezonu 53 maçta 14,1 sayı ortalaması ile kapattı ve sakatlıklar izin verdiği sürece takımına pozitif yönde katkı yapabileceğini gösterdi. Play-off’larda Detroit serisinde zorlansa da tecrübe kazandıkça play-off performansını da geliştireceğini düşünmemek için hiçbir sebep yok. Kontrat yenilenemeyen isimlerden olan Luol Deng ise Bulls’un bence göz önünde olmayan kahramanı. Geçen sezon 82 maçın tamamında oynayan Deng 18,8 sayı 7,1 ortalamaları ile mücadele etti. Play-off’ların ilk turunda 2006 şampiyonu Miami Heat’in bir türlü çözüm bulamadığı Deng serinin kilit ismi olmayı başarmıştı. Detroit serisinde de bütün takımın durduğu esnada takımı taşımayı denemiş ama yardım gelmeyince başarılı olamamıştı. Bu sezon gelişimini sürdürmesini ve all-star seviyesinde bir performans sergilemesini bekliyorum. Deng’in NBA’e geldiğinden beri yakaladığı ivmeyi göz önüne alınca bu kulağa çok uçuk bir iddia gibi gelmiyor.

 

 

Takımın en önemli hücum silahı olan Ben Gordon ile de sözleşme yenilemede sorunlar yaşandığı söylentisi ise Bulls’ta tad kaçıran bir haber olarak göze çarpıyor. Bulls’un 7 sezon için 47,5 milyon dolarlık teklifine 70 milyon dolar isteği ile karşılık veren Gordon’un takımdan ayrılmasının Bulls’un sistemine büyük bir darbe vuracağı reddedilemez bir gerçek. Gordon da başka bir takımda hücumda bu kadar aktif bir rol alamayacağı gerçeğini kabul ettiği takdirde bir orta yol bulunacağını ve tarafların anlaşacağını tahmin ediyorum.

 

 

 

 

 

Bir iyi haber de geçen sezon ortasında Bulls’ta uygulanan band yasağından rahatsız olduğunu açıklayan Ben Wallace’a geldi ve bu sezon Bulls’ta band yasağının kaldırıldığı açıklandı. Ben Wallace’ın geçen sezon beklentileri karşılayamadığını düşünen basketbolseverler için bu iyi bir haber olarak kabul edilebilir, ne de olsa Ben Wallace ile vücudunun envai çeşit yerlerine taktığı bandları Detroit günlerinden beri ayrılmaz bir bütündü. Eski performansını bu yasağın kalkmasından sonra tekrarlamasını umuyoruz.

 

İstedikleri isimleri kadroya dahil edemeseler de Bulls için bu yaz hemen herşeyin yolunda gittiği söylenebilir. Olumsuz gelişmeler yaşamayan bu takımın güçlenen Doğu konferansında nereye kadar gidebileceğini ise bence geçen sezon Detroit ile karşılaştıkları  play-off serisinde ne kadar tecrübe sahibi oldukları belirleyecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçen sezonun en büyük sürprizini gerçekleştiren takım hiç şüphesiz Cleveland Cavaliers olmuştu. Lebron James’in önderliğinde NBA Finallerine kadar gelmeyi başaran Cleveland Cavaliers finalde ligin en organize takımı Spurs karşısında varlık gösterememiş ve 4-0 süpürülerek Lebron’un ilk final deneyimini sona erdirmişti. Serinin hiçbir maçında galibiyete yaklaşılamamasının en büyük sebebi Lebron James’e odaklanan Spurs savunmasını cezalandıracak şutları bulacak olan bir ismin ortaya çıkmamış olmasıydı. Detroit serisinde bunu başaran Gibson’ın sessiz kalması serinin kısa sürmesinin sebeplerinden biri olarak gösterilebilir.

 


 Cavaliers bu yazı fazlası ile sessiz geçirdi. Bunun yanında finale ulaşan kadroya takviye yapmak bir yana eldeki oyuncular ile kontrat uzatmayı bile başarmaktan acizdiler. Pavlovic ve Varejao gibi bu takımın başarısı için hayati öneme sahip iki oyuncu ile hazırlık maçları başlangıcına kadar sözleşme uzatılmamış olması Cavaliers organizasyonu için başlı başına bir fiyasko. Pavlovic’in adı bir dönem Toronto ile anılsa da sonuç alınamadı ve geleceği belirsiz. Varejao ise bu belirsizlikten sıkılmış olmalı ki gelecek sezon Avrupa’da forma giyebileceğini açıkladı.Cavaliers ise buna misilleme olarak 2007 yılında bu isimlere sözleşme öerilemeyeceğini aksi takdirde yasal işlemleri başlatacaklarını açıkladı.İşlerin arap saçına dönmesi takımın en önemli ismi olan Lebron James’in de huzurunu kaçırmış gözüküyor.

 

 

 

Cavalliers bu yaz takımdaki en büyük sorun olarak gözüken guard mevkisine takviye yapmak için adı en fazla takas dedikodusuna karışan takımlardan birisiydi. Uzun süre Troy Hudson ve Mike Bibby ile ilgilenen Cavaliers bu iki ismi kadroya katmayı başaramayınca geçen sezon New Orleans’ta  58 maçta 11,4 sayı ortalaması ile oynayan guard Devin Brown ile anlaştı. NBDL’in NBA’e kazandırdığı ilk oyuncu olarak tarihte yeri olan Brown’un takımın ihtiyacı olan guard sorununa ne kadar ilaç olacağı bilinmez ama Lebron’a yoğunlaşan savunmaları cezalandıracak iyi bir seçenek olduğu kesin.

 

İlgilenilen bir diğer isim ise ligin en iyi blokçularından biri olan Dikembe Mutombo’ydu. Cavaliers’ın kadrosuna katmak için uzunca bir süre uğraş verdiği tecrübeli oyuncu Houston ile olan sözleşmesini uzatmayı tercih edince Cavs’in pota altını güçlendirme hayalleri de suya düşmüş oldu.

 

Cavaliers’ın kadrosuna kattığı bir diğer isim ise geçen sezonu Hornets’ta geçiren bir başka isim olan Cedric Simmons oldu.Geçen sezon pek şans bulamayan ve bu sezon emekli olmak istediğini açıklayan David Wesley karşılığında kadroya katılan genç oyuncu geçen sezon 43 maçta forma giyip 12,4 dakikada 2,9 sayı ortalaması ile oynadı. Chris Paul gibi bir guardın yanında bu ortalamaları yaptığı düşünülünce guard açısından dertli bir takım olan Cavaliers’ta dibe vurup benchten maçı izleyeceği günlerin çok da uzak olmadığını düşünüyorum.

 

 

 Cavaliers bu sezon geçen sezonki başarıyı tekrarlayabilir mi sorusunun yanıtı kısa ve net gözüküyor: Hayır. Çünkü Doğu’daki hemen her takım kadrosuna takviye yaparken Cavs elindeki oyuncular ile kontrat uzatma fırsatını bile değerlendiremedi. Takıma geçen sezon finalde çok sorun çıkaran guard sorununu çözmek için de gerekli hamleleri yapmaktan çok uzak kaldılar. Lebron James geçen sezon Doğu Finalinde ‘Basketbol takım oyunudur ve bir kişi asla beş kişiyi yenemez!’ deyişini yıkmış ve takımını finale taşımıştı. Ama bu sezon kendisine iyi bir yardımcı bulunamamışken o başarıyı tekrarlama imkanı aklıma Murat Murathanoğlu’nun akıllara kazanan o repliğini getiriyor:

‘ Yok artık Lebron James!!’

 

 

Dallas 

Bir zamanlar offseason’un en çok ses getiren transferlerine imza atan takımı olan Dallas Mavericks bu yazı sessiz geçirdi denilebilir. Geçen sezonu ligin en iyi derecesi ile birinci bitirdikten sonra Don Nelson’ın çalıştırdığı Warriors karşısında varlık gösteremeyerek elenen Mavericks’te bu yaz takıma büyük katkılar yapılması bekleniyordu. Görünüşte sessiz gözken Mavericks’te büyük operasyonlar konuşulsa da bunlardan sonuş çıkmadığı haberleri ise yaz sonunda ortaya çıktı.

Kobe’nin Lakers’tan ayrılmak istediği haberleri çıkınca O’Neal’ı Lakers’tan alamayan Cuban’ın şansını Kobe için de deneyeceği konuşuluyordu. Öyle ki ligin en skorer oyuncusu olan Kobe’ye karşılık normal sezon MVP’si Dirk Nowitzki’nin gönderilebileceği bile konuşuluyordu. Bu takası kim engelledi bilinmez ama Dallas’ın büyük bir hata yapmasının önüne geçildiği söylenebilir. Kobe ne kadar iyi bir oyuncu olsa da Dallas’ın oyun yapısına uyum sağlayamayacağı ortada olan bir oyuncu. Bu takas gerçekleşmiş olsa Mavs ligin en iyi derecesine ulaştığı günlere uzunca bir süre uzaktan bakmakla yetinebilirdi.

Bir diğer süperyıldızı kadroya katma denemesini yaptıkları haberi de geçen günlerde ortaya çıkan Garnett haberiydi. Wolwes yönetimine ‘Big Ticket’ karşılığında Josh Howard ve Jason Terry’yi öneren Mavericks yönetimi bu takastan da sonuç alamayınca diğer oyunculara yöneldiler.

Yazın başından beri Dallas ile adı anılan iki oyuncu ile de şu ana kadar anlaşma imzalanamamış olması Mavs’ın artık iyice ölçüp biçmeden transfer yapmadığının göstergesi.Pistons’tan ayrılan C-Webb ve Bulls’tan ayrılan PJ Brown’ın adı yaz başından beri Mavs ile aynı cümlede anılıyor. Ama Webber’in ‘Detroit ile anlaşamazsam emekli olurum’ açıklaması bu transferin ne kadar zor olacağını gösterir nitelikte.

Takıma bu yaz katılan en önemli isim bir zamanların keskin şutörü Eddie Jones oldu. Geçen sezon Grizzless ve Heat’te forma giyen tecrübeli oyuncu bu sezon veteran minimumuna karşılık Mavericks’te oynamayı kabul etti. Spurs’te Finley’in oynadığı rolü oynamaya çalışacak büyük ihtimalle ama takıma katkısı Finley’in düzeyine ulaşır mı bilinmez.

Takıma katılan bir diğer dikkat çekici oyuncu da bir zamanlar estetik smaçların sahibi olarak ünlenen ama yaşlandıkça ortalarda gözükmeyen ve geçen sezonu oynamadan geçiren Darvin Ham’ın kadroya katılmasıydı.Basketbola bir sezon ara verdikten sonra Ham’i kadroya katmak ne kadar mantıklı tartışılır tabii.Ama genç oyunculara antreman vermesi açısından mantıklı bir seçim olduğunu kabullenmek gerekir.

Dallas ile ilgili olarak geçen sezon ortaya çıkan en önemli gerçek Nowitzki’nin de durdurulabildiğinin anlaşılmasıydı. Warriors serisinde Nowitzki’yi NBA’e kazandıran adam Don Nelson’ın yaptırdığı savunmayı izleyenler hatırlayacaktır. Alman panzeri topu eline aldığı anda başına iki hatta üç Warriorrs’lu oyuncu geliyor ve topu yere vurmayı bir yere bırakın düzgün olarak pas atmayı bile imkansız hale getiriyorlardı. Nowitzki’ye kendi oyununu oynama iznini verdikleri tek maçı da kaybettiler zaten.

Dallas’ın geçen sezon nereye kadar gidebileceğini belirleyen en önemli faktör ligin en değerli oyuncusu seçilen Nowitzki’nin yanında iki sezon önceki Miami Heat ve geçen sezonki Golden State serilerinden sonra eleştirilen Avery Johnson’ın dersini ne kadar aldığı olacak. Mevcut oyun planına alternatif olacak bir sistem geliştirmediği sürece Nowitzki’yi durdurabilen her takım Dallas ile dişe diş bir mücadele gösterecektir. Bu tarz sorunları aşıp da Mavericks’i çok istediği NBA Şampiyonluğuna taşıyacak anahtar ise Avery’nin artık hatalarını kabullenmeyi öğrenmesinde saklı.

 

 

Denver 

 

Geçen sezonun en çok ses getiren transferini yapıp kadrosuna Allen Iverson’ı ekleyen Denver Nuggets play-off’larda Spurs’e direnememiş ve seriyi 4-1 kaybederek sezonu kapatmıştı.

Sezon ortasında Earl Boykins’i yollayarak Bucks’tan aldıkları Steve Blake’in gösterdiği performans sonrasında taliplerinin artmasına ve istediği ücretin artmasına bağlı olarak kendisine kontrat önerilemedi ve Blake geçen sezon başında gönderildiği Portland Trail Blazers’a geri döndü. Geçen sezon çıktığı toplam 82 maçta 6,4 sayı 5,0 asist ortalaması ile oynayan ve ceza şutlarında yüksek isabet oranı tutturarak dikkat çeken Blake’in kadrodan gitmesi Denver’a guard rotasyonunda sıkıntı yaşatabilir. Blake’in boşluğunu doldurmak için geçen sezonu Grizzless’ta 75 maçta 13,2 sayı 4,9 asist ortalaması ile geçirmiş olan Chucky Atkins kadroya dahil edildi. Grizzless’a oranla daha büyük egolara sahip oyuncuların bulunduğu Denver’da top dağıtımında ne kadar başarılı olacağı Denver başarısı için kilit nokta bence.

Bu yaz çıkan söylentilerin en çok soru işaretine neden olanı Denver’ın salary cap sorununa çözüm bulmak için yılın savunmacısı ödülünü kazanan pivotu Marcus Camby’yi takas etmeye çalışmasıydı. Özellikle Lakers ve Hawks bu oyuncu ile ciddi şekilde ilgilenmiş olsalar da bir çözüme ulaşılamadı ve Camby şu an için Nuggets kadrosunda yer almakta.

Denver’ın en büyük kaybı geçen sezonu 64 maçta 12,2 sayı 7 ribaund ortalamaları ile geçiren ve Kenyon Martin’den yoksun geçilen sezonda pota altına sertlik kazandıran Brezilyalı Nene Hilario’nun ameliyat olup sezonu kapatmasıydı. Pota altındaki bir diğer alternatif olarak görülen Reggie Evans’ın da 76’ers’a (bence) Iverson takasının hatrına bir kıyak yapılarak Steven Hunter karşılığında gönderilmesi Nuggets’ın bu sezon başını ağrıtabilir.

Tabii Dener’ın pota altı rotasyonu için bu sezonun en sevindirici haberi iki sezondur ortalıkta gözükmeyen Kenyon Martin’den geldi. Forma numarasını değiştiren ve kolejde giydiği 4 numaralı forma ile boy gösterecek olan Martin’in antremanlarda son derece hırslı olduğu söylentileri ortalıkta dolaşmakta. Nets’te Kidd ile birlikte oynadığı dönemden kalma alışkanlıklarını Iverson ile birlikte oynarken tekrar yakalayabilirse oynamadığı sezonlarda oluşan soru işaretlerini dindirmiş olacaktır. Nene’nin sakatlandığı ve Camby’nin her an sakatlanıp da takımı yalnız bırakabilecek bir yapıya sahip olduğu Denver rotasyonunda sağlam kalması durumunda lige en iyi dönüş yapan oyunculardan biri olarak anılmasını sağlayacak bir performans sergileyebilir. Tabii bu iki sezonda sadece 7 maçta oynayabilmiş olması, ilk başta eski oyununu oynamasına mutlaka engel olacaktır ama sakatlanmayıp da süre aldıkça eski haline dönecektir.

Denver’ın önemli soru işaretleri barındıran bu kadrosuna rağmen ligin iki büyük yıldızı olan Carmelo Anthony ve Allen Iverson’ın yanında ligin en kurt coachlarından George Karl’a da sahip olduğunu unutmamak gerekir. Iverson’ın mutsuz olduğu Philadelphia’dan ayrıldıktan sonra Nuggets’ta bencillikten kurtulup takım arkadaşlarını da besleyen bir oyuncu kimliğine kavuşması, Carmelo Anthony’nin ise geçen sezon ligin en iyi skorerlerinden biri olduğunu gösteren performansı Nuggets’ın geleceğe umutla bakmasının en büyük sebebi. Ama burada ortaya çıkan bir sorun var. George Karl geçen sezon takımın ihtiyacı olan anda 3. skorer durumundaki JR Smith’i kadro dışı bırakmış ve Spurs’un savunmasını Melo-Ivy ikilisine yoğunlaştırdığı anlarda ceza şutlarını kesecek bu oyuncudan mahrum mücadele etmesine sebep olmuştu. Her ne kadar yaz aylarında bu sorunun çözüldüğünü ve Smith’in kontrat uzatmak istediği işitmiş olsak da George Karl’ın her an bu takımın önemli dişlilerinden biri ile bir sorun yaşayıp yeniden bu tarz bir olaya imza atma ihtimalini görmezden gelemeyiz.

Denver için geçen sezonki başarıyı tekrarlamaması için hiçbir mantıklı sebep görülmüyor. Ama bu başarıyı geliştirememeleri durumunda Ivy-Melo ikilisinin bir arada geçirdiği günler sayılı olabilir.

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari