Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Gökhan Beyazıt arrow Yeni Kral Kim?
Yeni Kral Kim? PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökhan Bayezit   
Wednesday, 26 March 2008
1998 NBA finallerinde Jordan o ünlü ‘‘Şampiyonluk Şut’’unu atıp da sezon sonunda basketbolu bırakacağını açıkladıktan sonra hemen herkesin aklından şu soru geçti. ‘‘O’nun yerini kim alacak?’’

Geçen süre içinde Grant Hill, Allen Iverson, Vince Carter, Penny Hardaway bu onura aday gösterilse de hiçbirinin yarattığı etki, Jordan’ı yakalayamadı.

Tabi iki ismi yukarıda saydığımız ve yer veremediğimiz isimlerin dışında tutmak lazım; Kobe Bryant ve LeBron James. Bu iki adam şu anda ligde Jordan ile en çok karşılaştırılan isimler. Kobe, daha çok skor üretimiyle, LeBron ise oyunun her yönüne yaptığı katkı ile Jordan’a benzetilmekte.
Lebron James vs Kobe Bryant
Yeni kralın kim olduğunu söylemek için sizce de çok erken degil mi Bu yazıyı yazmak için kişisel düşüncelerimi paylaşacak olursam benim için hiç de kolay olmadı. Sonuçta her iki oyuncunun da hayranı değilim. Her ikisinin de sevdiğim ve nefret ettiğim yönleri var. İki isim de büyük egolara sahip, ama iki ismin de yetenekleri ve NBA’e kazandırdıkları ortada. Bu iki isime de sempati duymamamın yararları da oldu tabii. Yazının tam anlamı ile objektif olduğuna inanmamı sağladı.


Bu karşılaştırmayı yaparken Kobe yanlısı bir tutum izlesem Lebron’severlerden “Kobe’de kimmiş yaa. Lebron daha iyi bi kere, Kobe tek başına Cavaliers’ı finale taşır mıydı?” gibi yorumlar alabilirdim. Aynı şekilde Lebron yanlısı bir yazı yazsam bu defa Kobe’severler “Lebron o kadar iyiyse Lakers gibi bir takımı tek başına sürüklesin; 81 atsın da göreyim... Peeehh...” tarzı yorumlarda (haklı olarak) bulunabilirlerdi.


Tabi göz ardı etmemem gereken bir başka etken de her iki oyuncunun da zayıf yanlarını eleştirirken mutlaka biraz çamur atmaya kaçabilecek yorumlarda bulunacak olmamdı. Bu yüzden de bayağı eleştiri almam muhtemel, sonuçta bu yazıda bahsedilenler Rasheed Wallace ya da Paul Pierce gibi NBA’de takdir edilen ama asla yeterince taraftara sahip olamamış iki oyuncunun değil, ligin en çok taraftarına sahip iki oyuncusuydu. Aslında iki gruptan da beşer kişi çıkarıp bir gladyatör dövüşü yapsak bu işten en az hasarla kurtulabilirdim ama araya fitne soktun diyerek bana girişme ihtimallerini düşününce yazıyı yazmak en akıllıca olanı gibi gözüktü.


Özellikle ilk yıllarını karşılaştırırken Lebron’a istemesem bile fazlası ile haksızlık yapacağımı hissediyorum. Sonuçta Kobe lige girdiğinde Jordan hala Bulls’taydı ve üzerinde baskı yoktu. Lebron ise ilk gününden beri “Yeni nesil Jordan” olarak adlandırıldı.

Karşılaştırmanın geri kalanına diğer sayfalarda devam edecek ve yazıyı bölümlere ayıracak olursak;
*Kobe bugüne kadar nelere imzasını attı?
*Lebron lige geldiğinden beri ne kadar yol kat etti?
*İki oyuncunun artı yönleri...
*İki oyuncunun en çok eleştirilen yönleri (Çamur atma seansı da diyebilirim... )


Kobe Bryant kimdir nedir
Kobe; lige NBA tarihinin görmüş olduğu en geniş draft olarak kabul edilen 96 Draftında giriş yaptı. 13. sırada Charlotte Hornets tarafından seçilen bu liseli gence karşılık Lakers o zamanki pivotu Vlade Divac’ı vermiş ve Kobe ile ilgili soru işaretlerine neden olmuştu. Philadelphia’dan gelen bu çocuğun lisede etkileyici bir kariyeri olabilirdi, ama basın toplantısında muhabirler ile tartışması ve liseden NBA’e geçiş yapan pek çok oyuncunun (o güne kadar tabii) beklenilen düzeyde yıldız olmayı başaramaması Divac’ın ucuza gittiğinin düşünülmesine neden oldu. İlk sezonunda çıktığı 71 maçta 7,6 sayı ortalamasının tutturmasının yanında çaylaklar maçında 31 sayı atarak en skorer oyuncu olması ve smaç yarışmasını kazanması NBA’in yeni bir süperstar kazandığının işareti gibiydi.

İkinci sezonunda takıma benchten gelerek katkı yapan oyuncu rolünü oynamaya devam eden Kobe Bryant birine ilk beşte başladığı toplam 79 maçta 15,4 sayı ortalaması tutturdu. Benchten gelerek takıma katkısını arttırdığı bu sezonu all-star olarak taçlandırması Kobe Bryant için 97-98 sezonunun en önemli olayıydı. 22 dakika süre aldığı karşılaşmayı 18 sayı ile tamamlayan Kobe artık ligi elit oyuncuları arasına adını yazdırmıştı.

98-99 sezonunda itibaren sayı ortalamasını 20 barajının üzerine çeken ve bir daha aşağı düşürmeyen Bryant, Shaquille O’Neal’ın da desteği ile 2000-2001 ve 2002 yıllarında üst üste üç şampiyonluk yüzüğü kazandı. 2003’te play-off’ları o sezonun şampiyonu Spurs’e elenerek kapatan Lakers,ertesi sezon kadroya kattığı Malone ve Payton gibi isimler ile ufak çaplı bir Dream Team kursa da finalde büyük bir sürpriz ile Pistons’a yenilmekten kurtulamıyordu. Bu süre içerisinde Kobe Bryant takımın skor yükünü omuzlamayı Shaq ile birlikte yapsa da saha dışında sık sık birbirleri ile ilgili olumsuz açıklamalarda bulunmaları takımda huzursuzluğun artmasına neden oldu. Kaybedilen finalden sonra efsane olabilecek bu kadrodan Payton, Horry, Fisher gibi görev adamlarının yanında Shaq’ta takımdan gönderilince Lakers, gerekli takviyelerin yapılamamasının da etkisi ile play-off’lara kalamadı.

Shaq takası ile beraber Lakers’ın ligin en domine takımı halinden çıkıp da play-off seviyesinde takımlardan biri haline gelmesinde en çok suçlanan isim Kobe Bryant oldu. Lakers yönetiminin sık sık tekrar eden bu kavgaları önlemek için yaşlanan Shaq yerine Kobe’yi tercih etmesinin hiçbir yanlış sebebi yokmuş gibi gözüküyor. Ama Shaq’ı gönderdikten sonra yerine aldıkları oyunculardan sadece Lamar Odom’dan verim alabilmeleri; Caron Butler’ın ise Kwame karşılığında Wizards’a gittikten sonra patlama yapması tamamen şanssızlık olarak değerlendirilmeli.



Peki Kobe, Shaq gittikten sonra tam olarak neler yaptı? Buna verilebilecek en komple yanıtın “ Takımın herşeyi olmaya soyunup ligin en büyük yıldızlarından biri haline geldi.” Olduğu konusunda çoğu kişi hemfikir. Eleştirildiği yerler yok mu peki? Elbette var. Maç başında 30-35+ şut kullandığı dönemler bu eleştirilerin zirve yaptığı dönemlerden sayılabilir. Ama unutmamak gerekir ki takımda topu emanet edebileceği (Odom dışında) başka bir güvenli skorer yok. Siz olsanız pota altında topu her an kaybedebilecek Kwame Brown’a ya da Sasha Vujacic gibi vasat bir guarda topu emanet etmeyi ne kadar isterdiniz? Bu açıdan bakınca Kobe’ye de hak vermek gerekiyor. Ayrıca göz ardı etmemek gerekir ki, Shaq Miami’ye giderken karşılığında Wade alınmış olsaydı şu anda Kobe-Wade ikilisinin NBA’in en iyisi olduğunu konuşuyor olacaktık. Yanında takımı bir üst seviyeye çıkarmasına yardımcı olacak isimler olmadığından 40+ attığı maçlardaki asist sayısının üçü geçmemesi anlayışla karşılanabilir.



Wilt Chamberlain yüzünden üç saniye kuralı uygulamaya konulduğu, Shaq’ın potalar ile olan savaşından sonra ise hidrolik potalar devreye girdiği düşünüldüğünde NBA yönetiminin Kobe’nin üç periyotta 62 atması ya da maçı 81 sayı ile bitirmesinden sonra “Rakip takımın canı yok mu? Onlara yazık değil mi?” denilerek bir kural daha geliştirilirse kimse şaşırmamalı. Dallas potasına 3 periyotta bıraktığı 62 sayı ve Raptors’a karşı attığı 81 sayı başlı başına bir yazı konusu. Bunlar ile ilgili uzun uzun konuşmak yerine Kobe’nin bir açıklamasını yazmak yeterli olacaktır: “takımın sayıya ihtiyacı vardı. Bende ritmimi bulmuşken durmak istemedim. ”(Bu ritmi ne zaman kaybedeceği ayrı bir merak konusu...)






Kobe’nin en çok eleştirilen yanı olan takımdaki tek hücum opsiyonu olmasına gelince; yanındaki oyunculara maç başına asist ortalamasının son üç sezonda maç başına 4,9 olduğu görülünce insan ister istemez “4,9 asist ortalaması olan kaç tane sg var?” diye düşünüyor. Ama işin aslı öyle değil. Takımdaki oyuncular topu ellerine aldıkları ilk anda Kobe’ye pas vermeyi düşünüyorlar. Kendi şutlarını yaratmak yerine “Topu Kobe’ye at gerisine karışma...” şeklinde bir oyun anlayışını benimsemiş olmaları Bryant’ın bu takıma verdiği en büyük zarar olarak gözüküyor.


Bu yazın başından beri konuşulan en büyük haber Kobe’nin artık Lakers’tan ayrılmak istediğini açıklamasıydı. Shaq bu takımdan gittiğinde ve takım Kobe’nin üstüne kurulduğunda ne bekliyordu bilinmez ama, Lakers’ın bir yapılanma sürecine gireceği ve uzun süre eski başarıyı yakalayamacağı zaten belliydi. Kobe ise buna daha fazla dayanamadı ve başka bir takıma takas olmak istedi. Amaaa.....


Aması Kobe’nin kontratındaki özel bir madde bu takası engelliyor. Kobe istemediği takasları veto etme hakkına sahip. Bu da şu demek; Kobe’yi almak isteyen takımlar takımlarının önemli isimlerinden birini gözden çıkarıp güçsüzleşmeyi kabul etmeli, ama Kobe güçsüzleşen bu takımlarda değil, bir süper ismin yanında oynamak istiyor. Son dönemde dolaşan Pistons-Lakers takasının Kobe istemediği için gerçekleşmediğini biliyoruz. Bu durumda Lakers için ortada iki seçenek kalıyor; ya Kobe’nin kaprislerine katlanacaklar ya da uzun süre ligin dibinde kalmayı kabul edecekler.


Jordan’ın kariyer çizgisini (Tersten de olsa) takip etmesi, üç şampiyonluk yaşamış olması, NBA’in en iyi hücumcularından biri olması ve takım yöneticileri ile sorunlar yaşamaya başlaması ( Jordan’ın Pippen’ın takıma katıldığı draft hakkı alınırken ve son sezonunda Pippen’ın gönderileceğini öğrenince bayağı mızmızlanmıştı.) O’nu Jordan’a benzeten yönler. Unutulmaması gereken noktayı göz önüne alıp Jordan’ın Pippen’ı; Bird’ün Parish-McHale’ı; Magic Johnson’ın Abdul-Jabbar’ı olduğu düşünüldüğünde Kobe’nin bir adım daha öne çıkıp “Yeni Kral” olabilmesi için yanında kendisine destek çıkan bir süperstar olmadan şampiyonluk kazanması gerekiyormuş gibi duruyor.







BİR DELİ OĞLAN;LEBRON JAMES...

Lebron’un lige gümbür gümbür geleceği daha lisede iken belli olmuştu bile. Ulusal televizyonda maçı yayınlanan ilk oyuncu olan Lebron James NBA Draft’ine birkaç gün kala “NCAA’de oynamayı düşünebilirim.” Diyerek NBA Pazarlamacılarına ufak bir telaş yaşatsa da daha sonra drafte gireceğini açıkladı. 2003 sezonunun en kötü takımı olan Cavaliers’ın draft tahmincilerini yanıltmayıp “NBA’in yeni yüzü” olarak tanımlanan James’i ilk sıradaki hakkı ile seçmesiyle de NBA’e adımını attı. daha ilk maçını oynamadan forması en çok satılan oyuncuların arasına girmesi, Cavaliers’ın Lebron’u seçtikten sonra logosuna varıncaya kadar içine girdiği yeniden yapılanma durumu ve kendisinden beklenilenler Lebron’un üzerinde belli bir yük yaratmış olsa da Lebron bu baskı ile başa çıkmayı başardı ve sezonu 20,9 sayı 5,5 ribaund 5,9 asist ortalamaları ile bitirdi. Sezon sonunda yılın çaylağı ödülünü alacak bu performansına karşılık James, Cavaliers’ı play-off’lara taşımayı başaramadı.


İkinci sezonundan itibaren adeta ipini koparan ve Cavaliers’ın herşeyi olmaya soyunan James, kariyerinde ilk defa All-Star seçilmeyi başardı. 27,2 sayı ortalaması ile oynadığı bu sezonda adını ligin üst düzey isimleri arasına yazdırmayı başaran James, takımı %50 galibiyet yüzdesinin üstüne çıkarmayı başarmış olsa da play-off’ları yine evinden izlemek zorunda kalıyordu.



Üçüncü senesinde işi iyice abartan ve 31,4 sayı ortalaması tutturarak MVP adayları arasına giren Lebron James All-Star maçının MVP’si olmayı başardı. Bu MVP ödülünü alırken All-Star’ın şov maçı havasından uzaklaşıp tamamen bireysel oynamış olması sebebiyle çok eleştiri aldığını hatırlatalım. Play-off’ların ilk turunda Wizards’a karşı 32 sayı 11 ribaunt 11 asist ortalamaları ile oynayan ve Magic Johnson ve Johnny McCarthy gibi efsanelerin ardından bunu başaran ilk oyuncu olan James turu geçmeyi başarsa da, konferans yarı finalinde Pistons’a çarpıyor ve mükemmel geçirdiği sezonu noktalamak zorunda kalıyordu.








Geçtiğimiz sezon 27,3 sayı ortalaması ile oynayan ve Cavs’ı play-off’lara taşımayı başaran James, play-off’larda sazı yine eline alıyor ve ilk turda Arenas ve Butler’dan yoksun Wizards’ı kolayca eledikten sonra ikinci turda Nets’i geçip Pistons’ın karşısına dikiliyordu. Seriyi 4-3 ile geçen Cavaliers’ta özellikle son maçta mükemmel bir performans sergileyen ve son maçta takımının son 25 sayısına imza atarak tarihe adını yazdıran James ve Cavs finallerde Spurs ile karşılaştı. NBA’in takım savunmasını en iyi yapan takımına karşı pek varlık gösteremeyen Cavaliers 4-0 süpürülerek sezonu noktalıyordu.



Lebron James’in Allah vergisi bir vücut yapısına sahip olduğu ve bunu avantaja en iyi şekilde çevirdiği bu adamın oyununu izlerken göze çarpan en dikkat çekici şey. Kendi pozisyonundaki oyuncuların O’Neal’ı diyebileceğimiz Lebron sadece gücü ile değil, yeri geldiğinde hızı ve atletikliği ile de dikkat çekmekte. Bunu şöyle de özetleyebiliriz; Bruce Bowen gibi bir savunmacı ile karşılaştığı zaman vücudunu ve gücünü kullanarak içeri yüklenmekte zorlanmayan Lebron, karşısına Artest gibi bir insan azmanı geldiğinde hızlı ayaklarının da yardımı ile içeri girmenin bir yolunu buluyor. Savunurken yardım gittiği takdirde pas atabiliyor olması bu defa devreye giriyor ve bir şekilde topu takım arkadaşına iletmeyi de başarıyor. Hücumda bu kadar çok yönlü olmasının yanında savunmada da adını ligin en iyi oyuncuları arasına yazdırmış olması Lebron’u gerçekten çok yönlü bir oyuncu yapıyor. ”Yok mu bu adamın kötü bir yanı?” diyenler için yazının ikinci kısmına geçiyorum.

















Hele bir otur soluklan yeğenim...

Lebron’un insanı en sinir eden yanı olan egosun çok çok çok çok çok (daha gider bu...) büyük olması. Öyle ki daha lisedeyken kendisi ile röportaj yapan gazetecilere “Lebron artık kendisini NBA’de göstermek istiyor.” Şeklinde bir açıklamada bulunarak kendisinden üçüncü bir şahıs gibi bahsetmesi pek çok kişiyi kendisinden soğutmasına neden oldu. Zaman ilerledikçe ve NBA’e kendini kabul ettirdikçe iyice sivrilen açıklamaları ile tepki çekmeye devam etti. “Sahaya çıktığımda karşımdaki kim olursa olsun daha iyi olmak isterim. Karşımdaki Hz. İsa olsa bile.” Şeklindeki açıklaması ile “Adam şaşırmış... Tez vakitte çarpılır gider bu... “ gibi düşüncelerin artmasına neden olan Lebron hayran sayısının yanına kendisini sevmeyen büyük bir çoğunluğu da ekliyordu.


2006 yılında NBA tarafından çağırıldığı smaç yarışmasına katılmayı reddederek ''i'll leave it up to the guys who don't play as many minutes as i do. Those guys can go out there and throw the ball between their legs and stuff."(Ben smaç yarışmasına katılmak istemiyorum, orada daha çok takımında şans bulamayanlar yarışsın.) şeklinde bir açıklamada bulunmuş olması tek kelime ile talihsizliktir. Jordan smaç şampiyonluğuna ulaşmak için Dominique Hawkins ile yarışırken kadroda yer alamayan bir oyuncu muydu? Daha güncel bir örnek verecek olursak ; smaç şampiyonluğu kazanmış olan Josh Smith’in NBA’in en çok yönlü oyuncularından biri haline gelirken bu süreyi benchte geçirdiğini iddia etmek ne kadar yerinde bir söylem olacaktır.


Bu talihsiz açıklamasının ardından çıktığı All-Star maçında işin gösteri yanını boşlayıp tamamen MVP’liğe oynaması kendisine yöneltilen eleştiri oklarının artmasına neden oldu. Maçı izleyenler hatırlayacaktır, bir ara maç öyle bir hale gelmişti ki Lebron savunma ribaundunu alıyor, hücuma çıkıyor ve üçlük sallayıp geri dönüyordu. Maç bitti Lebron MVP ödülünü aldı, ama 2006 All-Star maçı pek çok kişi için “Shaq çok komikti, McGrady sorunlarını basketbolla giderdi-smaçları büyüleyiciydi, Lebron da en genç MVP oldu işte.” Şeklinde özetlenecek.







Ve Karar Anı...
Kobe mi LeBron mu? Hangisi ligin yeni kralı olmayı hak ediyor?

Yaptıkları ile Leron’un Jordan’ın tahtına açıkça göz koyduğunu anlamak daha kolay. Cavaliers’ta 23 ve Dream Team’de bir dönem 9 numaralı formayı giymiş olması, takımın herşeyi olma rolüne soyunması, Cavs organizasyonunun en değerli parçası (oyuncusu değil) olması Lebron’u Jordan’a yaklaştıran yönler.

Kobe ise ligin en iyi hücumcu ve savunmacılarından biri. NBA’in en değerli pazarlama parçalarından biri olduğunu inkar etmek de güç. Tıpkı Jordan gibi.

Kimin yeni Kral olduğuna karar vermesi benim için fazlası ile zor. Sonuçta pek çok kişiye göre James yeni krallığını ilan etti bile. Yine pek çok kişiye göre Kobe’nin yeni kral olmasına gerek yok; O zaten Kobe Bryant, kendi tarzını yarattı bile.

İşte bu yüzden iki isimden birini seçmenin pek de mümkün olduğunu düşünmüyorum. İkisinin de tarzı, amacı, başarıları belli ve önlerinde daha çok uzun bir kariyer var. İşte bu yüzden iki ismin hangisinin daha iyi olduğuna şu an değil de basketbolu bıraktıktan sonra karar vermek daha yerinde bir karar olacak gibi görünüyor.
» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari