Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Mehmet Bora arrow BU MAÇI SATANIN &
BU MAÇI SATANIN & PDF Yazdır E-posta
Yazar Mehmet Bora   
Çarşamba, 26 Mart 2008

Mücadele, azim, istikrar ve çekişme… Bu sözler her spor dalı için de geçerlidir. İşini iyi yapan herkes, hangi meslekte olursa olsun muzaffer olmaya kabildir. Sporcular sözkonusu olunca toplumumuzda bir “bir dakika ya” düşünme süresi oluşur. İşte bu süreye biz “acaba bunun altından ne çapanoğlu çıkacak” şeklinde düşünerek karşılık da verebiliriz.

Konuya doğrudan giriyorum, çünkü açıklanacak ve yazılacak çok şey var. Bu şekilde bir yazıyı tercih etmemin sebebi, bu sezon TBBL’de gerçekleşen ilk derbi maç olan Galatasaray-Beşiktaş maçıdır.

Maça gidişim ve orada başımdan geçen olaylar yerine daha objektif bakmak istiyorum, bir üçüncü kişi gözünden… Maçta Galatasaray taraftarları ilk önce yerlerini aldı… Galatasaray taraftarları sahaya sağdan, Beşiktaşlılar ise soldan girdi. Saha tıklım tıklım dolu olmamasına rağmen, insanı heyecanlandıracak taraftarlar oradaydı ya, “maç durgun mu geçer, hareketli mi? Renkli mi olur, sıkıcı mı?” sorularından da muaf tutabilirdik kendimizi.

Maç daha başlamadan, taraftarlar, oyuncuları saymaya, birbirlerine anlatmaya, tanımadıklarını birbirlerine sormaya; kısacası fikir alış-verişi yapmaya başladılar. “Aaa şu sarışın kim?”, “Beşiktaş’taki uzun da nerden çıktı?”, “Şu kirpiye benzeyen oyuncuyu tanıyan var mı?” gibisinden sorularla taraftarlar da maça hazırlandılar.

 

 

Derken maç başlamadan, oyuncular ısınmalarını bile tamamlamadan, Galatasaray taraftarlarından, hemen ön taraflarında ısınan Beşiktaşlı basketbolculara laf atmalar geldi. Beşiktaşlı taraftarlar ise bu sırada yeni yeni salona giriyordu. Ümraniye Beşiktaş taraftar topluluğu da salona girdi ve çarşaf gibi pankartlarını tribünün hemen önüne astılar.

 

Derken, Işıl Alben parkede, herkesten önce ve tek başına… Niçin? Bunu ben biliyorum ama ne Galatasaray taraftarları ne de Beşiktaş taraftarları; ne kimin ne aldığını, ne kimin verdiğini ne de sebebini bilmezler. Sadece üç-beş kişi gibi tek elin parmaklarıyla sınırlandırabileceğim, küçücük bir azınlık bu sorularımın birkaçına cevap verebilir.

 

 

Işıl Alben, VİP tribününün önüne, ödül almak için çıktı. Geçen sezon, yazın WNBA finallerinde MVP olup, Türkiye’de de ikinci olan Pondexter’in oylarda %19’luk bir oranla önünde bulunarak geçen sezon MVP olmuş, bu ödülünü de biraz gecikmeyle de olsa almıştı. Geçen sezon TBF’nin yaptığı yanlışlıkları söyleyecek olursam, okuyacak okur da bulamayacağım gün gibi ortada, o kadar uzun yazı okuyacak bir okur tanımıyorum ama asıl eleştiri odağım şimdilik TBF değil, Işıl’ın ödül aldığını niçin taraftarların bilmediğidir. Kısacası eleştiri okum; bu dergiyi alan da okuyan da taraftarlardan olmasına karşın taraftarlaradır.

 

 

 

Kimin başlattığından emin değilim ama kötü bir durum var ortada. Bir şeylerin gidişi çok yanlış görünüyor. Hem de çok… Öncelikle, Türkiye’nin en elit taraftar kesimi bilinen basketbol taraftarlarında büyük bir değişim var. Değişmeyen acaba nedir? Elbette bu soruyu da benim yanıtlamam gerekiyor. “Değişmeyen sadece değişimdir” gibi klişe bir cümle de sarf etmem, etik olmaz açıkçası.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O kötü durum şu; küfür. Önceki paragraftan da tahmin edilebileceği gibi küfürlerden bahsediyorum. Elit kesim açısından son derece rahatsız edici bir durum ama duymazlıktan da gelemeyiz. Türkiye’de basketbol taraftarlığı denince en küfürbaz futbol taraftarı bile imrenirdi.

 

Vapurda Beşiktaş’tan Kadıköy’e giderken, şans eseri Fenerbahçe’nin Avrupa kupası maçına denk geliyorum. Tam da Beşiktaş’ın 8-0’lık mağlubiyetinin ertesi günü. Fenerbahçelilerin değmeyin keyfine. Bir baba ve oğul da hemen karşımda oturuyor. Çocuk, babaya, “Ya Beşiktaş’a da yazık oldu” diyor. Ben tebessüm ediyorum.  “kaşınan” bir insan tiplemesiyle; “sus oğlum her yerde söyleme, bak ağabeylerinin acısı var belli ki nasıl gülüyorlar” diye cevap veriyor. Ne kadar kabaca değil mi?

 

Ben orada Kadıköy’e giden biri olarak Fenerbahçe taraftarı olabilirdim. Benim gülmem de Fenerbahçelilik işareti olabilirdi (Beşiktaş’ın mağlubiyetine sevinmiş biri olarak), benim aklıma herhangi bir şey gelmiş de o yüzden gülmüş olabilirim, ben Fenerbahçelilerin düştüğü komik duruma da gülmüş olabilirim (garibanlar kazanamıyor da Beşiktaş’ın mağlubiyetiyle avunuyorlar), herhangi ama herhangi bir sebepten dolayı gülmüş olabilirim ben. Ama yok… İlla ki bir takımın koyu bir taraftarı olmak zorundayım ben. Ne kadar da dövüş, kavgaya, mahalle ortamına, kahvehane ortamına hazırız. “Baba” bile belli ki stada girmeden önce bir ön hazırlık, benim üzerimde bir idman yapmak istiyor gibiydi. Cevap verdim ve konu uzadı gitti. Adam sonunda haksızlığını kabul etmedi ama suçu da çocuğunun başına yıktı. Konuyu açtığım yer “şiddetin odağına çocuk götürmeniz son derece ahlak dışı” sözümdü ve adamın yanıtı “kendisi istiyor, götürmesem rahat bırakmıyor” olmuştu. Ama zavallı çocuk, babasından daha zeki bir hal takıyordu (susarak) ve Beşiktaş’a acıyacak kadar da yufka yürekliydi. Babayı sormayın, stattakiler, böyle bir holiganla yan yana düştükleri için şanssızlar, ben de başıma bir kaza gelmediği için şanslıyımdır. Bir de son not; adam gayet de gururlu bir şekilde holiganlıktan hapse girdiğinden bahsetti. O halde bir de son soru bu futbol kısmıyla ilgili: “Sabıkalı holigan ise, nasıl hala ‘içeri alınmazsam’ korkusu yaşamadan stada gidebiliyor?”

 

Basketbolda ise bununla bağlayacağım bir nokta var. O da “holiganlık” ve “8-0”. Tartışmaların ve küfürleşmelerin nereden başladığını tam olarak bilmiyorum fakat, 8-0 tartışmasından geldiğini tahmin ediyorum. Hatta orada bile küfür içerikli sözler vardı, aynen nakletmiyorum.

Tabii olarak bu, bir kartopu gibi büyüdü. Genel ahlak kuralları çerçevesinden bakarsak, küfretmek ayıptır. Bayanların yanında küfretmek daha çok ayıptır. Sahada on bayan basketbolcu, tribünlerde ise sayamayacağım kadar çoklardı. Ancak ahlaka kimsenin aldırış ettiği yok. İki taraf için de bir tek hedef var; karşısı. Karşı tribün bir başkadır. Karşı tribün bütün nefretin döküleceği yerdir, karşı tribün bir düşman kalesidir, karşı tribünde insanlar yaşamıyor, karşı tribün hakkında birçok aşağılayıcı kelime daha kullanabilirim.

 

Yazının başında belirttiğim gibi, insan sporcu olunca, emeğinden şüphe edilir ya, işte Galatasaray taraftarı da öyle. Maç başlamadan 10 dakika öncesinden itibaren küfürden başka, bir güzel söz söylemeyen taraftarlar, maçın devre arasında da ilginç bir tezahürat yaptılar. “Bu maçı satanın ….” şeklinde. Bir dakika ya, Galatasaray, o sırada yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaş’ın iki katı kadar sayı bulmuştu ve Galatasaray taraftarları, oyuncuların maçı satmasından endişeleniyorlardı. “Satmak” kelimesini de ayrıca açıklamakta yarar var. Ligin üçüncü haftası, Beşiktaş iki galibiyet almış, Galatasaray ise bir galibiyet ve bir de mağlubiyet almıştı iki deplasmandan. Kendinden fazla puan alan Beşiktaş, ilk yarıda toz duman olmuş. Kızlar, canla başla mücadele vermişler. Sırf taraftarlarını mutlu edebilmek için ama yaranamıyorlar. Ahlak açısından da ekleme yapalım; bayanlara küfretmek çok çok daha ayıptır.

 

TBBL basketbolcuları az para alıyorlar, geçinmek için maçları satıyorlar. Çok buldular ya… Ligin en iddialı iki takımından önde olan bir takımın taraftarları, takımları geride olsa bile “Beşiktaş taraftarları gibi” takımlarını yalnız bırakmamalı. Küfretse onlar eder ya, burada kendi takımına küfreden Galatasaraylıları görüyoruz. Küfretmeler sürüyordu ki, polisler geldi. Komiser ve çevik kuvvet yoğunlaştı o noktada. Komiser; “bir küfür, bir hakaret daha duyarsanız herkes söylese bile herkesi dışarı alıyorsunuz” helal olsun komiserim. Ne güzel susturdun aymazları. Öyle ya, taraftar bunlar, maçı izlemeye gelmişler, tabii ki bu tehditten sonra susacaklar.

 

İkinci devre başlayacak, değişim zamanı. Yer değiştiriyorum, ama bu Galatasaray’a da uğursuz geliyor. Beşiktaş farkı kapatmaya başlıyor. Derken son periyodun son beş dakikası oynanıyor. Bir buçuk periyot boyunca küfretmemeyi başaran Galatasaray taraftarlarının dili bu sırada çözülüyor. “Maç bitmek üzere, göreceğimizi gördük, biraz daha küfredelim de içimizdeki zehri akıtalım” dercesine ağır sözler ve bayanlar hala sahada.

 

Söz hem az hem de öz olmalı ama okurlardan da özür diliyorum. İnsan içindeki zehri küfürden başka türle, yazıyla da boşaltır ve ben de taraftarlara böyle küfrediyorum (küfürsüz taraftarlığı savunan bir taraftar olarak).

 

Başta, o maçta gördüğüm için Galatasaray taraftarları olmak üzere, tüm taraftarlara doğruyu göstermek adına; ben de onlara onların sözüyle karşılık veriyorum “bu maçı satanın ……” Bir oyuncu, ter akıtır takımının kazanması uğruna ve büyük emekler verir, profesyoneldir ve takımının kazanması için her şeyi yapar; bir taraftar ise küfretmekten başka hiçbir şey yapmazsa, en kârlı kulüp, taraftarsız kulüp olur. Başta futbol olmak üzere, küfürlerden dolayı verilen cezalar artı kapatmalar ne denli fazla düşünebilir misiniz? O halde soruyorum; bu maçı kim satmaya çalıştı? (neyse ki ceza verilmedi)

 

Basketbol taraftarı, futbol taraftarının ayarına düşecekse, basketbol maçlarında futbol tezahüratları yapılacaksa, ben müsaadelerinizi isteyeyim. Kirlenene kadar artık sutopu izleyeceğim. Ta ki kirlenmemiş bir spor dalı bulana kadar gezeceğim bulamadığım zaman ise maçları evden izleyeceğim. (tabii o zamana kadar spikerlere de küfür illeti bulaşmazsa)

 

Dipnot: Yazımda geçen, alınacak tüm şahıslar için özür dilemeyi yine kibar biri olarak borç bilirim. Üzerine alınmayan gerçek taraftarlara ise üzerlerine alınmadıkları ve salonda küfredenlere sus işareti yaptıkları için teşekkürlerimi, altın yaldızlı kutuda, yanına da birer tane kırmızı gül koyarak sunuyorum.

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari