|
lk yazıma Cem Yılmaz’ın efsane gösterisine atıfta bulunarak başlamak istedim. Öncelikli nedeni; bu turnuvanın da bu isim kadar efsaneler çıkaracağına ve efsanevi anlarının olacağına inancımdır. EUROBASKET 2007 İspanya’da beklenen görkemli bir organizasyonla başlayacak ve 2 hafta boyunca heyecanlı, mücadele dolu bir turnuva olacak.
Türkiye’nin de mücadele edeceği bu turnuvada yine Avrupa’nın basketbol anlamında “kodaman” ülkeleri karşılaşacaklar özellikle ev sahipliğinin nimetlerini kullanmak isteyecek olan son Dünya Şampiyonu İspanya ve son Dünya Şampiyonası finalisti Yunanistan en önemli iki favori, tabi bunlar dışında Sırbistan ve Litvanya ekolü, Fransa, İtalya, Rusya ve Türkiye gibi yabana atılmayan ve her turnuvada organizasyonun “neden olmasın?” dedirten takımları ve de bu kez daha hırslı olan Hırvatistan, Slovenya tam anlamıyla ülkesinde gerçek bir arenaya çıkacaklar. Her takımı tek tek değerlendirmek yerine aslında genelinde ortak bir nokta olan şu detaya değinmek şahsen daha mühim geliyor. Özellikle her takımın belli avantajları olduğu yönleri; daha doğrusu artıları belki de artı katan oyuncuları var işte bu oyuncuların da ortak noktasında genellikle NBA parkelerinden gelmiş olmaları ya da bu tozu yutmuş isimler olması. Peki bu kime avantaj; neye göre avantaj? Aslında soru değil de direkt cevap olabilir, Avrupalı NBA oyuncuları artık NBA’in çehresini baştan aşağıya değiştirdi hatta ve hatta bazı NBA takımlarının radikal kararlar alıp takımı hemen hemen Avrupa takımı haline getirmesine yol açtı ve bunun da kısmen başarıyı getirdiğini görmeleri NBA takımlarına daha da cesaret kattı. Peki şimdi gelelim en önemli soruya; bu NBA için yani şov dünyası için eğlenceli oldu ama ya Avrupa? İşte bu soru benim için çok önemli, öyle bir hal aldı ki bu olay artık oyuncular bile NBA’leşti, turnuvalara maddi gözle baktı veya sigorta bedellerinin teminatlarının ödenip ödenmemesine bağlı kararlar verdi. Her ülke için kutsal olan forma milli duygular sanki biraz daha törpülendi! Globalleşen basketbolda her ne kadar taşralı gibi gelse de milli bütünlük, inanç ve o ruh başarıyı getiren yegane temeldir; yetenek ve kalite muhakkak önemli ama o da bir yere kadar oluyor. İşte bu turnuvada kim şampiyon olacak sorusundan önce kim takım olacak sorusu bence daha çok önem kazanıyor bu bakımdan benliğini en iyi koruyan ekiplerden biri olan Yunanistan biraz daha avantajlı çünkü Spanoulis dışında (onun zaten böyle bir olayı yok) NBA kompleksi yaşamış veya yaşayacak hiçbir oyuncusunun olmaması büyük bir artı, lider olarak belirledikleri ağabeyleri Papaloukas kontrolü her vakit ayarlayacak kalitede bir isim. Başarı neye göre ölçülecek bilmiyorum ama Sırplar açısından alınacak her sonuç bence takdir edilmeli çünkü coach Slavnic radikal denilecek tarzda fazlasıyla genç bir kadro kurdu ve bu gelecek için yatırımdı. Bu turnuvada şampiyonluk veya final olmasa bile Sırplar için 2-4 yıl sonra toplanacak hasat tohumlarıdır. Ev sahipliği yapan İspanyollar da bu avantajı sonuna kadar kullanıp en kötü ihtimalle bir final demeleri muhtemel. Litvanya’yı da atlamayalım özellikle ellerinde bulunan genç+tecrübeli jenerasyon turnuvayı başarıyla kapatacak önemli oyunculara sahip. Gelelim ağzımıza pelesenk olan 12 DEV ADAM’a. Kim ne derse desin bu isim artık bir marka başarılı olsalar da olmasalar da bu isimle anılacaklardır. 2001’den bugüne neler değişti neler gelişti? En önemli değişiklik teknik heyette yaşandı Aydın Örs ile efsaneleşen bir ekip artık Tanjevic ile ismini ve unvanını yeniden canlandırma mücadelesi veriyor. Kadro ve tecrübe olarak üzerine +1 koymasına rağmen çevresel yada içsel sorunlar nedeniyle beklenen daha açıkçası standartlaşmasını istediğimiz başarı kültürü bir türlü oturmadı. Menajer olarak Harun Erdenay’ın olması önemli bir avantaj bütün oyuncuların sevgi ve saygısını kazanan ayrıca onların dilinden birebir yakından anlayacak birinin olması çok önemli. Yardımcı antrenörlerden özellikle altyapıda mucizeler yaratan Nihat İzic’in olması da büyük bir avantaj bu bağlamda, teknik kadro daha doğrusu Tanjevic’in etrafındaki kurmayları oldukça kaliteli isimler (Orhun Ene, Aziz Bekir vs.) saha kenarında her şey mükemmel görünüyorsa o zaman saha içinde durumlar nasıl? Kağıt üzerinde bakılırsa bizim diğer ülkelerden hiçbir eksiğimiz yok hatta çoğundan fazlamız bile var, Mehmet-Hidayet-Ersan-Engin-İbrahim-Kaya-K.Gönlüm gibi isimler benim diyen takımda yok e.. peki neden biz şampiyonanın en büyük favorisi olamadık? Acı ama gerçek; henüz aynı fikir birliğini paylaşmıyoruz bu turnuva veya sadece bunu değil geneli ele alayım; her mücadele amaç birliği ile başarıya dönüşür sayısız örneğini biliyoruz. Biz ülke olarak hep maç öncesi ve sonrası olumsuzluklar üzerinde yürüdük bunları yazdık bunları tartıştık NBA’liler ve diğerleri gibi polemikler yaşadık, ahkamlar kestik sözde çözüm önerileri sunduk ama herkes şunu atladı bunları yorumlarken veya yazarken o günü kurtarmayı mı düşündük yoksa geleceği mi? Aslında çoğu kişi yorum yapmak için yorum yaptı, yazdı çizdi farkında olup veya olmayıp… Milli Takımı da, oyuncuları da fazlasıyla yıprattı bugün bile herkeste “acaba” kelimesinin akıllara yerleşmesine neden oldu 2001’de bu işi inanarak yaparken artık sorgulayarak yapıyoruz. Teknik taktik zaten herkes yazdı çizdi ve hiçbiri de teknik heyetten daha iyi bilmiyor bilemeyecek ben bu turnuvanın ve bu takımın başarılı olması için olayları bu yönden ele alıyorum, skor yazarlığı yapmanın hiçbir şey getirmeyeceğini tekrar tekrar söylüyorum. Bu tarz yapılan değerlendirmeler sadece ama sadece ülkeyi aşağıya çeker. Bir başarı gelecekse önce kafada biter, bu kadro eğer kulaklarını dış dünyaya tıkar içsel olarak motive olursa gerçekten inanırsa şampiyon olur. Ben buna inanıyorum turnuvanın en önemli 4 favorisinden biri de bence Türkiye’dir. Şu ana kadar olan hiç bir şey ölçü değildir bundan sonra yapılacak her şey katkı olacaktır. Turnuva sonrası da Milli Takımımızın başarı öyküsünde buluşmayı umarak, bütün basketbolseverlere keyifli bir turnuva diliyorum. Önder Akcollu »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|