Anasayfa arrow 3SAYI arrow Yazarlarımız arrow Onur Canbaz arrow EUROBASKET: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YOLCULUK&
EUROBASKET: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YOLCULUK& PDF Yazdır E-posta
Yazar Onur Canbaz   
Tuesday, 11 March 2008

İLK YILLAR, GARİPLİKLER…

Avrupa, milli takımlar düzeyindeki ilk organizasyonunu bundan tam 72 yıl önce; 10 takımın katılımıyla İsviçre’nin Geneva şehrinde gerçekleştiriyor ve bu ilk kupayı alarak; Avrupa’nın en büyüğü  olan finalde İspanya’yı  komik gibi görünse de 24-18’lik skorla mağlup eden Letonya oluyordu. Bir sonraki şampiyona 2 yıl sonra yani 1937’de Letonya’da düzenleniyor katılım geçen turnuvaya göre azalıyor takım sayısı  8’e düşüyor,  işin daha  ilginç tarafı ise bu turnuvada bir Afrika ülkesi olan Mısır’ın boy göstermesi olarak hafızalarda kalıyordu. Gerçi yeterli oyuncu sayısını sağlayamadığından maç yapamıyor ve eleniyordu. Bu da şampiyona tarihinin ilginç dipnotları arasında yerini almıştı. Finalde ise; Litvanya, İtalya’yı yine günümüzde ancak  bir  çeyrek skoru  olabilecek bir skorla  24-23  deviriyor ve kupa yine Doğu Avrupa dışına çıkamıyordu.


 

 

1939’daki Şampiyona da  yine bir öncekini kazananın ülkesinde yapılması geleneğine devam ediliyor, Litvanya rakiplerini geride bırakarak üst üste 2. kez mutlu sona ulaşan ekip oluyordu. Bu turnuvada final gruplarında  Letonya’nın Finleri 108-7 gibi bir skorla yenmesi o ana değin bir takımın en yüksek sayıya ulaştığı  ve  diğer bir tarafın da  en az sayı ürettiği maç olarak tarihe geçiyordu.

 

II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle 4. turnuva ancak 1946 yılında yapılabiliyor o zamanki statüye göre oynadığı 4 maçı da kazanan Çekoslovakya tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonluğuna ulaşırken İtalya bir kez daha 2. lik ile yetinmek zorunda kalıyordu.


1946’da İsviçre’de düzenlenen Avrupa Şampiyonası ilk kez 1 yıl sonra Çekoslovakya’da tekrar oynanıyor önüne geleni deviren ve 6 da 6 yapan  S.S.C.B’nin zaferiyle sonuçlanıyordu. Avrupa Şampiyonası bu tarihten itibaren de  günümüze kadar ara vermeden her 2 yılda bir düzenlenmektedir.

 

1949’daki ise; turnuvanın Mısır’da yapılması, bir başka  Na-Avrupa  ülkesi olan Lübnan’nın şampiyonaya teşrifi ve Mısır’ın şampiyon oluşu gibi ilginçliklerle dolu bir şampiyona olmasıyla hafızalarımızı ve mantığımızı zorlamaya devam ediyor.

 

S.S.C.B HANEDANLIĞI VE ŞAMPİYONANIN ÇEHRESİ

1951 ve 1953’te biri Fransa’da diğeri ülkesinde yapılan şampiyonalarda; şampiyonluğa ulaşan - o yıllardaki adıyla -  S.S.C.B,  Litvanya’nın üst üste 2 yıl kazanma rekoruna ortak oluyor, aynı zamanda 3 şampiyonlukla en fazla Avrupa Şampiyonu olan ülke ünvanını eline geçiriyordu.

 

1955 farklı bir şampiyon çıkarıyordu karşımıza. Kendi evinde düzenlenen şampiyonada, Macarlar çıktıkları 10 maçın 9’unu kazanıyor ve tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonu oluyorlardı.

 

 Temelleri  2.14’lük pivot  Vladimir Krumminch ve arkadaşları tarafından atılan ve  ileride  Sovyet Rus Hanedanlığı tabiriyle ifade edilmesi olası  bu  takım, efsanevi coach Alexander Gomelski’nin  ellerinde tam bir canavara dönüşüyor ve 60’lı yıllarda diğer takımlar için  artık bu şampiyona sadece tatil olmaktan öteye gidemiyordu.

 

 

Ruslar bu hanedanlığı kurarken tam 4 kez dönemin adıyla Yugoslavya’yı kupanın dışına itiyor, 2 kez Çekleri birer kez de Polonya ve Bulgaristan’ın şampiyonluk heveslerini kursaklarında bırakıyordu.

 

Rusların şampiyonlukları ardı ardına gelirken, ilk MVP seçimi 63’te gerçekleştiriliyor ve Şampiyona en modern haline yani bugünkü oynanan statüye 1967’de kavuşuyordu.

1973 yazında Rus fırtınası nihayet duruyor ve artık sıradan bir hal alan Avrupa Basketbol Şampiyonası seyircide yeniden heyecan uyandırmaya başlıyordu.

 

YUGOLAR NİHAYET…

Daha önce tam 4 kez kupanın kulpundan tutup da bir türlü kavrayamayan Yugoslavya makus talihini bu sefer yeniyor ev sahibi  İspanya’yı finalde rahat bir şekilde geçerek  ilk şampiyonluğuna ulaşıyordu. Yugoslav süperstar Kresimir Cosic nihayet özlediği şampiyonluğu yakalıyor ve bunu MVP ödülü ile taçlandırıyordu.

 

Yugolar 1975’te Cosic, Delibasic ve kurt hoca Mikro Novosel  bu sefer ezeli rakibi SSCB’yi kupanın dışına itmenin keyfini  yaşıyordu.

Bu sıradan bir şampiyonluktan öte Avrupa’daki Rus hegomonyasının sona erdiği ve aynı zamanda  yeni bir ekolün doğduğu şüphelerini artırıyordu.

 

77 de Belçika’daki şampiyona, Yugoların; Ruslardan aldığı 2. intikam olarak tarihe geçiyordu. Bu turnuvadan sonraki genel kanı Rus-Yugo yer değiştirecek ve uzun bir süre bu takım şampiyon olacak belki de Rusları dahi geçeceği şeklindeydi. Fakat geriye dönen bir kuyruklu yıldız olabileceğini o yıllar kimse tahmin edemezdi…

 

VE EFSANE GERİ DÖNDÜ!!!

Wladimir Tkatschenko, Alexander Belostennyi, Wladimir Shigilij, Anatoli Myschkin, Andrej Lopatow, Alschan Scharmuchamedow, Sergej Tarakanow, Stanislaw Jerjomin, Sergej Below, Iwan Jedeschko, Woldemaras Chomitschus, Sergej Jowaischa… İşte dönen kuyruklu yıldızın parıltıları bu oyunculardan bu kadro yapısının kalitesinden geliyordu.Böylelikle Ruslar 3 şampiyona aradan sonra özlenen finalde, sürpriz rakip İsrail’i zorlanmadan geçip, Yugolara bir gözdağı daha veriyordu.

 

1981’de bir kez daha finale kalan Ruslar, Yugolara  hayat dersi veriyor ve 84-67 gibi aşağılayıcı bir skorla rakibini dağıtıyordu. Böylelikle 4 yıl öncesine kadar duyulmaya başlayan Yugolar, Avrupa’nın yeni devrimi mi olacak ? şeklindeki  şüpheleri hafızalardan kazıyordu.

 

80’LER - 90’LAR YENİ YÜZLER

1983 beklenenden öte  yepyeni bir şampiyon çıkarıyordu karşımıza. Caligari, Dino Meneghin, Brunomonti, Gilardi, Sacchetti ve diğerleri… Evet İtalya tarihinin ilk şampiyonluğuna Fransa’da ulaşıyor, İspanya oynadığı 3. finalden de boynu bükük ayrılıyordu.

 

Ruslar devrettiği meşaleyi yine fazla dayanamayıp  85’te  Çek’leri devirerek alıyor ve tarihindeki 14. şampiyonluğa ulaşıyordu. Bu takımın kadrosunda hepimizin yakından tanıdığı ve NBA’e damga vurmuş bir isim olan  Aryvidas Sabonis de yer alıyordu.

 

 

 

 

1987’de ise ev sahibi Yunanistan yükselen yıldızı Gallis ile önüne geleni deviriyor ve finalde Rusya gibi bir devi  103-101 mağlup ederek ilk Avrupa Şampiyonluğu onurunu yakalıyordu. Bizim neslin en yakın bilebileceği isim olan Panagiotis Fassoulas’ta bu kadro içerisinde yer alıyordu.

 

Bir sonraki şampiyonada Yunanistan bu kez başka bir deve rastlıyor

Ve karşılarında Yugoları buluyorlardı. Drazen Petrovic, Vlade Divac, Dino Radja, Zarko Paspalj, Mario Primorac, Zdravko Radulovic, Zoran Radovic, Toni Kukoc, Zoran Cutura, Predrag Danilovic, Stojko Brankovic gibi bir kadroya karşı koyabilmeleri pekte mümkün olmuyordu. Yunanistan’a 21 sayı gibi bir fark atan bu efsane isimler Yugolara 4. şampiyonluğu getiriyordu.

 

91’de Drazen Petroviç, Vlade Divac, Dino Radja, Toni Kukoç, Predrag Danilovic gibi isimlerin yanına Alexander Djordjevic ve Komazek’i ekleyen Yugolar ev sahibi İtalya’yı zorlanmadan geçerek bir başka zafere daha ulaşıyorlardı.

 

1993’te Almanya’nın ev sahipliğini  yaptığı turnuvada Sergei Basarewitsch ve Vasili Karassev’li  Ruslar sürpriz bir şekilde Hansi Gnad ve Henrick Rödl’ü  hatta bir dönem ülkemizde basketbol oynamış Teoman Öztürk’ü kadrosunda bulunduran ve  finale kadar gelen ev sahibi Almanya’ya 1 sayıyla mağlup oluyor ve 15. şampiyonluğu kılpayı kaçırıyordu.

 

1995’te bölünen Yugoslavya şampiyonaya  Dino Radja, Toni Kukoç ve Komazec gibi yıldızlarından yoksun olarak başlarken; onların yerini  Dejan Bodiroga, Sahsa Obradoviç, Zeljko Rebraca gibi yıldızlarla doldurmayı hedefliyordu. Nitekim turnuva boyunca oynadıkları 9 maçın hepsini  kazanarak 6. kez bu zafere seviniyorlardı. Ayrıca finalde, Djordjevic attığı 41 sayı ile yıldızlaşırken turnuvanın en iyi 2. takımında  da kendine yer buluyordu.

 

Mevcut kadroya Tomasevic ve Radosevic’i ekleyen Yugolar 1997’de de mutlu sona ulaşan taraf olurken pek zorlanmıyor finalde İtalya’yı 61-49 ile geçerek yine duble yapıyordu.

 

Kısa bir aranın ardından…

Carlton Myers, Gregor Fucka, Roberto Chicaig, Andrei Meneghin, Alexander Depol, Gianluca Basile, Giocomo Galanda, Dennis Marconato gibi devleri kadrosunda bulunduran gök mavililer  nihayet özledikleri şampiyonluğa 2 yıl gecikmeli de  olsa 1999’da kavuşarak 2. zaferine ulaşıyordu.

 

 

2000’Lİ YILLAR VE BİZ

Hiç kuşku yok ki Türk Basketbolunun tavanı,  2001’de ev sahipliği yaptığımız şampiyona idi. O güne kadar 1949’daki 4. lük hariç Milli Takım bazında önemli bir başarı yaşayamamış olan ülkemiz zincirlerini kırıyor, milli beraberliğin ve en iyi yaptığımız şeylerden biri olan o kenetlenmeyi başarıyor…

12 Dev Adam projesi müthiş bir şekilde başarıya ulaşıyor ve bu ülkede ilk kez kahvehanelerde dahil  basketbol izleniyordu. Bir şeyler olacaksa o kesinlikle ya şimdi olacaktı yada hiç olmayacaktı…

 

Ve olan oldu…

 

 

 

Grubun ilk maçında Letonya’yı zor da olsa 85-82 ile geçen Ay-Yıldızlı ekibimiz, belki de grupta en az çekindiği takımdan yani Slovenya’dan tam 14 sayı fark yiyor ve son maçımız  olan İspanya maçı öncesi gruptan çıkmayı garantileme hesaplarını alt üst ediyordu. Artık tek bir şansımız vardı. Ya İspanya’yı devirip kendimizi izleyeceğiz ya da kendi evimizde başkalarını izlemeye devam edeceğiz...

 

O maça öyle bir başladık ki… İlk çeyrek sonunda alabildik ancak verdiğimiz nefesi 26-14 gibi bir skor yakalamıştık. Abdi İpekçi Arena coşmuş, hava yakalanmıştı. Bu iş öyle ama böyle olacaktı. İkinci çeyrek İspanyollar  biraz toparlanır gibi gözükselerde  3. çeyrek yine oyunun ve salonun coşkusunu geri yakaladık. Son periyota gelindiğinde 10 sayı fark yediysek de maçı çevirecek İbrahim, Mehmet ve Hidayet gibi donanımlara sahiptik. Sonunda kazandık ve kabus bitmiş, gruptan çıkmıştık hem de grup birincisi olarak.

 

Karşımıza Hırvatlar çıkmıştı çeyrek finalde. Yugoslav ekolü, ürkütücü bir rakipti işin doğrusu. Gordan Giricek ve Damir Mulaömerovic’e gününde rastalamıştık işin talihsizliği. İlk çeyrekte yediğimiz 9 sayı farkın üstüne ikinci çeyrekte bir 8 sayı daha koyan Hırvatlar, soyunma odasına tam 16 sayı önde gidiyor Abdi İpekçi’yi bir sessizlik kaplıyordu. 3. Periyot başlamış fark bir ara 20 sayıya kadar ulaşmıştı. Son yumruğu yemeyi bekleyen boksör gibi yalpalıyorduk. Birden bir şeyler oldu, sessizleşen salon birden gürledi mola esnasında. Hırvat oyuncuların o andaki biraz şaşkın biraz da alaycı bakışları hala gözümün önündedir. O, 20 olan fark 3. çeyrek sonunda 9’a inmişti. Olur mu (?) acaba dedik onu derken de bir tarafımız çok zor der gibiydi. Son çeyrekte 25-16 gibi skoru yakalayınca 9 olan fark 0 an iniverdi.Bu takım zor diyen  tarafımızı da ezmişti. Yıkılıyordu ortalık ve bu maçı artık kimseye buradan  veremezdik. Nitekim maç uzadı. Ne uzatmaydı ama 14-12 aldık uzatmayı ve nihayet bitti ve yarı finaldeydik.

 

Yüreklerin zor tahammül ettiği bir maç daha bekliyordu bizi. Hırvatistan maçı gibi değildi bu daha kontrollü, daha ne yaptığını bilen bir takım vardı o gün sahada. Baştan sona çekişme devam etti 1 sayı öne geçmelerin, 2 sayı geriye düşmelerin, 4 sayı öne geçmelerin pek çok sayıda yaşandığı bu maç da yine 4 çeyreğe sığmadı. Yine uzadı. O uzarken yüreğimizden bir şeyler alıp götürdü sanki. Atıyoruz yiyoruz, yiyoruz atıyoruz 77-78 gerideyiz bitiyor sanıyoruz rüya…

Ama Hidayet’e veriyoruz topu..

 Hidayet Türkoğlu; yüz akımız eline alıyor topu ve turnikeyi potaya bırakıyor .…79-78…

 

Eline koluna sağlık hedo. Daha başka nasıl anlatabilirim ki o anı, finaldeyiz işte var mı daha fazla söze hacet?

Final bizim için çok yeni bir kavramdı çünkü tarihimizin ilk finaliydi bu ama kendi evimizdeydik. Rakip Avrupa Basketbolu’nun dinamolarından biri olan Yugoslavya idi. Gerçi bunların bir versiyonunu çeyrek finalde geçmiştik , umutluyduk açıkçası…

Maç başlamış öyle bir ilk çeyrek oynamıştık ki nerdeyse şampiyonuz diyorduk kendimize.Yakalanan  22-15 lik bir skor iyi bir farktı bir final maçı için.İkinci çeyrek ilki gibi iyi olmadı 7 sayılık fark 2 ye inivermiş soyunma odasına 40-38 lik skorla ve hala önde gidiyorduk. Üçüncü çeyrekte karşılıklı basketlerle geçti ama o ilk çeyrekteki oyunu bir türlü tekrarlayamıyorduk ve 3 sayı  geriye düşmüştük.

 

 

Bodiroga, Peja ve Scepanovic’ i bir türlü tutamıyorduk. Adını ne koyarsak koyalım ister tecrübe diyelim, ister kalite farkı diyelim o gün kazanan biz olmalıydık. Ama maalesef olmadı. Yugolar son çeyrekte çok farklı oynadılar. 69-78 kaybettik nihayetinde. Tarihimizin ilk şampiyonluğuna hiç bu kadar yaklaşmamıştık. Bir daha ne zaman yaşayabiliriz bu heyecanı bilinmez, kim bilir? 

Beklide bu yıl…

2003 İsveç’e daha saygı duyulan  bir ekip olarak gittiğimiz açıktı. Grupta Ukrayna, Yunanistan ve yine Hırvatlar vardı. İlk grup maçımızda baya bir süre geride götürdüğümüz Ukrayna maçını son çeyrekte koparıp kazanmıştık. Yunanistan’a karşı en iyi maçımızı çıkarmamıza rağmen mağlup olmuştuk. Yine bir ölüm kalım maçı ve rakip Hırvatlardı.

 

Yine kazandık çok zor da olsa.Grup ikincisi olarak çıkmıştık gruptan. Rakip diğer grubun üçüncüsü ve yine Yugoslavya eski adıyla Sırbistan-Karadağ idi. 2 yıl önceki finalin bir benzerini oynadık yine. 76-80 gibi bir skorla yenilerek 2003 maceramızı sona erdirdik.


Macijauskas, Stombergas, Songaila, Jasikevicius, Zukasuskas ve Siskauskas’lı Litvanya, Reyes, Gasol, Jimenez, Garbajosa, Navarro’lu İspanyolları finalde 93-84 mağlup ederek tarihinin 3. şampiyonluğunu kazanırken İspanya 5. finalinde de sahadan mağlup ayrılıyor ve yine ikinci oluyordu. Ancak İspanya geleceğini çizmeye devam ediyordu…

 

2005 Belgrad için grup kuraları çekildiğinde gruptan çıkabilme şansımız bir hayli yüksek gibi görünüyordu en azından 2. olarak bu böyleydi. Son şampiyon Litvanya hariç diğer 2 takım olan Bulgaristan ve onların belası olduğumuz Hırvatlarla yine eşleşmiştik.

İlk grup maçımızı Litvanya’ya karşı kaybetmek pekte sürpriz olmadı bizim için. İkinci

maçta Bulgarları zorda olsa geçen Millilerimiz yine bir ölüm kalım maçı için Hırvatlarla oynuyordu. Daha önce hep kazanmıştık. Yine kazanırız mantığıyla çıktık maça fakat bu kez Hırvatlar yılların vermiş olduğu yenilen pehlivanlık dürtüsüyle çıktıkları maçta iyi bir ders vermişlerdi bize ve ancak grup 3.sü olabildik. Çeyrek final öncesindeki ön elemede Almanlarla eşleşmiş her nedense başından beri turnuvayı bir türlü önemsemeyen ve ciddiyetsizlik sezdiğim takımımız Almanya’ya kolay teslim olmuş ve bavullarını yine erken toplamıştı. O Almanya çeyrek finalde Slovenleri rahat geçmiş, yarı finalde de İspanya’yı bir sayı farkla mağlup ederek tüm otoriteleri şaşırtmıştı.

Almanlar finaldeydi. Fakat rakip çeyrekte Rusları yarı finalde de Fransa’yı saf dışı bırakan Yunanistan’dı. İkisinin de bu ana değin birer şampiyonluğu bulunuyordu.

Papaloukas, Zisis, Chatzivrettas, Tsartsaris, Diamantidis, Papadopoulos, Fotsis gibi klas oyunculardan oluşan Yunanistan, Nowitzki, Femerling, Pesic, Nikagbatse, Arigbabu, Roller, Mithat Demirel gibi oyunculara sahip Almanya’yı devirerek ikinci kez Avrupa’nın en büyüğü oldu.

 

 

Tam 34 şampiyona işte böyle geçti gitti. Şimdi sıra geldi 35.sine ve her şampiyonada olduğu gibi  yine umut doluyuz. Çünkü başaramadığımız tek şeyin o altın madalyayı takmak olduğunu çok iyi biliyoruz. Onun bir astını yani gümüşünü zaten takmıştık birkaç yıl önce ve başta teknik ekibin inanmamasına rağmen bir Türk’ün olduğu yerde her zaman umut vardır öğretisinden yola çıkarak inancımızın sonsuz olduğunu bir kez daha yineler, 12 Dev Adama yürekten başarılar dilerim.

Onur CaNBAz

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

3SAYI Köşe Yazilari

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

3SAYI Köşe Yazilari