|
Evet, tüm takımların ve seyircilerin beklediği tarihin baştan yazıldığı ‘’Nba Play-off’ları’’ bu sene de tüm basketbolseverlere bir kez daha tüm ateşi/heyecanı/iştahı/sevgisiyle, merhaba diyor… Öncelikle ilk tur eşleşmelerine ve konferansların genel durumlarına değinmeden önce, play-off’un benim zihnimde yaşattığı ihtişama biraz değinmek istiyorum.
Bir basketbol tutkunu olduğumdan mıdır, tam olarak bilemiyorum veya ön yargılarımdan kurtulup gerçeğe ulaşamıyorum.Ama her düşüncemin zıtlığına inanmama rağmen basketbolu, dünyadaki her spordan daha çok seviyorum… Halbu iken, bu sporun doyum noktası olarak tüm yıl beklenen play-off’ların,bendeki temaşasını, hayatsal bir fonksiyon olarak değerlendirmek sanırım pek de yanlış olmaz… Bende ki play-off görüntüsünü uzatmadan, sizi bu heyecana davet etme niyetindeyim.Umarım değerlendirmeler sizi tatmin eder.Ve basketbol keyfinize biraz da olsa yorum katmış oluruz… -Doğu Konferansı- Nba’in doğusu, normal sezonda hep dişe diş bir mücadeleyle geçti.Tabi bu da play-off’lara gelirken kendini müthiş bir heyecanın içine sürükledi.Baketbolseverlerin pek batıya göre; hücum anlamında zengin olmasa da doğuyu her zaman sertliğinden ötürü mücadelenin merkezi olarak görmesi, bu sezon da açıkça ortaya çıktı.Her an doğunun savunması iş başındaydı.Zaten doğunun yapması gereken de buydu.Çünkü -Doğu ile Batı- arasındaki dengelerde; açıkça görülen bir eşitsizlik vardı.Nba yönetimi bunu kapatamıyor.Takımlar kendi imkanlarıyla birbirlerinin karşısında dimdik durma çabası içerisine giriyorlardı.Bu sezon da beklenildiği gibi bu şekilde geçti. Doğu da takımlar savaşarak play-off bileti aradı. -Talihliler biletlerini aldılar… Bakalım kaybedenler ve kazananların performansları beklediğimiz Nba play-off’larını bize yaşatabilecek mi, buyrun birlikte bakalım: Doğu Konferans Play-off 1.turu Washington Wizards – Cleveland Cavaliers
Normal sezonu 2.sırada bitiren Cavs ve 7.sırada bitiren Wizards’ın eşleşmesi şüphesiz,Cavs’ın başına gelebilecek en büyük şanstı.Çünkü sezonun büyük bir çoğunluğunu daha iyi bir sırada götüren Wizards’ta iki All-Star yıldızının sakatlığı takımı adeta uçurumdan aşağı yuvarlamıştı.Arenas ve Butler;Jamison ile birlikte bu takımın her şeyleriydi.Arenas,tüm sorumluluğu alabilecek bir yıldız,bir lider iken;Butler ise,savunmanın durmayan dişlisi ve hücumda sıkışan anların korkusuz patronuydu.Ayrıca o da Arenas gibi kariyerine bir merdiven dayamış bir üst kata adımlar atıyordu ki,olanlar oldu.Önce Arenas daha sonra Butler arka arkaya sakatlanarak, Wizards’ı bu zorlu yolda yalnız bıraktı.Medya tarafından da inanılmaz bir şekilde düşüşün içerisine sürüklenen Wizards,normal sezonda yıldızlarının yardımıyla aldığı sırayı, son anlara kadar büyük bir eforla; güçlerinin farkında olmadan korumaya çalıştılar. Bir-iki basamak düşmüş olsalar da play-off günü gelince kimse onları 7.sırada olmalarına engel olamadı. Wizards’ta işler bu şekilde kötü giderken iki yıldızının yerine coach Eddie Jordan, Daniels ve Stevenson adapte ediyordu.Daniels takımı hiçte fena yönlendirmiyordu.Ancak tecrübeli Stevenson biraz sönük kalıyordu.Ayrıca takımın Arenas’la yakaladığı havada yerini imkansızlıklara bırakmış gibiydi.Takımın tecrübeli ismi Antawn Jamison,takımın dizginlerini eline almıştı.Ancak karşılarında Cleveland Caveliers vardı.Ve, LeBron serinin dengesini bozan bir numaralı etkendi.Zaten seride iki yıldız;Jamison ve LeBron’un mücadelesi şeklinde geçiyordu.Hatta 3.maçta tam anlamıyla bu iki oyuncunun düellosu şeklinde oluyordu.Jamison’un 38 sayısına, LeBron 30 sayıyla karşılık veriyordu.Ancak,Wizards’ın kısıtlı rotasyonu Cavs’a karşı boş kalınca Jamison’un büyük çabasıda seriden bir maç dahi almaya yetmiyordu. Seri, Wizars’ın yıldızlarından yoksun olmasından ötürü bahsettiğim gibi Cavs’ın egemenliğinde geçmişti.Bu kadar iyi bir sezon da her şey yolunda giderken,bu talihsiz sakatlıklar gerçekten Wizards’ın belini bükmüş MCI Center’de seyircisine bir galibiyet bile veremeden onların önünde sonlarına razı oluyorlardı… Bu yaşanılan hüsran kim bilir belki bu takıma bir bağışıklık adapte edecek.Ve geleceğe daha emin yürümelerini sağlayacaktı… Hep birlikte sönen meşalenin yanmasını bekleyeceğiz… Cavs’ta ise rakiplerini süpürmelerinin verdiği motivasyonun yanı sıra, İlgauskas ve LeBron’un ısınmasıyla da play-off’lara çok mutlu bir şekilde girmesi her şeyin yolunda gittiğinin bir göstergesi oluyordu. Böylelikle Cleveland Cavaliers, kendilerini kasmadan,konferanslarında yarı finaline yükselip;New Jersey Nets’in rakibi oldu. Ve coach Mike Brown, final arayışında rakiplerinden daha fazla dinlenerek gitmenin avantajını kullanacaklarına inanarak yuvalarına Quicken Loans Arena’nın,yolunu tutuyorlardı… Miami Heat-Chicago Bulls
Normal sezonda çok sıkıntı çeken ‘’Son Şampiyon’’, play-off’lara 5.sıradan girerek; Chicago Bulls’un karşısına yarı final arayışına çıktı. Sezon boyunca sürekli sakatlıklarla uğraşan; iki yıldızından istediği randımanı bir türlü sağlayamayan Pat Riley, play-off’lara istediği yerden giremese de takımına ve takımının daha önce yaptıklarına inanıyordu. Riley’nin inancı oyuncularda pek tecelli etmese de; Shaq ve Wade gibi iki tane süper-star oyuncuya sahipti.Ve onların ne yapması gerektiğini bildiğini düşünüyordu… Önceki yıl, bu iki yıldızla yüzüğü parmağına geçirmişti. Bu güvenle çıktıkları yolda, Wade’in aksayışı Heat takımına ve coach Pat Riley’e bir bir darbe vuruyordu. Wade, bir türlü dengesini bulamıyor; şut için yükseldiğinde dahi birden havada enteresan bir hal alıyor. Beklenilen darbeleri Bulls’a vuramıyordu.Tabi bunda Wade’in sakatlığının etkisini es geçmemek lazım. Çünkü omzundan geçirdiği sakatlık bu genç süper-star’ın önüne koskoca bir set çekiyordu. Ama, ‘’Son Şampiyon’’un aksamasındaki tek engel Wade değildi; karşılarında çok iyi hazırlanmış ve motive olmuş bir takım duruyordu: --Chicago Bulls-- Bulls’un serideki en büyük silahı tüm sezon başarıyla gerçekleştirdiği top alış-verişi oluyordu.Ayrıca Bulls; Deng, Gordon, Hinrich gibi genç isimlerden son derece iyi şekilde faydalanıyor.Savunmada ise Heat’i durdurmanın yolunu gerçekten bulmuşlar. Shaq’a ve Wade’e;hızlı oyuncularla ikili sıkıştırmalar uyguluyorlar hem yıldız oyunculardan toplar çalıyor hem de serinin geleceği için zihinlerindeki umutlarıda yürütüyorlardı.Ayrıca serinin belki bunlarla birlikte en önemli noktasını teşkil eden yer ise; Heat’in ilk yarı gerçek Heat gibi mücadele etmesinden sonra gelen felaket ikinci yarılardı.Tüm seri boyunca bu durum böyle aksedince ister istemez, son şampiyonun da elinden bir şey gelmiyordu.Bu gidişin nedeni ise, kanımca şu sebeplerdi: *Öncelikle serinin genelinde de bahsettiğim gibi takım tüm yıl sakatlıklarla boğuştu.Ve bu da takımın üzerine tüm yönleriyle yansıdı. Hem de bu sakatlıklar takımın en güvendiği isimlerse! -Wade, Son yılların en büyük çıkış yapan genç oyuncularından olan yıldız,sakatlığından ancak play-off’a birkaç maç kala kurtuluyor ve eski günlerini Riley’e gösteremiyordu. -Shaq, Nba’nın son 10 yılına rahatlıkla damgasını vurduğu söyleyebileceğimiz dev adam, sakatlığıyla takımını gerçekten eksik bıraktı.Ve, Heat’in sıralamadaki yerine doğrudan müdahele etti… -Kapono, Heat’in yeni yıldızı olma yolunda giderken sakatlık onu büyük ölçüde yıprattı hiç kuşkusuz.All-Star hafta-sonunun 3 sayı yıldızı olup,takımından uzak kalmak onu ve hocasını gerçekten çok üzdü. Diğer büyük etkense; -Jason Williams, Takımı baltalayan oyuncuların başında geldi. Kings’teki büyülü yıllarından bu sene de çok uzaktı.Artık Heat yeni bir guard arayışında; Williams’a ihtiyaç kalmadı… Chicago Bulls, İnanılmaz bir şekilde, play-off’lara merhaba diyen ekip,müthiş özgüvenle oynadığı seride gerçekten rakibini kilitlemişti. Özellikle üç tane oyuncusu bu kilidin ciddi bir şekilde anahtarı görevindeydi.Bunlar kimler mi? -Ben Gordon, Nba’da üçüncü sezonu olmasına rağmen gerçekten onun oyunu her şeyi anlatıyordu.Şutörlüğü, Chicago’nun aradığı en büyük özellikti, ayrıca geniş görüş alanı onu bazen Hinrich’in yerinde dahi oynamasına yarıyordu. Ayaklarının hızlı oluşu ve muazzam zıplama özelliği onun diğer artılarındandı. Heat serisinde de Gordon müthiş bir isabet yüzdesiyle takımına katkı sağlıyor.Ayrıca Wade’i de geri püskürtmeyi başarıyordu. -Luol Deng, Gordon gibi o da Nba’deki üçüncü sezonunu oynayan oyuncu bu sezon da diğer iki sezon da olduğu gibi performansının ve istatistiklerinin üzerine artılar koyarak ilerliyordu.Ve bu ilerleyen oyun zihniyeti de, play-off’larda büyük bir patlamaya dönüştü. Deng adeta Miami’yi yıkan adamdı,orta mesafe şutlarıyla inanılmaz etkili olan oyuncu seride de bu etkisini gösterdi.Ve takımına çok büyük katkı sağladı. -Kirk Hinrich, Chicago’lular ona ‘’The Future’’ demeye başladı bile… O oyun zekasıyla genç kadroyu yönlendiren gerçek bir lider! Karşısındaki Jason Williams gibi sokak basketbolunun ve Nba’in sayılı tecrübeli guardlarından birine rağmen onu ekarte edip bir de üstüne takımını oynatması gerçekten bu genç oyuncunun ne ifade ettiğinin gerçek bir göstergesi… Bu anlattıklarımla birlikte Bulls, istediği her şeyi kolayca yerine getiriyor.Ve koskoca şampiyonu yere boylu boyunca seriyordu… .Beyaz mendiller, American Airlines Arena’da son şampiyon için sallanıyordu. Güle güle şampiyon… Orlando Magic – Detroit Pistons
Normal sezonun Doğu konferansı 1.si Detroit Pistons ve 8.si Orlando Magic’in eşleşmesinde işler hep gerçek bir takım olan Pistons’ın lehine gerçekleşti.Tabi bunda sadece Pistons’ın bir takım oluşunun yanında başka yanlışlar veya doğrular yok mu? -Tabi ki var. Orlando Magic cephesinden normal sezonun ardına bakalım, Magic kadrosunda tecrübeli ve genç oyuncuları harmanlayamayan bir ekip olarak göze çarpıyor. Bunda tecrübeli oyuncuların etkisi büyük ölçüde var. Özellikle Grant Hill, takımın ondan çok şey beklediğini bile bile neredeyse takımı tüm play-off yalnız bıraktı. Normal sezonda da bu pek farklı değildi ya neyse… Sonrasında Hill, o gerçekten genç yetenekleri harcamada ve bu gençlerin geleceklerini baltalamada onun üstüne pek koç tanımıyorum. Howard, ne umutlarla gerçekleşen drafttan sonra koskoca bir sezon sadece geldiği gibi durdu.Ve kendi kendine bir noktaya ulaşma gayretine girdi. Bu da birinin yardımı olmadan Nba gibi büyük bir organizasyonda bir noktaya gelmekten gerçekten imkansı ötesi bir gerçekti. Hill’in gazabı sadece Howard’a vurmadı bunu sakın böyle düşünmeyin. Bu takımda Nelson, Ariza, Milicic, J.J.Redick gibi daha birçok isim var… Neyse bütün günah sanırım Hill’de değil…Oyuncularda, karşılarında gerçek bir takımın durduğunun farkına varamadı! Detroit Pistons Son yılların en büyük takım hüviyetine sahip ekibi.Yine büyüleyici bir koordineyle rakiplerine beklediklerine gösterdi. Billups’ından, Hamilton’ına;Hamilton’ından Wallace’ına herkes bir şeyler yapmanın hevesindeydi. Bu da zayıf rakiplerini eritmeye yetti de arttı bile. Detroit Pistons güle oynaya bu turu geçti.Ama bu onlarda bir zayıflığın başlangıcı mıydı? Evet bu noktadan sonra sorulması gereken buydu! Detroit Pistons, play-off’lar çok yumuşak başladı.Savunma sertliğiyle ünlü takım. 1.turda savunma yapmadan seriyi bitirdi. Bu da oyuncuların savunma dozajının ayarının sekteye uğrayacağını göstereceğe benziyordu… Ve kolay geçen bir seriden Pistons’ın aldığı darbe buydu hiç kuşkusuz Orlando cephesinde de Hill’in takımdan uzaklaştırılmasına sebep oluyordu. Böylelikle bu seri Doğu’nun kaderini çiziyordu… Toronto Raptors – New Jersey Nets
Normal sezon performansıyla pek beklentileri karşılayamayan ve son iki ay içindeki performansıyla, play-off’lara kalan Nets, sezon boyunca pek istikrarlı bir tablo çizemedi ancak takımdaki tecrübeli ve süperstar oyuncularında el vermesiyle play-off’lara 6.sıradan merhaba demesini bildi. Play-off’lar başlarken, Atlantik grubunu ikinci sıradan tamamlayıp, kendi grubunun birincisi, Toronto ile eşleşen New Jersey’de her zaman olduğu gibi gözler hedefin en üst noktasındaydı. Bu hedefle çıkılan yolda takım yine liderinin ve coach’unun pusulasından yolunu arayacaktı… Karşısında ise Toronto Raptors gibi yeni yapılanan bir Avrupalı vardı. İşler hiç de kolay olacağa benzemiyordu. Daha oyuncular kaynaşmadan Raptors, Doğu’da kendine bir yer bulmuştu bile! Bu da rakibin çekinmelerine büyük tesir etti… Raptors’ın mucizevi coach olmaya giden yolda Mitchell’den çok şey öğrendiği bir gerçekti. -Bakalım bu öğrendikleri play-off’larda işe yarayacak mıydı? Tecrübe mi, gençlik ateşimi kazanacaktı? Bundaki yegane cevap ise; gerçek bir yıldızın neler yapacağıdır… Bu da Nets’in her şeyi olan adama bu takımı Nba’in en sevimsiz takımıyken en popülerlerinden biri yapan Jason Kidd’i gösteriyordu. İlerleyen yaşına rağmen Nba’deki çoğu gence örnek olacak direnişe,isteğe,mücadeleye,saygıya,takım ruhuna ve gerçek baskebol aşkına sahip olması itibariyle şuan benim gözümde Nba’deki en değerli oyuncu olan Jason Kidd’in bu takıma neler kattığını bir kez daha play-off’lardaki olağanüstü performansıyla gördük… Bosh’ı yeterince verimli kullanamayan Mitchell, normal sezon aldığı iltifatları biraz olsun azaltsa da yeni sivrilen bir süper-star’a da biraz süre vermesi gerektiğinin farkındaydı. O da bu play-off hüsranından pekte şikayetçi değildi. Çünkü play-off’ların bir takımı; takım yapan en önemli meydan olduğunun o da farkındaydı… Seriden Toronto’nun çıkardığı ve geleceklerini bu prensibin ışığıyla arayacaklarını düşünürsek bana göre de güzel bir iç hesaplaşma oldu.Artık kendi yollarına kendileri bulabilecekti. Nets’e gelecek olursak, takımın içeriden pek rakibine fırsat vermeğini görünce normal sezonda yaptıklarına bakınca oluyor dedim açıkçası. Ama bir de görünmeyen nokta vardı.Veya görünmediğini düşündüğüm Raptors uzunları pek yüz yüze kalmadı.Ama kısaları Nets uzunlarının potanın arkasına sürükledi.Bu da benim şaşkınlığıma bir dur demeye yetti… Nets’in çeyrek final öncesi Carter gibi bir süper-star’ının Toronto’da yuhalanması ve o kadar emek verdiği eski yuvasından bu şekilde ayrılması beni bir kez daha üzdü. Toronto’yu, Toronto yapan; Nba’de izlenen bir takım yapan adama yapılan bu muamele hiçte hoş değildi.Kırmızılar kendi değerlerinden çaldılar.Neyse ki Carter, Continental’deki seyircisinin sevgisiyle Toronto’dakileri unutmuştu… Doğu Konferans Play-off Yarı Finalleri
Chicago Bulls – Detroit Pistons Ve Doğu’da play-off’ların çetin serisi başlıyor… Evet, Doğu’daki beklenti başlangıçta buydu! Gelin görün ki; parkede bu beklentilerden öte gazozuna yapılan bir halı saha maçı vari bir izlenim vardı.Bunu anlamak gerçekten güç geliyordu. Pistons mı çok güçlüydü? <–> Yoksa Bulls mu çok zayıftı? Gelin bunun cevabını birlikte arayalım… Chicago Bulls, Bilindiği üzere Bulls, mucizevi bir seri kazanmış; ilk kez bir önceki sezon şampiyon olmuş bir takımı ilk turda süpürerek, müthiş bir ivmeyle -Konferans Yarı Finaline- geldi.Bu da sanırım onların ateşlerini biraz kısmalarına ve oyunlarını biraz rölantiye almalarına sebep oldu. Ancak rakiplerinin kim olduğunun farkına varmaları çok geç olmuştu. Çünkü seriyi beklenenin aksine Pistons yine çok rahat götürüyordu.Ama bu rahatlıkları onları Magic serisinden sonra tekrarlanması play-off’ların ne demek olduğundan çok daha öteye basit bir turnuva zihniyetine doğru sürüklüyordu. Çünkü; Pistons’ın yıldızları işin bilincinde değillerdi.Play-off’un elini kolunu sallayarak geçip gidilecek veya rakibini küçümseyerek kazanılacak bir yer olmadığının farkında değillerdi.Pistons’ın serinin 4. maçından sonraki play-off geleceği pekte uzak görünmüyordu. -Basit bakışlar zor gerçeklere gider.. Pistons aldanarak geçtiği serilerden sonra play-off’u Nets serisinde tamamen tatmış bir süper-star’ın takımıyla eşleşerek yumuşak bir şekilde ‘’Kral’ın karşısına çıkmaya’’ ve Nba finallerini aramaya çıkıyorlardı… Bakalım bu onlar için ne kadar gerçek ne kadar yalandı? Ama bir gerçek çok açık bir şekilde ortadaydı: -Artık işleri kolay olmayacaktı… Bulls cephesinden play-off vedası, Bulls’un play-off hezimetine bakacak olursak; sanırım Deng ve Gordon tek serilik bir ivmeyle yola çıkmışlar.Ben gibi bir savunma canavarı dahi pek savunmaya sertlik getirememişti.Bunun yanında Hinrich’in o üstün oyun zekasını bu seride kenardan izlemekle yetinmesi de kuşkusuz Bulls’un önünü tıkayan büyük bir unsurdu. Pj. Brown ve Tyrus Thomas’ın; Rasheed Wallace karşısında pek bir varlık gösterememesi de Bulls’un seri öncesi beklentileri doğrulayan sabit bir oyun yapısı olduğunu gösteriyordu… Ama Doğu’nun şampiyonunu süpürmek dahi efsane bir takıma şampiyonluktan sonra yakışan en güzel şey olsa gerek… New Jersey Nets – Cleveland Cavaliers
Bu sezon play-off’ların ne demek olduğunun farkında olan iki takımın mücadelesinde Cleveland seri öncesi LeBron’a ve pota-altındaki Gooden-Ilgauskas koordinasyonuna çok güveniyordu… Nets’te ise Toronto karşısında inanılmaz bir seri yakalayan ve triple-double istatistikleriyle Nba’e Jason Kidd’in ne demek olduğunu gösteren bir kaptan vardı.Yanında ise play-off’ların gerçek maçların yumuşak adamlarından Vince Carter vardı.Takım ondan çok şey beklese de o ürkek bir ceylan misali her zaman avcı korkusuyla yaşadı…Bir diğer beklenti ise normal sezonda pek verim alamadığı Jefferson’dı.O da takımın 3 yıldızından biriydi haliyle ve o da uzunların sayı üretemediği savunma direncinin olmadığı bir takımda savunma becerileri ayak çabukluğu ve ceza şutlarıyla takımın en büyük opsiyonlarında biriydi… Seri genelinde LeBron’u, Nets savunması iyi marke etti.Ancak Nets’in son yıllardaki play-off hüsranlarının yegane sebebi olan pota-altı eksikliği Kidd’in ve Nets’in yine belalısı oldu.Ribauntlardaki felaket ara Nets’in yaptğı savunma direncini kırıyor.Geri dönüşleri sayı olan pozisyonlarda Nets’in guardını biraz daha aşağılara çekiyordu. Nets’in 4.maçtaki son saniye de Carter’ın yaptığı bilinçsiz son hücumdan sonra bu guard bel altına kadar iniyordu. Fakat biri vardı ki; o seriyi bırakmıyor. Çünkü o gerçekten kazanmak istiyordu… Jason Kidd,bu adam Nets’e gelişinden itibaren her sezon taraftarlarına farklı duygular tattırması, takımı için her an mücadele etmesi ve basketbolu kendisi için >> Jason Kidd << ismi için değil yüreği için oynaması itibariyle de taraflı tarafsız Nba’de ve Dünya’da herkesin takdirini ve şükranını kazanmıştır. Bu da Nba’deki takım yorumlarında Nets’i birkaç kademe üste taşımış ve artık daha fazla kişiye ulaşan bu organizasyonda takımına ve Nba’e neler kattığını bize oldukça fazla hissettirmiştir… Bir Süper-star’ın eriyişi… Evet kimden bahsettiğimi sanırım anlamıştırsınız. Başlangıçta da değindiğim gibi play-off’lar ve gerçek maçlarda değil spektaküler hareketlerde; slam-dunk’larda en önde boy göstermeyi seven bir süper-star ama bu sezon ki play-off macerasında onun artık süper-star’lıktan bir kademe daha altta kaldığı gerçeğini kimse yadsıyamaz sanırım.Takımın ondan çok şey beklediği anlarda her zaman olduğu gibi o hiçbir zaman ortalıklarda yoktu… Herkes bir gün düşebilir ama bu bir yıldızsa mazur görülemez… Nets cephesinde durum böyleydi.İyi ve kötü gelişmeler içinde bir yılı daha hüsranla bitiriyorlardı.Seneye talihin ve gerçek oyuncuların yanlarında olması dileklerimle… Gelelim Cleveland Cavaliers’a; Çok rahat bir eşleşmeden sonra daha yüksek bir devirde seyredilmesi gereken yol misaliydi Cleveland’ın play-off macerası her tur bir vites demekti… İlk turda kalkış vitesi bile yetti.Şanzıman onları hiç kasmadı. Yarı finalde ise viteslerin arttırılması bazı anlarda kollardan tutulması gereken bir noktaya gelmişti seri.Rakibi iyi direnmişti. -Çünkü iki takımında birbirine ters gelen yönleri vardı. Nets’te uzun sıkıntısı ve rotasyondaki bariz bir eksiklik söz konusu iken; Cleveland’da fast-break’lerde geriye koşmalardaki eksikliklerinin yanında neler yapacağı belli olmayan dev bir adamı: Ilgauskasları vardı.Bunlar başlangıçta iki takım için büyük handikaplardı… Ama birisi vardı ki; gencecik bir ateş parçası… LeBron James Gerçek bir yıldızın takımı için neler yapabileceğini bu seride bariz bir şekilde görüyorduk: Jason Kidd ve ondan daha farklı bir yetenek olan LeBron James tamamen farklı oyun şablonu içinde savaşan iki isim birisi her an sayılarıyla ortalığı mahşer yerine çevirecek bir isim diğeri ise; pek söze mahal bırakmayacak bir efsane… İşte bu iki harika oyuncunun olağanüstü direnişleriyle geçen harika bir seri… Doğu’nun play-off’lardaki en müthiş serisi… Serinin yorumu: Bu iki oyuncunun direnişinden arta kalanlarla yarışan iki takım ve bench farkı… Doğu Konferansı Final Serisi Cleveland Cavaliers – Detroit Pistons
Ve bütün bir sezon Doğu’nun beklediği an geldi. İyi-kötü; tatlı-sert geçen koskoca bir sezonun sonu ve normal sezonun ilk iki sırasındaki iki ekip; adil bir konferans izlenimi verse de bunların hiçbir öneminin olmadığı bir oyun… Konferans Finali başlıyor… İki ekibi kadro yapısı olarak artılarıyle eksileriyle karşılaştıracak olursak; Cleveland’ın bir takım havasından çok LeBron’ın eline bakan bir vasat takım havası var.Ama Boston gibi değil,skor üreten ellere de sahipler.Kenardan büyük artı katan genç Gibson,kendini daha ilk play-off’undan itibaren Cavs’a çok farklı bir yön verdi.Korkusuzca LeBron’a eşlik etti.Aldığı kısa sürelerde büyük ölçüde takımın skor yükünü üstlendi.Bu da İlgauskas’ın belirsiz oyununu biraz da olsun kapattı.Gooden’ın sert ve gösterişe yakın oyunu da,LeBron’dan arta kalan potansiyel sevinci çıkaramya yetti.Cavs seyircisi ateşinden hiç feragat etmedi.Her an takımına güvendi.2-0 geriye düştükten sonra bile takımının yanındaydı… LeBron James
O her anında farklı bir yıldız.Takımını sürekli ayakta tutuyor.Pistons gibi sert bir savunma dahi dikine saldırabiliyor.Ve Cris’in;Rasheed’in üzerine gidiyor… Hamilton-Prince gibi ayakları hızlı savunmacılar dahi onun fake’lerinden kaçamıyor.Sürekli geri adımda kalıyorlardı.Sanırım bu da serinin kaderini çizen büyük bir unsur.48 sayıyla oynadığı o müthiş maçta yaptıklarından sonra Pistons kenar yönetimi onu durdurmak için artık ikili-üçlü sıkıştırmalar yapmaya başladı.Ama LeBron ve Cavs artık çok geç olduğunu Pistons’a gösterdiler.LeBron bu andan sonra çok olgun bir oyun sergiledi.Ve takımı oynatmaya ikili-üçlü sıkıştırmalara ceza kesen şutlarla tüm takım arkadaşlarını seriye ve -Final-e davet etti.Buna çok olmulu bir tepki veren arkadaşlarıyla birlikte Nba finallerine bu takımı çıkarmayı başardı.Cleveland tarihini baştan yazan bu genç adam Jordan’la dahi karşılaştırılan inanılmaz bir yetenek olarak kendi tarzını/oyun yapısını Nba gözlemcilerine de ispatladı.Artık LeBron bir süper-starın yapabileceği her şeyi yapmıştı.Nba finalleri ve süper-star karşı karşıyaydı.Bakalım, bu genç adam Jordan’ın tahtına karşı bir tahtta kendisi koyabilecek miydi? Herkes artık bunun cevabını bekliyor… Detroit Pistons Artık sanırım onlarda bir şeylerin farkına varmaları gerektiğini düşünmeye başladılar… Yıllardır birlikte oynayan gerçek bir takım 2-0’dan bir seri kaybediyor ve değişimin başlangıcını kayıplarla tadıyorlardı. Chaunsey Billups Billups,bu takımın patronu,sihirli değneği bu play-off’larda değneğini sakladı.Ve takımının yanında sadece yürüdü.Olumlu hiçbir hamle yapmadı desek yeridir.Neler bekleniyordu ondan.O da çok istekliydi aslında;play-off öncesi: ‘’Kimse benden 4 maç alamaz’’ diyordu.Herkes onun yapmış olduklarından yola çıkarak gücen tazeliyorlardı.Ancak konuşmak Nba’de yetmiyor…Çıkıp savaşmadığınız sürece siz sadece bir oyuncu olursunuz.İsteyerek savaştığınız zaman play-off oyuncusu olursunuz…Billups,tüm geçmişini bu sezon ki play-off’larda soruşturmamıza neden oldu. Bakalım gerçek Billups,önümüzdeki sezon aramıza dönecek mi? Billups’tan beklediğim tek şey bu… Richard Hamilton Takımın her şeyi oldu bu play-off’larda takım arkadaşlarının aldırmaz oyunlarına direnen tek isimdi.Ancak şut atmak yok oluşu durdurabilecek bir silah değildi ve o da çaresiz kaldı… Tayshaun Prince O da Billups kadar olmasa da beklenileni veremeyen isimlerdendi.Hiç bir sorumluluk almadı.Hamilton’a biraz olsun katkı yapabilseydi.Belki duum çok farklı olabilirdi.Savunma da ise LeBron’ı durduramayarak verilen görevlerin hiçbirini yerine getiremedi.Ve seriye sezona elveda diyen takımına uydu… Rasheed Wallace Sadece itiraz etti.Ağırlığının bölüm bölüm koydu.Ama Varejao onu tüm seri boyunca çıldırttı.Teknik-fauller alarak takımını yine üzdü.Dışardan içerden oynaması onu çok farklı kılsa da; Rasheed olaya pek müdahil olmadı… Ve bu yıldız kadro ve birlikte olan gerçek bir takımın parkelerden kayışı bu yılı biz basketbolseverlere kötü bir anı olarak bıraktı.Oysa ki; Doğu ondan neler bekliyordu.Onlar bir olup ayakta durmaktan aciz kaldılar.Boyunları bükük bir şekilde evlerine döndüler.Artık finali evlerinde televizyondan izleyeceklerdi.Onlar için verilecek en büyük cezada bu olsa gerekti…. Hoşça kal, Detroit Pistons… »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|