Anasayfa 3SAYI Yazarlarımız Uğur Altunbayrak Ah Birde Sakatllanmazsa: Kenyon Martin
|
Ah Birde Sakatllanmazsa: Kenyon Martin |
|
|
|
|
Yazar Uğur Altunbayrak
|
|
Çarşamba, 26 Mart 2008 |
Hepinize iyi sezonlar dileğiyle başlamak istiyorum satırlarıma… Bilindiği üzere NBA’de yeni sezon başlayalı yaklaşık bir ay oldu. Takımlar amansız mücadelelerine başladı. Tek bir hedef için: Şampiyonluk… Dergimizin bu ayki oyuncu incelemesini Kenyon Martin üzerine yapmak istedim. Çünkü geçtiğimiz sezon Denver Nuggets’ın defansif yönü çok eleştirildi ve bu sorun hep Kenyon Martin’in sakatlığına bağlandı. Bu sezon herkes ondan çok şey bekliyor; bakalım basketbolseverlerin beklentilerini sağlayıp Denver Nuggets’ı daha yukarılara taşıyabilecek mi?
Öncelikle Kenyon Martin’i kısaca bir tanıyalım. 30 Aralık 1977 yılında doğan Kenyon Martin, yaşamının büyük bir kısmını Dallas yakınlarındaki Oak Cliff’te geçirdi. Çocukluğunda biraz pısırık tavırlar sergileyen Martin’le, kendisinden yaşça büyük zenciler dalga geçerlermiş. Bunun nedeni ise diğer zencilerden biraz daha açık renkte olmasıydı. Bu yüzden kendisine “Yellow Boy” lakabı takıldı. Çocukluğu boyunca bunlara pek aldırmayan Martin, büyüyünce bu tür şakaları kaldıramaz oldu ve kendisiyle dalga geçen diğer zencilerle sonu kavgalara uzanan tartışmalar yaşadı. Daha da olgunlaşan Martin, göğsüne bir dövme yaptırtarak, çocukluk döneminde kendisiyle dalga geçenlere bir gönderme yaptı. Dövmede şöyle bir ifade vardı: “Bad ass, yellow boy”. Yani Martin, “Ben pısırık çocukluk günlerimden bu yana çok değiştim. Benimle o zamanlar uğraşan herkese nazik bir el hareketiyle birlikte, alın bunu diyorum..!” şeklindeki demecini bu dört kelimeye ve bir adet el hareketi figürüne dökerek göğsüne kazıdı. Kısacası kendini zor günlerden kurtarıp basketbola dört kolla sarılarak NBA yıldızlığına doğru giden bir yol çizdi kendine Kenyon Martin… Kenyon Martin Cincinati Üniversitesi’ne geldiği zaman, atletik yapısı ön plana çıkan ve defansif özellikleriyle göz dolduran bir oyuncuydu. Fakat bu özellik o dönemin kolej koçu bunu yeterli bulmuyordu ve Martin’i daha çok çalışıp ofansif yönünü geliştirmesini istiyordu. Bu dönemde, Freshman sezonunda (1996-97) ancak üç maça ilk beşte başlayan Martin, sahaya çıktığı 22 maçta 2.8 sayı, 3.4 ribaund ve 0.4 asist ortalamasıyla oynamıştı. Üstelik %31 gibi rezalet ötesi bir serbest atış yüzdesiyle tam anlamıyla vasat bir bench oyuncusu profili vermekteydi ki NCAA takımlarında gayet bol miktarda bu tarz oyunculardan bulunmaktadır. Bir sonraki sezon ise eline verilen şansı geri çevirmek istemeyen Martin, herkesin beklentisinin dışında bir performans sergiledi ve bir anda en gözde oyuncu haline geldi. Martin ilk beşte başladığı 30 maçta, 9.9 sayı, 8.9 ribaund ve 2.8 blok ortalamasını yakaladı. Bu 30 maç arasında ise en çok akıllarda kalan maç, DePaul-Cincinati arasında oynanan mücadeleydi. Martin bu maçta, DePaul potalarına 24 sayı yollarken, 23 ribaund toplayıp 10 da blok yaptı ve Cincinati Universitesi’nin en son 31 yıl önce yaptığı triple-double performansını gerçekleştirmiş oldu. Martin’in bu inanılmaz performansı sayesinde, Cincinati Universitesi hem regular sezonda, hem de kolej turnuvasında şampiyonluğa ulaştı. Martin ise Kolej Ligi’nin MVP’si ve En İyi Savunmacısı unvanına sahip oldu. 98-99 sezonuna üst üste 15 galibiyet alarak başlayan Cincinati Üniversitesi, art arda gelen 4. Kolej Ligi şampiyonluğuna ulaşıyordu. Martin ise bir yıl önceki istatistiklerine yakın bir performans ortaya koyup 10.1 sayı ve 6.9 ribaund ile oynayarak College Hoops Insider tarafından Yılın En İyi Savunmacısı olarak ödüllendirilmiş, Basketball News tarafından Yılın En İyi Savunma ve Associated Press tarafından da All-American ilk beşine seçilmişti. Kolej Liginde oynadığı oyunla bir anda herkesin gözdesi haline gelen Kenyon Martin, bir sonraki sezon performansını daha da artırdı ve 18.9 sayı, 9.7 ribaund ve 3.5 blok ortalamasını yakalamıştı. Yine aynı sezonda Tulane Üniversitesi karşısında gösterdiği 28 sayı, 13 ribaund ve 10 blokluk performansı ile ikinci triple-double’ını yapmıştı. Tüm basın tarafından draftta ilk sırada seçileceği kanısı vardı. Herkes tarafından merak edilen bir konu ise, kendisini bir anda nasıl geliştirip buralara kadar gelmesiydi. Bu soru Martin’e sorulduğunda yanıt: “Çalışmanın bir sporcu için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktaydı; sadece benden istenileni yaptım. Koç, geçtiğimiz sezonun sonunda bana gelecek sezon daha çok sayı atıp atamayacağımı, buna kapasitemin olup olmadığını sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalıştım, her gün saatlerce şut attım ve sanırım hücum yönümü geliştirmeyi başardım. Çünkü bunu yapamayacağını düşünseydim, üniversitemin benden böyle bir şey istemeyeceğini biliyordum. Onları hayal kırıklığına uğratamazdım.” şeklinde oldu. Kolej taraftarları, başarısızlıklarla geçen sezonlardan sonra artık daha da yükselmek istiyorlardı. Çünkü Kenyon Martin onlardayken, iyi şeyler başarabileceklerini biliyorlardı. En azından NCAA’de final four bekliyorlardı. Fakat Martin’in sağ ayağını kırmasıyla beraber bütün hayaller suya düştü. Cincinati Universitesi ikinci tura kadar yükselebildi, Martin ise takımına alçılı ayağıyla benchten destekte bulundu. Bu durumu şu şekilde dile getirdi Martin: “Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında, sahada mücadele ediyor olmalıydım..!”. Kolej Ligindeki sportif hayatının sonlarına doğru Kenyon Martin, neredeyse bütün ödülleri sildi süpürdü. Cincinati Üniversitesi tarihindeki en değerli ikinci oyuncu unvanını elde etti. Ayrıca 292 blokla Cincinati Üniversitesi tarihindeki en fazla blok yapan oyuncu unvanını kazandı. Üniversitenin yetiştirdiği en iyi oyuncu olan Oscar Robertson ( Big-O : 1971 Millwauke Şampiyonluğu ve 6 kez NBA asist kralı) Kenyon Martin hakkında şunları söylemiştir: “40 yıl sonra bu ödül ilk kez bir Cincinati Üniversitesi oyuncusuna gitti ve bu onuru bir başka Bearcat ile paylaşmak kişisel olarak bana çok şey ifade ediyor.” dedi. Milenyum’da draft zamanı geldiğinde herkesçe Kenyon Martin’in ilk sıradan seçileceği görüşü vardı. Keza da öyle oldu ve Martin ilk sıradan drafta girdi. Kolej Ligi tarihinin en başarılı koçu Bob Huggins’in draftla ilgili değerlendirmesi ise şu şekildeydi: “Martin, hak ettiği sıradan seçildi. O benim yetiştirdiğim en iyi oyuncuydu. Ayrıca Dallaslı bu genç adam kadar kendisini geliştiren başka birisini de görmedim. Takıma katıldığında iyi bir savunmacı ve ribauntcuydu ama hücum yeteneklerini çok geliştirdi.” O sıralarda kötü günler geçiren ve yeni bir yapılanma sürecine giren New Jersey Nets takımı, ilk sıradan aldığı Kenyon Martin’i kadrosuna kattığı için çok mutluydu. Milenyum sezonunda Nets yöneticileri, takımı Byron Scott’a emanet etti. Scott Los Angles Lakers’in efsanevi 80’li kadrosunun önemli bir ismiydi ve Magic Johnson’un takım arkadaşıydı. Martin için çaylak sezonu (rookie season) oldukça iyi geçiyordu. 12.0 sayı, 7.4 ribaund ve 1.66 blok ortalamasıyla tüm çaylaklar arasında blokta birinci, sayı ve ribaundta ise ikinci sırada gelmekteydi. Oynadığı 68 maçın hepsinde ilk beşte başlayan Martin, 10 karşılaşmayı double-double yaparak tamamladı. Milwaukee karşısında ise NBA kariyerinin ilk triple-double’ına (18 sayı, 15 ribaund, 11asist) ulaşıyordu ki bugüne kadar sadece 6 oyuncu çaylak sezonunda bunu başarabildi. Fakat yine her şey çok iyi giderken, talihsizlik yine Martin’i vurdu ve Boston’la oynanan maçta Martin sağ bacağını kırarak sezonu kapattı. Bu esnada, Martin maçta devam edip oynamak istediğini koç Scott’a söyledi, fakat antrenörler Martin’i zorla soyunma odasına götürdü. Bu olayla ilgili, o dönemde Nets’in oyun kuruculuğunda görev alan Stephon Marbury: “Ben hayatımda böyle şey görmedim..! Adamın kemiği paramparça olmuştu, fakat hala oynamak için diretiyordu.” şeklindeki açıklamasıyla şaşkınlığını dile getirdi. Çok başarılı bir çaylak sezonu geçirmesine karşın Martin, Yılın Çaylağı ödülünü Orlando’lu Mike Miller’a kaptırmıştı. Çoğu kişiye göre Martin, en az Miller kadar bu ödülü hak etmişti. Fakat sezonu kapatması ve saha içerisinde biraz agresif olması, bu ödülün Miller’a gitmesine etken oldu. New Jersey Nets, milenyum sezonunda elde ettiği 25 galibiyetle yine vasatı geçememişti. Takımda artık, bazı şeylerin değişmesi gerekiyordu. Ki öyle de oldu zaten… Nets yönetimi, NBA tarihinde yapılan en iyi takaslardan birine imza attı ve takımın oyun kurucusu olan Stephon Marbury ile birlikte Jonny Newman ve Soumaila Samake’i Phoenix Suns’a verirken, Suns’tan ise Mr. Triple-Double Jason Kidd ile birlikte Chris Dudley’i kadrosuna dahil etti ve böylelikle takımın ihtiyacı olan ve liderlik vasfı taşıyan bir oyuncuya sahip oldular. Yeni kadrosuyla adeta NBA’i silip süpüren Nets, 2001-2002 sezonunda 52 galibiyetle Doğu’nun zirvesine oturdular ve play-offlara kaldılar. O sezonda Kenyon Martin ise kendisini daha da geliştirdi ve istatistiklerini neredeyse her kategoride yükselterek 14.9 sayı, 5.3 ribaund, 2.6 asist, 1.6 blok, 1.2 top çalma ortalamalarına ulaştırdı. Çaylak sezonunda %9 olan üç sayı yüzdesini ise %22’ye taşıdı. Ayrıca yaptığı 108 smaç ile bu kategoride de NBA’in ilk beş oyuncusundan biriydi. Play-off’larda Nets’in rakibi, son sıradan giren Reggie Miller’lu Indiana Pacers oldu. Pacers son ana kadar dayansa da, saha avantajını iyi kullanan Nets seriden 3-2 galip ayrılarak konferans yarı finaline yükseldi. Nets’in buradaki rakibi ise Hornets’ti. Beklenenin aksine Hornets kolay lokma oldu Nets için ve Nets bu seriden de 4-1’lik galibiyetle ayrılan taraf oldu. Konferans finalinde ise Celtics’i yine 4-1 ile geçen Nets NBA finaline yükselmişti. 2000-2001 sezonunda vasat bir tablo çizen Nets, bir sonraki sezon ilk NBA finaline kavuşmuştu. Rakibi güçlü LA Lakers’tı… Lakers bekleneni yaptı ve Nets’i 4-0’lık bir seri ile süpürdü. Lakers o sezonda herkesten bekleneni yapmıştı. Güçlü ve oturmuş bir kadroya sahipti ve şampiyonluğun en güçlü adaylarından biriydi. Nets ise kötü geçen bir sezonun ardından NBA finallerine kadar yükselmiş bir takımdı. Bence burada daha büyük işler başaran takım Nets’ti. Bir takımı bataklıktan kurtarıp yükseklere taşımak hiç de kolay bir şey değil. Üzücü final serisinden sonra açıklamalarda bulunan, takımın genç oyuncusu Kenyon Martin, takımda bazı oyuncuların isteksiz oynamalarından yakındı ve şöyle dedi: “Bu takım içindeki bazı adamlarda yürek yok!! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.” demeçlerinde bulunarak takımdaki bazı oyuncuları sert bir diller eleştirdi. Kariyerini iki sezon boyunda daha Nets takımında sürdüren Kenyon Martin, agresifliği ile, yaptığı sert fauller ile gündemden düşmeyen bir oyuncu haline gelmişti. Fakat iyi basketbolu, onun bu yönünü unutturan tek faktördü. Yaptığı agresif tavırlar nedeniyle NBA patronu David Stern, Martin ile özel bir görüşme yaparak, bu agresif tavırlarını azaltacağı yönünde Martin’den söz aldı. Bir sonraki sezon yine Doğu’da lider olarak play-off’lara kalan Nets, sırasıyla Bucks, Celtics ve Detroit’i geçerek art arda iki kez NBA finallerine yükselme başarısını ortaya koydu. Fakat bu sefer de karşılarında Spurs engeli vardı ve ne yazık ki bu engeli de aşamadan finallerde ikinci kez yenilgiye uğradılar ve seriyi 4-2 kaybederek şampiyonluktan oldular. Martin ise play-off’lardaki performansıyla iyi bir istatistik çizse de (Martin play-off’larda 18.9 sayı, 9.40 ribaund ve 1.55 blok ortalamasıyla oynadı.) son oynanan final maçında 3/23’lük gibi hücum performansıyla Nets taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattı. Bir sonraki 2003-2004 sezonuna gelecek olursak, yine play-off’lara kalan Nets, bu sefer ikinci turda elendi. İki senedir mağlup ettiği Detroit Pistons’a elenen Nets, erken veda etmiş oldu. Nets’in yenildiği Pistons ise 2004 NBA Şampiyonluğu’na ulaşmıştı. Ertesi sezon ise yeni yapılanma içerisinde olan Denver Nuggets, 2003 draftından gelen Carmelo Anthony liderliğinde Batı’da tırmanış içerisindeydi. Fakat bu işin sadece Carmelo gibi bir genç yetenekle olmayacağını anlayan Nuggets’lı yetkililer kuvvetli bir power forvet aramaya başladılar. Gözlerine kestirdikleri ilk isim Nets’li Kenyon Martin oldu. O sezonda 94.5 milyon dolarlık bir anlaşmayla Kenyon Martin’i kadrosuna dahil eden Nuggets, bazı kesimler tarafından ağır bir şekilde eleştirilmişti. Nuggets’a geldiği ilk sezonda kendi ortalamaların biraz altında bir performans sergileyen Martin, Nuggets’ın Batı’da biraz daha yükselmesinde rol oynamıştı. Ayrıca takımın oyun kurucuları olan Andrea Miller ve Earl Boykins’in akıl dolu paslarını güzel smaçlarla tamamlayarak Nuggets taraftarlarının beğenisini toplamıştı. Ertesi sezon ise ufak tefek sakatlıklara rağmen yine ortalamaları civarında bir performans sergiledi. Denver Nuggets’ın uzun yıllardan sonra üst üste 3. Kez play-off’lara kalmasında önemli bir paya sahipti. 2006-2007 sezonu geldiğinde, yani geçen sezon, hepinizin de bildiği üzere sadece 2 maçta forma şansı bulabilen Kenyon Martin, dizinden büyük bir sakatlık geçirdi ve deyim yerindeyse sezonu açamadan kapattı. Sezon sonlarına doğru iyileşse de, koç George Karl, Martin’i riske sokup oynatmadı ve O’nu bir dahaki sezona hazırladığını söyledi. Kuşkusuz Martin’in sakatlanışı, Denver’ın planlarını alt üst etti. Defansif anlamda büyük sıkıntı çekmeye başlayan takım, fazla skorer oynayarak bu açığını kapattı ve play-off’lara gitmeye hak kazandı. Tabi ki bunda büyük payı olan Allen Iverson’u unutmamak lazım. Yeni sezon başlamadan önce ise herkesin aklında tek bir soru vardı: Acaba Kenyon Martin, eski günlerindeki performansına geri dönüp Denver’ı daha da yukarılara taşıyabilecek miydi? Bu sorunun yanıtını arayan basketbolseverler, sezon başlayınca yavaş yavaş cevaplarını buldular diyebilirim. Çünkü yeni sezon başladı başlayalı oynadığı 13 maçta 8.6 sayı, 4.9 ribaund ve 0.9 blokluk bir performans sergiledi. Bütün bir sezonu sakatlıklarla boğuşarak geçiren ve aradan aylar sonra salonlarda boy gösteren bir oyuncu olarak, bu performans gayet iyiydi. Ben inanıyorum ki, Kenyon Martin, gün geçtikçe kendine güveni gelecek ve daha iyi performanslar ortaya koyacaktır. Yani her şey zamanla ortaya çıkacaktır. Nene’nin sakatlanmasıyla, üzerine daha da ağır bir yük binen Kenyon Martin, Denver Nuggets adına savaşmaya devam ediyor… Bakalım Denver Nuggets, inatla elinde tuttuğu Kenyon Martin’in meyvelerini toplayabilecek mi? »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|
|
|
3SAYI Köşe Yazilari
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
3SAYI Köşe Yazilari
|