TBL11

 

Türkiye Basketbol Ligi bir kez daha BEKO sponsorluğunda önceki yıllara oranla gerçek bir dünya yıldızının varlığı ile şenlenerek devam ediyor.

 

Benim için her sezon ayrı bir keyiftir. Birçok basketbolsever ligimizi hep hor görür. NBA varken Türkiye ligi mi izlenir yâ da Eurolig izledikten sonra Türkiye ligi bana zevk vermiyor gibi söylemlerle hep 3.sıraya itilen ligimiz ancak Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker veya 3 büyük takımın kendi aralarında oynadığı maçlar sırasında gündeme gelmektedir.

 

Futbol maçları haftanın 4 günü alt liglere kadar ekranda kendisine yer bulurken zavallı basketbol maçları federasyonun ve yayıncı kuruluşun üstün becerisi sayesinde haftada sadece 1 güne sıkıştırılmaktadır. Gerçek anlamda zevk alarak bu maçları takip etmek isteyenlere bile illallah ettirilmektedir. Düşünün NBA haftanın her günü, Eurolig bile haftanın 2 günü oynanmakta ama Beko Basketbol Ligi haftada sadece 1 gün oynanmakta.

 

Ligin kendisine dönüp baktığımızda hep olumlu gelişmeler görüyoruz.

Fenerbahçe Ülker kendisine el freni etkisi yapan koca bir ağırlıktan kurtuldu mu?

-Kurtuldu..

 

Galatasaray Cafe Crown Oktay Mahmuti ile belli bir standarda ulaştı mı?

-Ulaştı..

 

Banvit sırtını çok daha sağlam bir şekilde Orhun Ene’ye dayadı mı?

-Dayadı..

 

Efes Pilsen’in ucu asla görünmeyen sonu ne olacağı bilinmeyen yeni arayışlarından birisini daha uygulamaya soktu mu?

Türk Telekom bir kez daha ne yapmak istediğini asla anlayamayacağımız yeni icatlarda bulundu mu?

-Efes ve Telekom’un bu bilinmezleri bile insanı meraklandırıyor.

 

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük oyuncularından birisi ligimize adım attı mı?

-O bile oldu, biz kendimiz ligimize değer vermezken Beşiktaş Cola Turka’nın maçları haftada bir gün NBA TV ekranların da kendisine yer bulacak.

 

Takımlarımızı incelemeye geçmeden önce dilerseniz Ülker’in Fenerbahçe hariç diğer takımların sponsorluğundan çekilme olayını değerlendirelim.

Ülker kendi kulübünün kepenklerini kapatıp Fenerbahçe ile adeta şirket evliliği yaptığı gün Galatasaray ve Beşiktaş’ın; Fenerbahçe’nin kendilerinden büyük olduğunu yüksek sesle haykırdıkları gün olarak tarihe geçti.

Bu birleşmeyi sadece seyreden GS ve BJK kendilerine Ülker ayarında destek verecek bir kurum bulamadılar ve bulamadıkları yetmezmiş gibi bir de Fenerbahçe’den arta kalan kırıntılara razı oldular.

Ülker ana markasının altında yer alan Cola Turka ve Cafe Crown gibi iki alt markayı; isimlerinin peşine telaffuz edilmesine müsaade ederek bir kez daha Fenerbahçe’nin gerisinde kalmaya razı olup boyun eğdiler.

Tüm GS ve BJK taraftarları Fenerbahçe Ülker’in her şampiyonluğunda bunun ezikliğini yaşadı fakat yöneticilerin bu durumu ruhları bile duymadı. Basketbol onlar için hep 2. sırada oldu. Fenerbahçe ismi Avrupa da bir basketbol markası oldukça ligde ağırlığı Siena ve Maccabi ayarına geldikçe GS ve BJK taraftarları basketboldan soğudu.

Şimdi Ülker gurubunun Fenerbahçe ile olan birlikteliği dışında basketboldan çekilecek olmasını ben büyük bir keyif ile bekliyorum. Çünkü hazır sponsoru elinde bulan tembel işgüzar yöneticilerin asla sonlandırmak istemeyeceği sponsorluk anlaşmasının bitmesi ile beraber kendilerine yeni, güçlü ve sağlam bir sponsor bulmak zorunda kalacaklar.

Ülker yönetimi GS ve BJK ekiplerine sponsor olmaktan vazgeçtikleri an basketbolumuzun bir vites daha atacağını düşünüyorum.

Fenerbahçe Ülker takımından bu kadar bahsetmişken değerlendirmeye buradan başlamak en mantıklısı gibi:

 

Fenerbahçe Ülker

Sezona müthiş bir başlangıç yapmalarını bekliyorduk ama Efes Pilsen ilk kupayı ellerinden almayı başardı. Sonra ligde ve Avrupa da yıllardır beklediğimiz patlamanın sinyalini alır gibi olduk.

Sezona flaş transferler ile başlamalarını bekliyorduk ama sadece iki tane çok değerli yerli oyuncu ve Lavrinovic’i aldılar. Efes Pilsen altyapısının en önemli üretimlerinden birisi olan Engin Atsür ile Karşıyaka da doğup Furkan yaşında Efes’e gelen Kaya Peker Fenerbahçe Ülker’in gücüne güç katan isimler oldular.

Fenerbahçe Ülker yerli oyuncularının kıymetini Efes Pilsen’e oranla çok çok daha iyi biliyor ve bu sayede Efes Pilsen’e son yıllarda büyük bir fark atıyor.

Engin transferi Ukic’i yedekleme açısından önemli bir hamleydi ama sakatlanması tüm hesapları bozdu. Engin henüz sezonun başında sakatlanmasına rağmen gerekli önlem alınmadı, Ukiç’in sakatlanmasıyla beraber takım adeta oyun kurucusuz kaldı. Greer’i gönderip onun kalitesinde ama orijinal bir point guard alamayan FB Ülker Engin’in sakatlandığı anda adeta basireti bağlanarak yeni bir yerli oyun kurucu alamadı veya almak istemedi. Çok ama çok yanlış yaptılar.

Sakatlıklar bir takımın kaderini ne kadar etkiler bilinmez ama Vidmar’ın sakatlığı sonrası FB Ülker sanki temel direğini kaybetmiş gibi oldu. Vidmar’ın yerine gelen May ise mevcut FB Ülker rotasyonunda son sırada kalmaya mahkûm gibi görünüyor.

Şimdi bakınca uzun rotasyonuna hazır Lavrinovic’i almışken sezon başında boşta olan Jasikevicius da alınsaymış diyorum.

FB Ülker benim bu sezonki en büyük şampiyonluk adayım. Elindeki mevcut kadronun ağırlığı, oynadıkları basketbol, yaptıkları savunma ile zorlanacaklarını zannetmiyorum. FB Ülker’den yana tek dileğim bu sene Final Four yapabilmeleri.

 

 

Efes Pilsen

Yanlış yapmak bu takımın artık son yıllarda yaptığı en kolay iş oldu. Bu sezona baktığımız da yine kolayca hatalar bulabiliyoruz ama Oktay Mahmuti’li yıllardan başlayan hatalar zincirini koparmak bir günde yapılabilecek kolay bir iş gibi durmuyor.

Efes Pilsen’i Efes Pilsen yapan en önemi unsur her zaman kadroları olmuştur. Kendi altyapısından yetişen oyuncularla birlikte diğer takımların ellerinde bulunan az bir şey sivrilmiş oyuncularını denemek için dahi olsa hemen alırlardı.

Hatta bu durum çok eleştirilir ve bize yaşama şansı vermiyorlar, oyuncularımızı çok genç yaşta elimizden alıyorlar diyorlardı.

Şimdi bırakın dışarıdan oyuncu almayı, kendi altyapılarından yetişenleri bile ellerinde tutamıyorlar. Ezeli rakipleri FB Ülker’in kadrosuna baktığımız zaman tam 4 tane Efes Pilsen orijinli diyebileceğimiz oyuncu görüyoruz. Efes Pilsen’in kendi kadrosunda bile Efes Pilsen altyapısından yetişen oyuncu sayısı Sinan ile birlikte 4 ediyor. Belki Kerem Gönlüm’ü de oraya ekleyebiliriz ama zamanın da Ülker ona büyük bir ihanet etmeseydi belki oda orda olmayacaktı. Tüm yerlileri işin içine dahil etsek bile bunlardan ikisi yani Ender ve Cenk zaten hiç süre almıyor!!

Sırf yerli kadrosunu güçlendirmek ve sırası gelince lazım olur diyerek bir sezon Nedim Dal’ı bir sezon Asım Pars’ı bütün sezon bench’inde oturtan Efes Pilsen şimdi elindeki Kaya Peker’e bile sahip çıkamıyor.

Açıkçası şampiyonluk yolunda bu sezon Efes Pilsen’den yana hiç ümidim yok ama çıkmayan candan ümit kesilmez.

FB Ülker kadrosu ile Efes Pilsen kadrosunu kıyaslıyorum Efes Pilsen’in üstün gözüken hiçbir pozisyonunu göremiyorum en fazla eşit gözüküyor gözüme.

Durum böyle olunca geriye en fazla koç faktörü kalıyor. Efes Pilsen koçu eski büyük oyuncu Velimir Perasovic rakip koçlara üstünlük sağlar ise Efes Pilsen bu sezon ancak bu şekilde şampiyon olabilir.

 

Galatasaray Cafe Crovn

Öyle bir sezonu geride bıraktılar ki az kaldı o sezonun kendisi Galatasaray’ı kümenin gerisinde bırakacaktı. Galatasaray taraftarları her sezon takımlarının başına Erman Kunter veya Oktay Mahmuti ayarında elit bir koç bekliyorlardı ama 2. plana itilen basketbol takımının başına hep Galatasaray Lisesinden birileri adeta uyduruluyordu. Murat Özyer takıma belli bir değer kazandırmış ama üzerine çıkamamıştı. Galatasaray taraftarları Özyer’den memnun değildi ama bu memnuniyetsizlikleri onun kötü koç olmasından kaynaklanmıyordu. Takımı şampiyonluk havasına sokamayacağını düşünüyorlardı ve takımın başında istemiyorlardı ama bilselerdi sonrasında başlarına gelecekleri eminim ki Özyer’i takımın başına pranga ile bağlarlardı.

Şimdi yeni bir umut yeni bir sezon var, takımın başında Oktay Mahmuti gibi taraftarın istediği arzu ettiği bir koç var. Eldeki kadroda 3 aşağı 5 yukarı zirveye oynayabilecek bir kadro. Bana göre en büyük eksiği takımı ayakta tutacak kapı gibi bir 5 numaranın olmayışı ama kimin elinde var ki dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Yönetim yine yapması gereken olağan zafiyetlerden birisini sergileyip, uçanın kaçanın Türkiye’den su içenin Türk yapıldığı dönemde Shumpert’in vatandaşlık işlerini zamanında tamamlayamadı. Shumpert zamanında Türk vatandaşlığına geçebilseydi belki onun yerine kalıplı, uzun, eli ayağı top tutan bir pivot alınabilirdi.

Sezon sonunda tahminimce Avrupa’da iyi işler çıkartmış, ligimizde yarı final oynamış başarılı bir Galatasaray bulacağız.

 

 

 

Banvit

Banvit benim için bir rüya. İtiraf etmem gerekirse içinde bulunmak istediğim bir yer. Hatta bütün ligde içinde bulunmak istediğim tek takım.

Oldukça dengeli bir kadroları var. Gelen yabancıların tamamı uyumlu oyuncular. Takımda genç-yaşlı, yerli-yabancı ayrımı yok, adeta uyum fışkırıyor. Başlarında mükemmel bir koç var. Banvit için çok şey yazmak istiyorum ama ne yazsam az gelecekmiş gibime geliyor.

Bandırma için takımdan beklenecek en büyük başarı; bu yatırımı asla kesilmemesi olacaktır. Bu takımın varlığı Bandırma için en büyük başarıdır. Takımlarına sahip çıksınlar ve başardıkları hiçbir şeye şaşırmasınlar, sene sonunda en az yarı final oynayacaklarını düşünüyorum.

 

Pınar Karşıyaka

İşte ligde en çok beğendiğim takımlardan birisi daha, Furkan ve Birkan’ın varlığı bile bu takımı benim açımdan çekici kılmaya yetiyor. Ligin en iyi seyircilerinden birisine sahipler, takımlarını hiç yalnız ve sessiz bırakmıyorlar.

Takımdaki yabancı oyuncular gelenek olduğu üzere asla belli bir kalitenin altına düşmüyor. Bir zamanlar Eczacıbaşı’nın yâda Efes Pilsen’in genç kadrolar ile yaptıkları sürprizlere yeni bir halka ekleyebilirler mi bilemiyorum ama bunu yapabileceklerini düşündürecek iyi oyunculara ve taraftara sahipler.

Bu sene Furkan’ın Karşıyaka’daki son sezonu olduğunu düşünüyorum. Pınar Karşıyaka’nın kronik sorunu olan yetersiz bench desteğinin artması ile birlikte başarı da gelebilir diyorum. Sezon sonu tahminim en kötü çeyrek final yaparlar.

 

 

Medical Park Trabzon Spor

Şampiyon olup TBL’ye terfi eden Medical Park Trabzon Spor sezona oldukça flaş isimlerle başladı. Tam da istim üzerindeyken yavaş yavaş sorunlar ortaya çıktı. Evren Büker olayı hem imajlarını oldukça zedeledi hem de takımın havasını bozdu. Sezona çok kötü başladılar ve sonunda koç değişikliğine kadar gittiler.

Sene sonuna kadar yerli ve yabancı birçok oyuncu değişikliği bekliyorum. Şu anda Michael Right ve Ersin Görkem’in performanslarına bağlılar. Play-off yapacaklarını düşünmüyorum ama yaparlarsa ilk yıldan büyük başarı olur. Küme düşmenin çok uzağındalar ama performansları küme düşecek takımı etkileyebilir. Sakota ile birlikte takım iyice Sırp ekolüne dönüştü, değişecek yeni yabancıların tamamı da sanırım bundan sonra Sırp olacaktır.

 

 

Türk Telekom

 

Allah için birileri bana Türk Telekom yöneticilerinin ne yapmak istediklerini açıklasın.

Arkadaş;

Para var mı?

Var..

Ortam var mı?

Var..

Seyirci var mı?

Ankaragücü amigolarının salona gelen gerçek seyirciyi bezdirip salondan kaçırmasını saymazsak o da VAR..

(Basketbol sahasına hiç yakışmayan bir gurup ne üdüğü belirsiz adamın artık salonlardan elini ayağını kestirtmek lazım yoksa yakında Telekom maçlarına giden tek bir gerçek basketbolsever kalmayacak)

Yani elde şeker, yağ, un her şey var. Geriye tek bir şey kalıyor adam gibi takımı yönetecek bir yönetici topluluğu..

Türk Telekom için koç değişikliği önemli bir adım, ligin bir çok takımından daha iyi oyuncu kadrosuna sahipler. An itibarıyla yine El-Amin’in ve Kenan Bajramovic’in isimleri de geçiyor.

Sezon sonunda ne olursa olsun play-off yapacaklarını düşünüyorum, zaten yapamazlarsa hakikaten kulübü kapatıp acil bir şekilde Ülker taktiği yapsınlar.

 

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi

Ahmet Kandemir yine yaptı yapacağını. Şu takımdan hangi yerli oyuncuyu kadronuzda görmek istersiniz deseler Muratcan dışında tek isim söylemezsiniz. Belki Polat diyebilirsiniz ama geriye kalanların tamamı diğer takımlar tarafından denenmiş ama istenmemiş oyuncular.

Sezon ilerledikçe sıralamadaki yerleri biraz aşağı doğru kayacaktır, play-off sıralaması içerisinde kalırlarsa mükemmel bir iş yapmış olurlar.

 

Bornova Belediyesi

Lige adımlarını attıkları andan itibaren asla belli bir çizginin altına düşmediler. Yabancı oyuncularını çok iyi seçiyorlar geriye kalan yerli oyuncular birbirleriyle oldukça uyumlular. Bu sene kadrolarına kattıkları Murat Kaya bekli de ilk gerçek transferleri.

Ümit Sonkol takıma Amerikalı oyuncu katkısı veriyor. Ümit’i kadrolarına katmaları büyük başarı ama keşke Yalçın Azizmahmutoğulları’nı bırakmasalardı. Sezon sonunda play-off’u kıl payı kaçıracaklarını düşünüyorum. Daha doğrusu hep limitlerde olacaklar, girerlerse son sıradan play-off yapacaklar.

 

 

Olin Edirne

Ligimizin yeni takımı çok da aşina olmadığımız bir yerden, hep İstanbul’un ötesi diye cümleye başlarız ama İstanbul’un öteki ötesini pek aklımıza getirmeyiz.

Olin tam da yapması gereken hamleyi yaparak, 2. ligde kendi ‘’yağıyla’’ kavrulan Edirne G.S.İ.M takımına sahip çıktı ve olması gereken yere taşıdı. Takıma bakınca birbirleriyle tamamen alakasız oyuncuları bir arada görüyoruz. Takımda her şey var. Yaşlı ve deneyimli oyuncular, genç oyuncular, devşirme, 2. ligin gediklileri,1. ligin gediklileri, yabancı oyuncular, kısaca ne ararsan var.

Eğer böyle bir takım başarılı oluyorsa bunun tek bir nedeni vardır oda koç faktörü.

Litvanya ekolu ile oynadığı her takıma problem yaşatan evinde her an herkesi yenebilecek ayarda bir takım olan Olin Edirne koç Gökhan Taştimur önderliğinde sezon sonuna kadar play-off’ları kovalayacaktır ancak ligi 9. veya 10. sırada tamamlayacaktır.

 

 

Aliağa Petkim

Şapkadan tavşan çıkartan takım desek yanlış olmaz sanırım. Hele Halil Üner ile Gerald Fitch ikilisi bir araya gelince şapkadan çıkan tavşanların sayısında artış olacaktır.

Yinede bu şapkadan çıkan tavşanlar belki play-off’a girecek takımları etkileyecek olsa da Aliağa’nın play-off yapmasına yetmeyecektir.

Fitch transferi olmasa ligden düşme adayım bile alabilirlerdi ancak sezon sonunda küme düşecek iki takımdan birisi olacağını düşünmüyorum.

 

 

 

Tofaş

Tofaş bu ligin halinden en memnun takımı gibi duruyor. Ne düşmeye niyetleri var nede yükselip ligin üst sıralarına tırmanmaya.

Şu anda sıralamada kendilerinin üzerinde yer alan birçok takımdan çok çok daha iyi kadroya sahip olmalarına rağmen play-off için en ufak bir ümit vermiyorlar.

Ligin en yetenekli oyuncularından İlkay Karaman’a sahipler. İnanç ve Onur gibi geçen sene Mersin’i Mersin yapan iki tecrübeli oyuncuya sahipler. Hepsi birbirlerinden yetenekli Can Altıntığ, Can Özcan, Fırat Töz gibi gençlere sahipler. Ruzic gibi ligimizi iyi bilen kaliteli bir yabancıları var ama ortada bu takıma basketbol oynatıp maç kazandıracak bir koçları yok maalesef.

Keşke Roma’ya bir bilet daha kesilseymiş..

 

 

 

Küme Düşme Adaylarım

 

Erdemir, Oyak Renault ve Mersin Büyükşehir Belediye

 

Erdemir ile başlayalım çünkü bana göre düşmeye en yakın takım konumundalar. Mersin düşmemek için gerekli adımları atacaktır, eğer bu adımlarda başarısız olurlarsa ancak o zaman düşerler. Oyak ise nerdeyse her sene bu civarlarda geziniyor, Oyak Reno’dan iyi küme düşmeme takımı bulamazsınız.

Rakiplerine oranla Erdemir en şanssız takım görünümünde. Yaptıkları yerli transferlerin hiçbirisi katkı vermedi. Yerli oyunculardan sadece Erkan Veyseloğlu lig oyuncusu potansiyeli sergiliyor. Altan Erol, Berent, Hakan Demirel gibi katkı vermesi beklenen oyuncular ortalıkta gözükmüyorlar.

Ligde her zaman Pasco ve Dickel’li kadrosuyla hatırladığımız Erdemir’e hep sempati duymuşumdur ama bu sezon kesin kez düşeceklerini düşünüyorum.

 

Erdemir’den sonra geriye bir aday kalıyor. 2. kontenjan için tahminim Oyak Renault

Çekirge yeterince sıçradı, bu kadrolarla ligde bu kadar kalmaları bile büyük bir olay bence.

Açıkça söylemek gerekirse ben zaten Oyak ve Tofaş takımlarından üstün başarı beklemiyorum. Onlardan beklentim, altyapılarını hiç bozmamaları ve bu düzenleriyle tutunabildikleri kadar 1. ligde tutunmaları. 2. lige düştüklerinde zaten altyapıdan gelen mevcut oyuncularıyla yeniden yükselebiliyorlar. Maksat üretmeye devam etsinler yeter.

 

Mersin Büyükşehir Belediyesi

 

Güney temsilcisi Mersin ligin diplerinde olmayı şu ana kadar kesinlikle hak ediyor fakat buradan kurtulmak için acilen çaba göstermeye başlamaları lazım. Geçen sezon ki yabancılarını başta Baron olmak üzere oldukça arıyorlar ama İnanç ve Altan Erol’un verdiği katkıyı bence mumla arıyorlar. Altan Erol’u kadroda istemeyip yolladılar, İnanç da takımdan ayrılınca 2 ve 3 numaralı pozisyonlarda tamamen yabancıların eline kaldılar. Mutlaka bir yolunu bulup gerekli hamleleri yapıp ligde kalacaklardır ancak bu hiçte kolay olmayacak.

 

 

Şu ana kadar olan bütün takımları aklıma geldiği sıra ile yazdım, sadece küme düşme hattında gördüklerimi sona bırakmıştım ama Beşiktaş Cola Turka’yı özellikle en sona saklayıp yazımı BJK ile bitirmek istedim.

 

 

 

Beşiktaş Cola Turka

Beşiktaş bütün dünyanın duyduğu muhteşem bir transfer yaptı. Allen Iverson adı ilgili ilgisiz basketbol diye bir oyunun varlığını bilen herkesin tanıdığı bir isim. BJK taraftarı haklı olarak onun adını duydukları anda şampiyonluk beklentisi içine girdi. Aslına bakarsanız bunda haklıydılar çünkü Iverson; Denver’a ve Detroit’e gittiği anda Denver’lı ve Detroit’li taraftarlarda tıpkı BJK taraftarları gibi şampiyonluk rüyaları görmeye başlamışlardı.

Beşiktaş Cola Turka büyük bir iş yaptı ve Iverson’u getirtti fakat gerisini oluruna bıraktı. Iverson’un elinde sihirli sopa yok ve bu oyun hala tek topla 5 kişiyle oynanıyor üstelik sahada sana o topu oynatmamaya çalışan rakip 5 kişide hala yerli yerinde duruyor.

Allen Iverson takıma geldi gelmesine ve bunu bütün dünya duydu duymasına ama sanırım takımın koçunun ve takımın daha düne kadar en büyük yıldızı ve lideri olan Chatman’in bundan haberi yok.

Beşiktaş şu anda oynadığı mevcut basketbolu Iverson olmadan da aynı bu şablonla oynayabilir.

Sahadaki Beşiktaş Cola Turka takımı hala Chatman’ın takımı, hücumda hala her şey Chatman üzerinden dönüyor ve topların hala büyük bir kısmını Chatman kullanıyor. O zaman adama sormazlar mı?

Iverson’u niye aldınız demezler mi?

Beşiktaş staff ‘ında ilk olarak yardımcı antrenör olarak görev yapan Burak Bıyıktay takımın koçu İhsan Bayülgen şampiyonluk arifesinde kovulunca final serisinde takımın başında koç olarak sahaya çıkmıştı. Bir sonraki sezon Murat Didin koçtu kendisi menajer. Murat Didin başarısız oldu ve kovuldu sonra takımın başına koç olarak Ufuk SARICA getirildi ama  manajer kimliğinde olan Burak Bıyıktay yine ordaydı. Bir sonraki sezon Ergin Ataman takımın başına geldiğinde menajer koltuğunda yine aynı isim vardı. Gelip gidenler başarısız olanlar takımdan ayrılanlar tren vagonu gibi sıralanıp gidiyorlardı ama Burak Bıyıktay nedense hep oradaydı.

Şimdi Burak Bıyıktay’ın elinde bir fırsat var, rüştünü ispat etmesi gerekiyor.

Koçun ilk yapması gereken iş bu takımı Chatman’ın takımı olmaktan çıkartıp Iverson’un takımı yapması. Liderliği hem hücumda hem savunmada Iverson’a emanet etmesi. Iverson dünyanın en iyi savunmacılarından birisi ve onun başlatacağı savunma ateşi tüm takıma yayılacaktır.

Allen Iverson takıma yeni katıldı ve koçun dümeni ona teslim etmesine biraz daha zaman var belki ama bu süreci hızlandırmak ve takımın daha sert ve iyi savunma yapmasını sağlamak Burak Bıyıktay’ın yararına olacaktır. Yoksa bugüne kadar kendisinden büyük beklentiler içerisinde olmayan yöneticilerin gözüne ilk çarpacak olan adam o olacaktır.

 

İlker KESER

 

 

 

 

 

 

 

 

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın