Kategori arşivi: Yazarlar

2010 Sonrası Altyapının Önemi

A Milli basketbol erkek takımızın son Dünya Şampiyonasında, Dünya 2.liği kazanması, basketbola karşı olan ilginin daha çok artmasını sağladı. Bu ilgi en çok, spor okulları ve altyapılara talebi arttırdı. Bu sene spor okullarına olan talep büyük oranda bir atış gösterdi. Yetenekli ve belli kriterlere sahip çocuklar altyapılara alınırken, büyük bir kitle bu adımı atabilmek için spor okullarına yönlendirildiler.

Özel spor okulları, kulüplerin takımlarının spor okulları, belediyelerin spor okulları ve halk eğitimi merkezlerinin organize ettiği spor okulları organizasyonları bu talebi karşılayan kuruluşlardır.

Velilerin ve çocukların bu organizasyonlardan farklı ya da benzer beklentileri olacaktır. Tabii ki bu organizasyonlarında özelliklerine göre çocuklardan da farklı beklentileri olacaktır.

Öncelikle velilerden başlayalım.

  • Çocuğunun belli bir potansiyeli olduğuna inanan ve bu potansiyelin doğru ellerde yoğrulup ilerleyen zamanlarda çocuğunun basketbolu meslek edinmelerini isteyen veliler,
  • Çocuğunun sosyal hayatının spor yoluyla artması ve rekreasyon amaçlı basketbola yönelmesini isteyen veliler,
  • Çocuğunun fazla kiloları olduğunu bilen ya da düşünen bunu da basketbol yoluyla aşabileceklerine inanan veliler,
  • Çocuğunun özgüveninin artmasını basketbol yoluyla arttırabileceğine inanan veliler.

Bu düşünceleri eminim ki arttırabiliriz.

Ya çocuklar?

İnsanların hayatlarında en çok önem ve değer verdikleri şeylerin başında gelen çocukların düşünceleri?

Kendilerine örnek olan ağabeyleri gibi bacak arasından top geçirmek, 3 sayılık atış yapmak, smaç vurmak… Sanırım bu düşünce çoğunlukla 10–11 yaşa kadar olan grubu kapsıyor. Hayran olma duygusu. İlerleyen yaşlarda daha ciddiyetle bu hedefe yönelme ya da uzaklaşmalar olacaktır. Bununla beraber her basketbolcu adayı en üst sevilere çıkamayacağı için, hedefler yaşlara göre çok farklılıklar gösterecektir. Önemli olan bence çocuk o çalışmaya isteyerek geliyorsa, o fark etmeden hedefine yaklaşıyordur.

Ve Antrenörler

Organizasyonlar ve bu organizasyonda çalışan antrenörlerin de hedefleri farklılıklar gösterecektir.

Organizasyonların yapılarına göre değişen beklentileri olacaktır. Bunlara genel olarak bakarsak, bazı organizasyonlar spor okullarına yönelen bu talebi maddi bir destek olarak düşünebilirler. Bazı organizasyonlar bunu altyapılarına hem maddi bir kaynak hem de potansiyel oyuncu bulma yolunda iyi bir adım olarak görürler. Kimi organizasyonlar, bunu tamamen sosyal sorumluluk olarak görüp hiçbir maddi gelir elde etmeksizin bu talepleri karşılarlar. Tabii ki bu düşünceleri de geliştirebilirsiniz.

Tabii ki bu potansiyeli eğitecek olan değerli antrenörlerimiz. Çoğu antrenörün hedefi A takımlarda yer almaktır. Bununla beraber en önemli pozisyonlardan biri bence altyapıda çalışmaktır. Spor okulları ve altyapı takımları ilerleyen yıllarda kendisini A takımda görmek isteyen antrenör arkadaşlarımız için iyi bir basamak olacaktır. Bununla beraber yaşı çok genç ve tecrübesi olmayan antrenör adayı ya da antrenör arkadaşların kesinlikle deneyimli ellerin yanında bu işi yapması gerektiğini düşünüyorum. Bunu da organizasyonların yönetici pozisyonlarında görev alan kişilerin organize etmesi gerekiyor ve velilerde çocuklarının kimlerle çalıştığı konusunda bilgi sahibi ve araştırmacı olmaları gerektiğine inanıyorum. Antrenörlerinde basketbol bilgi, beceri ve yeteneklerini özellikle fundamental becerilerine hakim olması ile beraber iletişim becerilerinin de aynı oranda kuvvetli olması gerekiyor.

Bunların sonunda dünya 2.liği sonrası, bu büyük dip dalgasının eğitimi ve önce altyapı takımlarına, mevcut potansiyeli olan basketbolcu adaylarının A takımlara kazandırılması uzun yılları kapsayan önemli bir sınav niteliğinde. Eğer kazanılan başarıların sürmesini istiyorsak, bu başarıların temellerini altyapılarda atmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Mevcut potansiyel çocukların bir kısmı basketbolda oyunu olarak ilerlerken, diğer çocuklarımız eğer basketbolu severlerse ilerleyen yıllarda, antrenör, yönetici, şirket sahibi sponsor adayları olarak basketbola hizmet vermeye devam edeceklerdir.

Basketbol bir takım oyunudur ve onu zevkli kılan çocukların masum hayalleri ile bu takım oyununu öğrenme istekleridir.

Emre Dağdelen, 3SAYI


Reggie Evans

YETENEK HERŞEY DEĞİL..

Yukarıdaki cümleyi kullanabileceğimiz bir isim varsa, o da kesinlikle Reggie Evans’tır


Reggie Evans’ın kim olduğunu merak edip de nba.com’daki profilini açtığınızda 4 sayı 12.1 ribaund 0.3 blok istatistikleri farklı bir oyuncu profili ile karşı karşıya olduğunuzu size ispatlamıyorsa bir de şunu dinleyin: 2006 yılı play-off serisinde Nuggets ile Clippers arasında oynanan beşinci maçta Chris Kaman’ın önüne geçip ribaundu alamayacağını anlayınca arkası donuk Kaman’ın bacak arasından kolunu geçirip erojen bölgeye doğru yapılan hareketten daha cesur biçimde bir yoklama olayına girişiyor. Derken Kaman donuyor hiçbir şey olmamış edasındaki Evans’ı itip düşürüyor ve oyundan atılıyor buna rağmen Clippers maçı alıp Nuggets’ı eliyor.


Maç sonrası Kaman’ın ifadesi ise açık net;
– He grabbed my nuts.

Hayatını pota altında rakip oyunculara korku salarak geçiren bir oyuncu için bu tarz bir olay aslında normal sayılabilir.’ Korku saldığı’ lafımıza örnek olarak Sports Illustrated’ın 173 NBA oyuncusu arasında yaptığı ankette NBA’in en kirli oyuncusu seçilmesini gösterebiliriz. Tabii Evans bundan pek şikayetçi değil. Takım arkadaşları ve taraftarlar tarafından çabalarını takdir edildiği sürece başkalarının ne dediğini önemsemediğini söylemekle yetiniyor.

Bosh’un gidişi ile birlikte iyice zayıflayan pota altı için “Pota altında temas olsa da kavga çıksa, çeteyi çağırsam, adam vursak, ot çeksek, ağırlık kaldırsak, ateş etsek “ mantalitesinde bir adamın Bargnani’nin yükünü hafifletmek için lazım olacağı ortadaydı. Ama bu isimin Reggie Evans olması biraz ilginç.

Hücum performansı konusunda her zamankinden daha kötü bir sezon geçiren Evans şu ana kadar %20 saha içi şut isabeti ile oynuyor. Müsait olduğu pozisyonlarda bile guardlarından pas alamıyor olması pek canını pek sıkmıyor olmalı ki, yazının yazıldığı döneme kadar çıktığı 9 maçta toplam 30 şut bile kullanmadı. Sadece ribaund almaya konsantre durumda ve şu ana kadarki görünüşe göre bunu oldukça iyi başarıyor.

Yine de nice yetenekli oyuncunun kapısından giremediği, girse de başarılı olamadığı NBA’de geçirdiği sekizinci sezonunda bile –alışılanın dışındaki ribaunt ortalamasını saymazsak- göze batacak bir iş yapmayan Evans’ın, sadece sertliğe dayalı oyun karakteri sayesinde tutunabilmiş olması oldukça düşündürücü.

Gökhan Bayezit, 3SAYI

Los Angeles Lakers 2010-2011

Şampiyonlukla kapanan 2009-2010 sezonundan sonra off-season da yapılacak hamleler konusu forumlarda, medyada ve sohbetler arasında konuşulmaya başlanmıştı. Takımdaki eksikleri her taraftar gibi yönetimde biliyordu ve isimlerden önce takviye yapılması gereken pozisyonlar üstünde uzunca konuşuldu. Uzun pozisyonuna ve oyun kurucu pozisyonu bunlardan en önemli olanlarıydı. Ayrıca geçtiğimiz senelerde Lakers benchi çok zayıf kalıyordu. Buraya da takviyeler gerekiyordu.

Farmar, Mbenga, Morrison, Powell ile yollar ayrıldıktan sonra hemen yapılması gereken hamleler başladı. Sezon içinde Lakers takımı için adı geçen Hinrich, T-Mac, Blake gibi oyunculardan Blake’in takıma katılmasıyla beraber oyun kurucu pozisyonundaki açık giderildi. Yıllar geçtikçe yavaşlayan ve sezon içinde daha az yıpranması hedeflenen Fisher’in pozisyonuna getirilebilecek en güzel alternatiflerden biriydi bence. Kısa pozisyonu olarak değerlendirebileceğimiz, takıma hem dinamiklik hem de savunma gücü katacak Barnes’ın kadroya eklenmesiyle three-peat’i ne kadar istediğimizi göstermiş olduk.

Yazın yapılan hamleler arasında belki de en önemlisi efsane koç P.Jackson’un takımda kalması olmuştur. Hakkında birçok dedikodu yapıldı, bırakacağı artık vücudunun buna el vermeyeceğini söyleyenler oldu. Ailevi nedenleri ortaya atanlar oldu ve hatta kazanmaktan sıkıldığını söyleyenler bile oldu… Ama kendi ağzından ‘’ Bir sene daha buradayım’’ lafını duyan taraftarların keyfine diyecek yoktur. Hem Boston takımıyla şampiyonluk sayısını eşitlemek, hem 12. yüzük, hem de kendi adına 4.cü three-peat’ini yapmak adına bir sene daha Lakers organizasyonunda kalmaya karar verdi efsane koç.

Bu gelişmeler olurken Kobe’nin diz ameliyatı Lakers taraftarlarını baya bir rahatlattı diye düşünüyorum. Çünkü sezon içinde sürekli ve ufak çapta sorun yaşatan ve aynı zamanda playofflarda dizinden sıvı alınmasına kadar giden bir süreç vardı. En azından bu sorunun off-season da çözülmesi taraftarı ve organizasyonu mutlu etmiştir. Yazmadan geçemeyeceğim ufak bir ayrıntı olarak, bu ameliyat mevzusuna üzülen tek taraf belki de Türk basketbol seyircisi olmuştu. Bende dâhil olmak üzere gerçekten bu durumu hiçte soğukkanlılıkla karşılayamadık. Çünkü Amerika Milli Takımıyla birlikte Türkiye’de onu izleme hayallerimiz suya düşmüştü. Elbette bardağın dolu kısmına bakarak, bu şartlar altında ameliyat olmasa bile gelir miydi diye sormaktan da alıkoyamıyorum kendimi.

Parmağına yaz öncesi 5. yüzüğü takan Kobe Bryant ise yazın Dünya Şampiyonası takımına gitmeyerek dizindeki sorunu çözme yoluna gitti ve bence takımın geleceği aynı zamanda kendi kariyeri için çok doğru bir hamle yaptı. Sezon başında geçmişe göre biraz durağan olacağını ve kendisini zamanla bulacağını biliyorduk, bu zamanları da atlatıp Aralık ayının başına doğru ritim bulacaktır diye düşünüyorum. Yazın dinlenmek umarım hem mental hem de fiziksel olarak ona çok yaramıştır.

Gasol’ün ise dünya şampiyonasına gitmemesi gene Türk basketbol taraftarını doğrudan üzen bir etken olmasına rağmen, Lakers için çok sevindirici bir noktaydı bence. Dinlenmeye biraz ihtiyacı gerçekten vardı. Her yaz bir koşuşturma içinde ve bu onun sürekli yıpranmasına neden oluyordu. Yeni sezonda dinlenmiş bir Gasol’den beklentilerimiz oldukça fazlaydı ve o bu beklentileri karşılamaya hazırdı!

Sezonun açılış maçı evde oynanan Houston maçı olacaktı. Maçtan önce herkesin heyecanla beklediği bir yüzük seremonisi vardı elbette. Parmaklara takılan 2. yüzük, Kobe’nin kariyerinde ki 5. yüzük oluyordu. Şampiyonluk bayrağının indirildiği sırada Kobe’nin suratında ki, halen o 6. yüzüğü parmağa takma istediğini görebilirsiniz.

Tek tek maçlardan bahsetmek yerine biraz daha genel bir pencereden bakmayı istiyorum. Öncelikle geride kalan 8 maçta oynadığımız rakipler ve maç programı hakkında konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Geçen seneyi hatırlayacak olursak ilk 24 maçın %80 lik kısmını evimizde oynadığımızı hatırlatayım. Sezon sonunda batı yakasının 1 numarası olmamızın en büyük etkenlerinden biri olarak bu periyodu gösterebilirim çünkü takımda Gasol yokken maçları evde oynamanın rahatlığıyla çok rahat geçtik. Daha sonra Gasol geldikten sonra da seriyi biraz daha genişleterek sezon sonuna kadar götürebildik. Aynı durum bu sene içinde söz konusu gibi, bu seferde Bynum yok ve biz gene evde maçlar oynayarak başladık. İlk 8 maçın 2 sinin, 7 Aralıkta başlayacak yabancı saha turnesine kadar olan 21 maçında 9 tanesinin yabancı saha olması sizce de ilginç değil mi? Bunun nedeninin herhalde Staples Center’ın kullanımıyla alakalı olabileceğinin üstünde duruyorum. Çok amaçlı bir salonumuzun olduğunu herkes biliyor sanırsam. Yıl sonuna doğru daha fazla deplasman maçlarının yığılmasını, yıl sonunda Staples center’ın daha fazla kullanılıyor olmasına bağlamak sanırım yanlış olmaz. Bunun bize getirdiği avantaj olarak ise, ilk seneyi Gasolsüz, ikinci seneyi de Bynumsuz olarak başlarken maçların çoğunun evde olmasından dolayı gelecek olan kayıpları minimuma indirme şansımızın olması.

İlk 8 maçta gelen 8 galibiyetten sonra herkes çok mutlu olmuştur. Lige güzel bir başlangıç yapmayı herkes ister. 8.maçta, Minnesota karşısında klasikleşen ‘’savunmasızlık’’ tekrar baş göstermeye başlamıştı bariz bir şekilde. 9. maçın Denver deplasmanı olmasından dolayı artık bir yerde bir kaybın yaşanacağı aşikârdı. Ben başta olmak üzere birçok arkadaşıma Denver üstüne iddia oynamalarını bile teklif etmiştim. Suns maçı ise her zaman olabilecek kayıplardan biriydi. Her zaman olabilecek diyorum çünkü artık bu tarz performanslara alıştım. Karşı takım oyuncuları kendilerini nasıl hazırlıyorlarsa bize karşı, geçen sene R.Allen’ın 8 üç sayı performansı, bu sene Suns’ın 40/22 üç sayı performansı, yıllar önce Arenas’ın 60 sayısı gibi beklenmedik performansları izlemeye alıştık. Suns takımın potansiyelini düşününce normal sezon maçlarında böyle kayıpların olabileceğini biliyoruz, üstünde fazla durmaya gerek yok.

Geçen 8 maçlık dönemde göze en çok batan isim olarak Gasol’ü görüyoruz. Geçen 11 maçtan sonra yaklaşık 23 sayı, 12 reb, 4,5 ast, 1,5 blok ortalamaları tutturan, sezonun ilk haftasında 25-15-5 gibi rakamlarla oynayan Gasol’e yaz bayağı yaramış. Senelerdir yoğun programla uğraşan zavallı Avrupalı oyuncuların, rahatlamalarına izin verildiği zaman neler olduğunun en açık göstergesi helalde budur. Dünya şampiyonasına gitmeme tercihini kullanan Gasol çok güçlü bir dönüş yaparak, sezon başında takımı sürükleyen isim oldu.

2 maçlık kayıp periyodundan sonra deplasman turnesine gitmeye hazırlandı takım. Kâğıt üstünde fazla zor olmayan 3 takımla oynayacaktık. Bucks ve Detroit maçları erken farka gidilmesi sayesinde çok rahat geçti takım adına. Kobe Bryant bu 2 maçta inanılmaz performanslar sergiledi. Performansların inanılmaz olması yaptığı rakamlardan değil, soktuğu inanılmaz basketlerden kaynaklandığını söylemek isterim. Zor şutların adamı olduğu esprisi yılladır yapılıyor ama gerçekten çok ilginç şutları sokması onun biraz daha ritim bulması açısından sevindirici nokta. Minnesota deplasmanı ise diğer 2 maça oranla biraz daha zor geçti. Karşısında genç çaylak Johnson’u bulan Kobe Bryant şut performansında biraz zorlandı. Canlı olarak izlediğim bu maçta, hızlı ayakları sayesinde Johnson Kobe’ye savunma kısmında gerçekten zorladı. Ama sezon başından beri inanılmaz bir form grafiği yakalayan bench gene devreye girdi. Kenardan gelen S.Brown’un yüzdeli katkısının yanında Barnes’ın kariyer maçlarından biri oldu diyebiliriz. 7-7 sahi içi isabetiyle 24 sayı 7 reb 6 ast performansı geceye damgasını vurdu. Ligde ki gidişatı düşündüğümüz zaman daha tam olarak hazır olmadığımızı, bazı maçlarda gerçekten çok fazla sallama hareketler yaptığımızı söyleyebilirim. Peki, geçen bu süreden başka konuşulması gerekenler neler? Mesela sezonun ilerleyen kısımlarında neler olabilir?

Sezonun ilerleyen kısmı;

Sezonda neler olur? Elbette beklenildiği gibi şu andaki lig düzeni içinde şampiyonluğu alamamamız için hiçbir neden yok. Ama elbette karşımızda çok ciddi rakiplerin olduğunu ve aynı zamanda çözülmesi gereken ufak sorunların olduğunu düşünüyorum. Bunlardan sırasıyla bahsetmek gerekirse;

Boston; en büyük eksiklerini elden düşme Shaq ve Jermaine ile kapatmaya çalışmaları takdir edilebilecek bir hamle. Geçen sene Perkins’in sakatlanmasından sonra yüzükleri 6. maçta kendi elleriyle bize takmak yerine amaçsız bir savaşa daha girmeye çalışırken, uzun rotasyonlarının sınırlı olduğunu anlamış olacaklar ki bu sene bu bölgeye ciddi takviyeler yaptılar. Kağıt üstünde Garnett, Shaq, Jermaine, Semih, Perkins, Davis ile ligin en iyi uzun rotasyonuna sahipler. En büyük rakibimiz olarak gördüğümden dolayı, şu kadroya bakıldığı zaman Lakers’ın uzun rotasyonunun yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bakıldığı zaman geniş bir uzun kadrosu ve sert uzunlara sahipler. Gasol, Bynum, Odom, Ratliff 4lüsünün bunlarla başa çıkmasının zor olduğunu düşünmeme sebep veren etkenin Bynum’un kırılgan yapısı ve Ratliff’in ileri düzeylere gelmiş yaşından kaynaklandığını söyleyebilirim. Tabi, Shaq ve Jermaine’in bu düzeyde bir basketbol yapısında ne kadar katkı vereceğini de sorgulayabiliriz.

Bynum; Ligde artık uzun sayısının ne kadar azaldığını, çakma uzun diye tabir ettiğimiz 5 numaraların daha çok kullanıldığı bir dönemdeyken, Bynum’un değeri tartışılmaz elbette. 2008 ile 2010 final serileri arasında ki farkı birçok kişi görmüştür. %50 siyle bile oynayamayan bir Bynum’un sadece sahada olması bile ibrenin Lakers tarafına dönmesine yardımcı olmuştur. Evet, buradan bunu söylemek çok basit olabilir ama sahaya %80 ini koyabilecek bir Bynum olmuş olsa, karşımızda duracak takım yok. Boston serisinin 6 maça gitmesinin en büyük nedenlerinden, sezon içinde Gasol ve Kobe’nin yıpranmasında en büyük etkenlerden biri gene Bynum’un ta kendisidir.

Birçokları için o Lakers takımının yeni yıldızı hatta ve hatta Kobe’den sonra takımın liderini olması beklenen oyuncu. Benim içinse, yukarıda söylediğim, elite 5 numara olarak sadece bir görev adamı. Yıllarca sürekli sakatlık, bir türlü %100 olarak tamamlayamadığı sezonlar, takımı farklı nedenlerden dolayı yanız bırakması artık benim sindirebileceğim şeyler olmaktan çıktı. Zamanında adı bolca takas dedikodularında duyulmuştu, o zamanlar gitmemesi için çok dil dökmüştük ve kendisi takımda kalmıştı. Acaba iyi bir takasta yollamak gerekir miydi? Bynum konusu bu senenin kilitlerinden biri olacak elbette.

Kobe? Kendisi hakkında konuşmazsak bize gücenir gibi geliyor bazen ama gerekli şeylerden bahsetmek de gerekiyor aynı zamanda. Kobe ne kadar sağlıklı? Sezon başında inanılmaz tutuk olmasının tek nedeni, yazın geçirdiği ameliyat olarak gösterebiliriz, aynı zamanda bir türlü tutmayan şutların göstergesi de gene bu ameliyattan doğan ritimsizlik. Bir şekilde takıma katkı vermeye devam ediyor ve Aralık ayının başına doğru tam olarak Kobe’yi sahalarda görebileceğimize inanıyorum. Yavaş yavaş şut ritmini yakalamaya %30 lardaki şut yüzdesini en azından %47 ler civarına çekmeye başladı.

Diğerleri; Artest nereye gidiyor çok merak ediyorum. Geçen sene bıraktığı yerden aynen devam ediyor tartışılmaya ama bazı düşüncelerim var. Pierce savunmasında neden bu takımda olduğunu, attığı son saniye basketinde neden kocaman bir yüreğe sahip olduğunu bizlere kanıtladı. Önemli anlarda ortaya çıkma isteğini ise 7. maçta Pierce’ın üstünden attığı üçlükle bizlere kanıtladı. Blake ve Barnes’ın yaptığı katkıyı gören oldu mu? Barnes yaklaşık 21 dakika sahada kalırken 9-6-2 gibi rakamlar yaparken, 19 dakika sahada kalan Blake 7-2-1,5 rakamları tutturarak sağlayacakları katkının ne denli önemli olduğunu gösterdiler. Ama bütün bunların üstünde bir adamdan bahsetmek gerekli diye düşünüyorum. Yazın takımda kalmayı seçen ve gitsin mi gitmesin mi diye uzun süre tartışılan S.Brown. Özellikle sezonun ilk maçlarında Kobe’nin ritim bulamadığı zamanlarda takımı çok iyi sürükledi. Şutlarındaki istikrar görülmeye değer düzeye gelmiş.%52 gibi bir yüzdeyle attığı 11 sayı gerçekten çok çok önemli bir bench katkısı.

Fisher’ın bu kadar iyi başlaması diğer bir sevindirici durum şu aralar Lakers taraftarları için. Takımı sürükleyenlerden biri de hiç kuşkusuz ‘’ayarcı’’ Derek Fisher. Gerek saha içi gerek 3 sayı çizgisinin gerisinden attığı şutlarda bu sezon yüksek yüzdeyle oynarken [ 3 sayı yüzdesi %59 ] sahada 28 dakika civarında kalıyor ve daha az yıpranmış oluyor. Ayrıca geçtiğimiz senelere oranla içeriye daha az giriyor ki bu da yıllardır kendisi hakkında “üçlükleri turnikelerden daha yüzdeli atıyor.” yorumları göz önüne alındığında Lakers için çok faydalı bir durum.

Henüz 12-14 maç sayısına ulaştığımız şu günlerde takım hakkında konuşulması gereken önemli noktalardan bahsetmeye çalıştım. Çok hayal işine girmeden biraz daha gerçekleri düşünecek olursak şampiyonluk için önümüzdeki tek engelin Boston takımı olduğunu söylemek çok da zor değil. Lebron ve Wade zaten bir takım değil, sadece sağda solda gösteri maçlarına çağrılabilecek bir eğlenceyken, Atlanta halen liderini ve uzun arayışına bir sonuç getirememişken, Chicago; Boozer’sız devam ederken (bence Boozer geldiği zaman doğuda 2-3’e rahatlıkla oynayabilecekler), Orlando geçen senelerin üstüne halen bir şey koyamamışken… Batıya baktığımız zaman ilk 8 maçını kazanan Orleans’ın gazının biteceğinden, Spurs’un bu kadroyu sezon sonuna kadar sakatlık olmadan koruması vb. etkenlere bağlı bir lig görüyoruz.

Umarım seyir zevki çok yüksek bir NBA sezonu olur.

Fırat Çimenli, 3SAYI

Soner Şentürk ve Torin Francis Röportajı

Bornova’da Hedef Playofflarda Başarılı Olmak

Geçen sene Beko Basketbol Ligi’ni 7. sıradan bitirerek, playofflarda Fenerbahçe Ülker ile eşleşen Bornova Belediyesi, ligdeki ikinci yılında geçen sene ortaya koydukları performansı daha da yukarıya çekerek devam etme hedefinde.

Geçen sezon kadroda olan yabancı oyuncularından Tyler Smith ve Thomas Nagys yanına deneyimli oyuncu olan Torin Fransic’i takviye ederek pota altında daha da güçlenen Bornova Belediyesi’den Soner Şentürk ve Torin Francis ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Basketbola Darüşşafaka altyapısında başlayak sırasıyla Yıldız ve Genç takımlarda forma giyen Soner Şentürk A Takım’da geçirdiği senelerden sonra  2009-2010 sezonunda Türk Telekom’a transfer oldu. Telekom’da geçen bi yılın ardında da bı yıl Bornova Belediyesi ile anlaştı.

Kariyerinde 2 yıllık İtalya ve Yunanistan deneyimi bulunan Torin Francis ise ligin sayı ve ribaundda en efektif uzunlardan birisi. Frank Elegar’ın boşluğunu daha kaliteli bir oyuncu ile dolduran Bornova Belediyesi kendi yapısı ve karekteri adına bu sezon doğru oyuncu ile anlaşmış bulunmakta.

Darüşşafaka’da geçirdiği yılların kendisine çok büyük katkısı olduğunu belirten Şentürk, “Darüşşakafa’da altyapıya ciddi bir değer veriliyor. Sadece oyuncu yetiştirmek değil antrenör yetiştirme amaçlı da çalışıyorlar. Ortada gerçekten verilen çok büyük bir emek var. Bugün sahip olduğum basketbolda Darüşşafaka’nın çok büyük bir önemi var. Ama sonuç olarak herşey oyuncularda bitiyor. Belirli bir çaba olmadan kimse bir yerlere gelemez. Bazı fedakarlıklar yapmamız gerekiyor. Biz bunları sosyal hayatlarımızı kısarak yaptık ve okuldan fedakarlık etmem gerekiyordu” diyerek basketbolunun gelişiminde Darüşşafaka’nın öneminden bahsetti.

Bornova Belediyesi’ni tercih etmesinin en büyük sebeplerinden birinin geçen sene yakaladıkları başarı olduğunu belirten Soner; “İkinci Lig’den gelen bir takımın ilk senesinde playofflara kalarak Fenerbahçe Ülker ile eşleşmesi takım adına çok büyük bir başarı. Geçen sene yaşanan başarının ardından benim buraya gelmek istemem çok büyük bir etkendi. Bu sene de takım hedefi olarak geçen seneki başarının ardından bu sene de üstüne birşeyler koyarak devam etmek istiyoruz. Geçen seneye göre daha iyi bir takım kurulduğunu düşünüyorum. Playoffa en iyi yerden girmek istiyoruz ve şu ana kadar sezona şu anda iyi başlangıç yaptığımızı düşünüyorum. Playoff öncesi elimizden geleni yapıp tüm maçları mümkün olduğunca kazanmak istiyoruz. Çünkü hiç bir takıma karşı 1-0 geride başlamak istemiyoruz” açıklamalarında bulundu.

Türkiye’ye gelmeden önce Beko Basketbol Ligi’nin bu kadar fiziksel bir lig olduğunu düşünmediğini belirten tecrübeli oyuncu Torin Francis, “Yunanistan fiziksel gücün üst seviyede olduğu bir ligdi. Açıkçası buraya gelmeden önce ligin kalitesinin bu kadar yüksek olduğunu bilmiyordum. Ama bence Beko Basketbol Ligi Yunanistan’a göre daha fiziksel güçlerin kullanıldığı bir lig. Verdiğim karardan dolayı mutluyum çünkü ligde çok kaliteli ve kendini ispatlamış oyuncular bulunuyor. Bornova Belediyesi ikinci yılında olmasına rağmen belirli bir çizgiyi hedefleyen bir takım” diye belirtti.

Geçen sene Türk Telekom’a transfer olmasına rağmen umduğu süreleri alamadığını belirten Soner Şentürk, Bornova Belediyesi’ni seçmesinin sebeplerinden birinin Darüşşafaka’da yaşadığı performansı gerçekleştirmek olduğunu vurguladı ve

“Daçka’da geçirdiğim son sene hem takıma katkım hem de aldığım süreler göz önünde bulundurulduğunda Türk Telekom’da yaşadığım sene benim için çok da güzel geçmedi açıkçası. Sonuçta hiçbir oyuncu oynamadan mutlu olamaz. Bornova’ya gelmemde ki en önemli sebeplerden biri de bu. İki sene önce Daçka’da yaşadığım performansı burda da göstermek istiyorum. Bu yüzden şu anda doğru bir yerde olduğuma inanıyorum” dedi.

2009-2010 yılında yakalanan başarının sadece Türk oyuncuları değil yabancı oyuncularıda cezbettiğinin belirtisi olan Torin Francis başarıyı hedefleyen takımda oynamanın ayrı bir keyfi olduğunu belirtti ve “Ligi sadece orta sıralarda bitirmeyi değil playofflarda başarılı olmayı hedefleyen bir takımız. Bence geçen sene yakaladıkları başarı bunun bir örneğiydi. Koçumuz sürekli kazanmayı ve daha iyisini isteyen bir insan. Bu yüzden tercihimi Bornova Belediyesi’nden yana kullandım ve doğru bir tercih yaptığıma inanıyorum. Daha önce de belirttiğim gibi ligde çok başarılı oyuncular var. Benim de ribaund özelliğim var. Beko Basketbol Ligi’nde bu özelliğimle ön planda olmak ve ligi ribaundda en üst seviyede tamamlamak istiyorum” diye ekledi.

Dünya Basketbol Şampiyonası’nın ardından ülkemizde basketbol adına çok büyük gelişmeler olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirten Şentürk, “Milli Takım’ımızın ikinciliğinin getirdiği başarı sadece sportif anlamda olmayacaktır. Herkesin de bildiği gibi Türkiye futbol ülkesi ve bu başarı bence biraz bunu kıracaktır. Ben hatırlamıyorum ki Fenerbahçe Eurolig maçında dolu tribünlere oynasın. Bence bunlar ufak tefekte olsa bazı şeylerin değiştiğinin başlangıcı. Ama sadece bunlar yetmez. Artık kulüplerin yapacağı yatırımlar daha da büyük önem kazanıyor” şeklinde belirtti.

Her maçı ayrı ayrı düşünmeleri gerektiğini belirten Torin Francis, playofflara kadar çok önemli maçlar oynayacaklarını ve her maça ayrı konstanre olmaları gerektiğini dedi ve “Elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Tüm maçlara konsantre olup sahada olabileceğimizin en iyisi olmalıyız. İyi bir başlangıç yaptığımıza inanıyorum ama bu başarıyı sürdürmemiz gerekiyor. Bence playofflara iyi bir giripi yapabilcek kapasiteye sahip bir takımız” açıklamalarında bulundu.

Avrupa Basketbolunun kendisine çok cazip gelen bir tarz olduğunu belirten Şentürk şu aşamada kariyerinde doğru bir takımda olduğunu ve ileride Avrupa’da bir takımda forma giymek istediğini belirterek sözlerini noktaladı.

Gizem Kumbasar, 3SAYI

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız



TB2L Deyip Geçmeyin

TBL’de yabancı oyuncu sayısının artması, TB2L’de ki yerli oyuncu kalitesini yanında getirdi. Eski zamanlarda bu ligin gerek bütçesi, gerekse kalitesi soru işaretleri barındırırken, birkaç yıldan beri gerek bütçe gerekse kalite açısından gözle görülür bir yükseliş içinde. Birçok karşılaşma TBL maçlarından daha fazla seyirciye oynanıyor. Bu sene TB2L değişen statüsü ile daha da keyifli bir görüntü verecek. A ve B gruplarına ayrılan TB2L’de bu sezon her gruptan, 12, 11 ve 10. sırada bulunan takımlar direkt olarak EBBL’ne düşerken, 9. sırada bulunan takımlar play-out oynayacaklar. İlk 8 içinde olan takımlar ise play-off oynamaya hak kazanacaklar.

TB2L’de yabancı oyuncular takımlara önemli bir güç veriyor. Her takımın sahada 1 yabancı oyuncu bulundurma hakkı olduğunu düşündüğümüzde, kadrosunda kaliteli yabancı oyuncu bulunduran takımlar önemli avantaja sahip olacaklar.

TB2L A GRUBU

TB2L A grubuna baktığımızda 6. hafta sonunda liderlik koltuğunda Ankara temsilcisi olan Orman Spor’u görüyoruz. Sezon başında “6. hafta sonunda kimi lider görürsünüz?” sorusuna sanırım çok az kişi Orman Spor yanıtını verirdi. Kadrosunda tecrübeli ve genç oyunculardan oluşan bir sentez yaratan Orman Spor’un yarattığı bu sentez bu ana kadar başarılı görünüyor.

Vestelspor A grubunun en iddialı takımları arasında yer alıyor. Sezona geç başlamalı ve Mustafa Baki Görür ve Hakan Erol’u lig başladıktan sonra kadrosuna dahil eden TB2L’nin Manisa temsilcisi ligin en iyi yabancı oyuncularından birini kadrosunda bulunduruyor ve grubunu üst sıralarda bitireceği izlenimini veriyor.

Genç Banvitliler, her sezon belli bir çizgisi olan ve şartlar ne olursa olsun pozitif basketbol oynayan bir ekip. A takımına ve Türk basketboluna oyuncu yetiştirme özelliğine sahip olan Genç Banvitliler, ligde bu sezonda izleyenlerine zevkli maçlar izletecekler. Ligde 6 hafta sonunda averaj ile 3. sırada bulunan Balıkesir temsilcisi aynı zamanda yediği 348 sayı ile grubunun ve ligin en az sayı yiyen takımı olma özelliğini taşıyor.

Uşak Üniversitesi, TB2L’de seyirci denince, deplasman denilince akla gelen ilk takımlardan biridir Uşak Üniversitesi. Hazırlık maçlarını bile neredeyse dolu salonda oynayan Uşak temsilcisi, bu sezon kurduğu güçlü kadrosu ile grubunun etkili takımları arasında bulunuyor. 6 haftada aldıkları 2 yenilgi hiçbir şeyin göstergesi olmadığı gibi tecrübeli oyuncularının varlığı ile her takımı yenebilecek bir kapasiteye sahipler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 6. hafta sonunda A grubunun flaş takımı olma özelliğini taşıyor. Tecrübeli oyun kurucu Erden Eryüz takımını sırtlayan ve yöneten oyuncu olarak ön plana çıkarken, hücum gücü çok kuvvetli olmayan İstanbul temsilcisi bunu yaptığı iyi savunma ile telafi ediyor.

Ankara deplasmanları her zaman için zorlu deplasmanlardan biri olma özelliğini göstermiştir.

Genç Telekom’da yapısı itibari ile kadrosunda yabancı oyuncu barındırmayan ve oyuncu yetiştirme misyonu bulunan takımlarımızdan biri olma özelliğini taşıyan Genç Telekom, kendini göstermek isteyen oyunculardan kurulu yapısı ile her hafta bir sürprize imza atabilirler.

Darüşşafaka, TB2L’nin yeni takımı. Geçtiğimiz sezon TBL’de mücadele eden ekibin işi bu sene zor. Ligi tanıyan bir yabancı oyuncuya sahip olan Darüşşafaka ilk olarak grubunda ilk 8 takım arasında olmak için mücadele edecek.

Bursa temsilcisi Final Gençlik, inişli çıkışlı bir grafik sergiliyor. Henüz arka arkaya galibiyet alamayan takımda yabancı oyuncu Hall, takımın skor ve rebound yükünü çekerken, Serkan Ay yaptığı asistler ile oyunu dengede tutuyor.

TB2L’nin yenilerinden olan Adanaspor BŞB, sezon başında antrenör değişiklikleri, maddi problemler ile mücadele etmek zorunda kaldılar. Bununla beraber yöneticileri sayesinde kısmen bunları aşmış görünüyorlar. Her şeye rağmen gösterdikleri mücadele takdir topluyor. 6. hafta sonunda 2 galibiyeti bulunan takım, takviye yapabilirse lige tutunabilir.

Pertevniyal, klasik çizgisini bozmayan takımlarımızdan. Herkesi yenebilir ya da herkese yenilebilir bununla beraber bu takımda oynayan birçok oyuncuyu ilerleyen yıllarda TBL’de görebilme ihtimalimiz çok yüksek.

FMV Işık Spor, 6 hafta sonunda ki en büyük sürprizi yapan takım oldular. Kağıt üstünde iyi oyunculara sahip olan FMV Işık Spor, “kendisini ne zaman toparlayacak?” sorusunun en çok sorulduğu ekip olma özelliğini taşıyor.

İzmir Bşb. İstanbul temsilcisi Yeşilyurt’un ligden çekilmesi ile 2010–2011 sezonunda TB2L’de mücadele etme hakkını kazandı. Hazırlıklarını EBBL göre yapan İzmir temsilcisi, son anda yaptığı transferler ile lige başladı ve 6. hafta sonunda tüm ligde galibiyet alamayan tek takım olma özelliğini taşıyor. Eğer kadrolarına etkili yabancı ve Türk oyuncu takviyesi yapılmazsa zor günler onları bekliyor.

TB2L B GRUBU

TB2L B grubu kıyasıya çekişmelere sahne olacak bir görüntüye sahip. Grupta Optimum TED Ankara Kolejliler, 6. hafta sonunda grubunun ve ligin yenilgisiz tek takımı durumunda buluyor. Ankara temsilcisi, ligin en iyi rotasyonuna sahip takımlarından biri.

Ligin bir başka flaş takımı B grubunda 6. hafta sonunda 2. sırada bulunan Gaziantep Bşb. Yediği 371 sayı ile grubunda en az sayı yiyen takımı.

Kepez Belediye, TB2L’de misafir olma isteği taşıyan ekiplerden biri. Oynadıkları 6 karşılaşmadan 5 galibiyet alan Antalya temsilcisi, zorlu B grubunda üst sıraları hedefliyor.

Geçtiğimiz sezon TBL’ye çıkma hedefi ile yola çıkan ve final four’da istedikleri sonuçları alamayıp 2010–2011 sezonunda TB2L’de mücadele eden Hacettepe Üniversitesi, kadrosunu büyük ölçüde koruyup üstüne takviyeler yaparak mücadelesine devam ediyor.

Her sene lige seyir zevki katan İzmir temsilcisi Gelişim Koleji, bu sezonda başarılı sonuçlara imza atıyor. Sezon başlamadan önce negatif yorumlarda bulunulan Gelişim Koleji lige ısındıkça çok can yakabilir.

Selçuk Üniversitesi, sezona problemler ile başladı ve 6. hafta sonunda Altar Tunçkol ile 1.5 yıllığına anlaşarak en önemli problemlerine çözüm buldular. Takımlarında TBL tecrübesi edinmiş isimlere sahip olan Selçuk Üniversitesi, mevcut problemlerini çözdükten sonra gruplarında üst sıralarda yer alabilecek kapasiteye sahip.

Başakşehir Spor, zorlu B grubunda 6. hafta sonunda 3 galibiyet 3 mağlubiyet ile averajla 7. sırada bulunuyor. Takıma Türkiye liglerine aşina olan ve iyi bir Türkiye kariyerine sahip olan Tyrus Desmon Boswell’i katarak iyi bir tercih yapan İstanbul temsilcisi, yerli oyuncularının da katkısı ile play-off iddiası vermeye çalışacak.

Lige geçtiğimiz sezon katılan ve iyi işler yapan Akhisar Belediye, bu sezon kadrosunu kuvvetlendirerek TB2L’ye başladı. Ligin ilk 2 haftasını galibiyet ile kapatan Manisa temsilcisi, bundan sonra oynadığı 4 karşılaşmayı da kaybetti. Akhisar Belediye 6 hafta sonunda 8. sırada bulunuyor.

TB2L’nin vazgeçilmez İstanbul temsilcisi olan Tenis Eskrim Dağcılık, B grubunda aldığı 1 galibiyet sonunda averaj ile 9. sırada bulunuyor. Önümüzdeki 3. hafta zorlu maçlara çıkacak olan İstanbul temsilcisi, Beykoz karşılaşması hedef maçlardan biri olabilir.

6. haftada B grubunun alt sıralarında bulunan İstanbul Spor, takımda bulunan tecrübeli ve potansiyeli buluna oyuncuları sayesinde ilerleyen haftalarda bir çıkış yapabilecek kapasiteye sahip.

Sezona iyi bir başlangıç yapacağı beklenen Beykoz’da, yaşanılan maddi problemler neticesinde, sezon başında antrenör Murat Polat görevini bıraktı. Yola genç oyuncular ve deneyimli antrenör Nejat Sayman ile devam eden İstanbul ekibi, ilerleyen haftalarda mücadeleyi kızıştırabilir.

Adı Türkiye basketboluna verdiği hizmetler ile anılan İTÜ Kalebodur, sezona iyi başlamayan ekiplerden biri. Kadrosunda Tolga Tekinalp, Umut Tınay, Enver Enis Ekmen, Ömer Kahyaoğlu gibi isimler bulunan İstanbul ekibi ritmini yakaladığında üst sıralara çıkabilir.

Emre Dağdelen, 3SAYI

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız


Allen Iverson Türkiye’de

AI4….

Çok değil 3 yıl önce, biri çıkıp da “Iverson Türkiye’de basketbol oynayacak.” Dese en iyi ihtimalle NBA’in Avrupa Turlarından birisine Iverson’ın katılacağını düşünürdük sanırım. Ama ne derler bilirsiniz; Hayat sürprizlerle doludur.

Iverson’ın kariyerinde yaşadığı beklenmedik düşüş, kendisini Türkiye’de seyretmemizi sağlayan en büyük faktördü. Denver Nuggets’ta oynadığı dönemde All-star performansı sergiliyordu, ta ki Billups karşılığında Detroit Pistons’a gönderilene kadar. Kendi oyun tarzına fazlası ile ters olan bir takımda geçirilen bir sezondan sonra şaşırtıcı bir şekilde kimse kendisine takip olmadı. Offseason’ın son günlerinde yedek kalma konusunda problem yaşadığı için Los Angeles Clippers ile anlaşamayıp Memphis Grizzles ile bir yıllık sözleşme yapan Iverson herkesi şaşırtmıştı.

Tabii Memphis’te geçirdiği kısa sürede saha için performansından çok koçu ile yaşadığı sorunlar ile gündeme gelen Iverson sadece 3 maç ve 67 dakika süren Grizzles macerasını kendisinden istenileni veremeden sonlandırdı. Bundan bir süre sonra bir basın açıklaması ile basketbolu bıraktığını açıkladı.

Bundan bir süre sonra 76’ers guardı Louis Williams’ın yaşadığı sakatlık ile şans Iverson’ın yüzüne bir kez daha güldü. Kendisini bugün olduğu yere taşıdığını söyleyebileceğimiz 76’ers organizasyonu tarafından bir şans daha verilen Iverson  emeklilik kararını rafa kaldırarak sahalara döndü. Tabii bu dönüş ne kadar verimli oldu bu konu tartışmaya açık…

2009-10 sezonunda 25 maçta formasını giydiği 76’ers ile eski günlerinin çok uzağında bir performans sergileyen Iverson, bir süre sonra kızının hastalığı gerekçesi ile takımından izin alarak ayrıldı. Bundan bir süre sonra ise kumar ve alkol problemleri yaşadığına dair dedikodular dolaşmaya başladı. Düşene bir tekme mi denir, yoksa yazılanlar gerçeği mi yansıtır bu konuda söyleyeceğimiz hiçbir şey kesin olamayacaktır elbette. Tabii o dönem ligi dibe vurmuş ve kaybedeceği hiçbir şey olmadan geçiren Nets, Knicks, Wolwes gibi takımların da kendisi ile ilgilenmemesi akla bazı soru işaretlerini getiriyordu.

Kariyerinde Iverson gibi hızlı düşüş yaşayan Stephon Marbury’nin kendisini nasıl rezil ettiğini hatırlayanlarımız vardır. Bütün bunlara rağmen Marbury, basketbol kariyerini şu anda Çin’de sürdürüyor.

Iverson’da tıpkı Marbury gibi kariyerinin dibe vurduğu bu dönemde Çin’den oldukça iyi bir teklif aldı. Yıllığı 4 milyon dolardan 2 yıllık teklifi kabul etmemiş olması, kumar problemi yaşadığı söylenen bir adam için pek alışılan gelen bir şey değil tabii.

Bizi asıl ilgilendiren kısım ise bundan sonra başladı. Beşiktaş’ın NBA efsanesi Iverson’ı 2 yıllığına renklerine bağlamak istediği haberleri bomba gibi düştü. Kimileri bunun bir rüya olduğunu iddia etti, kimileri ise olaya daha iyimser yaklaştı. Dünyanın basketbol açısından ilk 10’da yer aldığını söyleyebileceğimiz bir ülkede yılda 2 milyon dolar kazanmak, kariyerinin noktaladığını açıklamış bir isim için çekici olabilirdi. “Gelirdi, gelmezdi, Iverson ne arasın Türkiye’de” derken Beşiktaş yöneticileri Iverson’a Amerika’da 2 yıllık anlaşmayı imzalattı.

Tabii burada bir parantez açmak lazım. Iverson’a sözleşme imzalatarak ses getiren Beşiktaş yönetimini tebrik etsek de, bu kadar büyük bir oyuncuya yaptığı imza töreni acemiceydi. Futbol maçı ile aynı saate getirilen imza törenine doğal olarak fazla ilgi olmadı, yine de bahsettiğimiz acemice imza töreni dünyada ses getirmeyi başardı.

Iverson son yıllarda yaşadıkları yüzünden, ekonomik açıdan Beşiktaş’tan daha iyi durumda olan ve daha yüksek seviyelerde mücadele eden takımların bile forum durumu ve yaşı hakkındaki soru işaretleri nedeniyle almaktan çekindiği bir oyuncu olsa da şunu gözden kaçırmamak lazım: Bu transferden önce Türkiye’nin yerini haritada bile gösteremeyecek olan binlerce kişi şimdi Türkiye’yi ve Beşiktaş’ı konuşuyor, bunun yanında Iverson’ın kariyerini Türkiye’de sürdürdüğünün bilincinde. Bütün bunların yanında 8 ay boyunca antrenman yapmamış ve basketboldan uzak kalmış bir adamın, sahaya çıkar çıkmaz basketbola bıraktığı yerden devam etmesini beklemek hayalcilik olur. Yaşlı olarak lanse edilse de bahsettiğimiz oyuncunun Iverson olduğunu ve antrenman eksiğini giderdikten sonra takımı bir üst seviyeye çıkaracağı gerçeğini gözden kaçırmamak lazım.

Türkiye’de ve Avrupa’da şu ana kadar çıktığı maçlarda beklenilenin uzağında bir performans göstermiş olsa da, bu maçlarda izlediğimiz Iverson’ın kapasitesinin %50’sini bile kullandığını söylemek bile bir tartışma konusu. Bunun yanında beklentilerin büyüklüğü yüzünden Beşiktaş koçu Burak Bıyıktay’ın hazır olmasa bile Iverson’ı sahada tuttuğu anlar var. Bunu kendi açıklamalarından da anlayabiliyoruz. “Allen Iverson çok büyük ve önemli bir oyuncu. Ancak şu anda bildiğimiz Allen Iverson değil. Hatta ortalama bir oyuncu kadar bile hazır değil. Zamana ihtiyacı var. Avrupa basketboluna da adapte olamadı henüz. Salı günü Hemofarm maçını nasıl kaybettik gördünüz. Fark 16 iken taraftar istedi diye (burada tüm sorumluluk benim, oynatmayabilirdim) oyuna aldım ve 2 değişiklikle maçı kaybettik. Elbette taraftarlar onu sahada görmek istiyor ancak işin bir de bu tarafı var. Zor bir durum tabii.” Fenerbahçe Ülker maçından sonra Spormax muhabirine yaptığı bu açıklamada da görüldüğü gibi hazır olmayan Iverson’ı sahada tutma bakısı altında olması şu ana kadarki performansı açıklayıcı olabilir. Yine de sezon ilerledikçe bunun değişeceğine eminim.

Beşiktaş taraftarının bir oyuncuya bağlandığında performansını nasıl etkilediğini Khalid El-Amin’in ilk Beşiktaş serüveninden hatırlayabiliriz. 2004-05 sezonunun finalinde Efes Pilsen’e kaybedilen o sezonda, Beşiktaş deplasmanı şüphesiz her rakip için korkutucuydu. Iverson o seyirciyi tekrar salona çekebilir mi? Buna cevap olarak Iverson ayrıldıktan sonraki 6 sezonda seyirci ortalaması olarak ligin diplerinde yer alan 76’ers’ın Iverson döndükten sonraki ilk maçının görüntülerini örnek verebiliriz.

Seyirci ortalamasında ligin diplerinde gezinen bir takımın tribünlerinin tek bir isim ile nasıl dolduğunu gördük. Aynı etkiyi Beşiktaş’ta yapabilir mi peki? Şu ana kadar izlediğimiz maçlarda Iverson’ın gelişinden sonra Akatlar’ın bambaşka bir atmosfere büründüğünü görmek pek de zor değil.

Iverson transferinin saha içindeki etkilerinin yanında en büyük etkisinin saha dışında olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Yazının başında bahsettiğim hayali arkadaş yine 3 yıl önce çıkıp “Beşiktaş – Fenerbahçe maçını NBA TV yayınlayacak.” dese, “Alay mı ediyorsun lan benimle!” ağzına kürek ile vururdum sanırım. Ama yaşanılan bu. Yıllar önce Hidayet’in maçlarını seyretmek için sabahlamamız gibi, Amerika’da da hatırı sayılır bir kitle Iverson’ın Türkiye Basketbol Ligi’ndeki ilk maçı için televizyonlarının başına geçti.  Sırf bu haber bile bir transfer ile nelerin değişeceğini ve Iverson adının ne kadar büyük olduğunu göstermesi açısından önemli bence. Tabii bizim yıllar boyunca Hidayet’i seyretmek için beklediğimiz saatler sonunda temsilcimizin 5 sayı 1 ribaunt gibi performanslarını izlememizin ahı mı tuttu bilinmez ama, Iverson NBA TV’de yayınlanan ilk maçında sadece 2 sayıda kaldı.

Başlangıcının beklenildiği gibi olmaması üzerine kendisine yöneltilen

“Yaşlı, formsuz, parasını alıp yatmaya geldi, Allen Iverson zaten bitmiş bir isim” tarzındaki eleştirilere vereceği cevabı sabırsızlıkla bekliyoruz. Kendisini bugünlere getiren performansını sergilerken kazandığı “The Answer” lakabının da, kendisini eleştirenlere cevabını sahada verirken elde etmişti. Sanırım  Iverson’un kendisini eleştirenlere hâla verilecek bir cevabı vardır. Arkamıza yaslanalım ve Iverson’ın cevabını izlerken tadını çıkaralım.

Gökhan Bayezit, 3SAYI

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız


NBA’e Hızlı Girenler ve Hayal Kırıklıkları

Sezona Hızlı Girenler ve Hayal Kırıklıkları

Blake Griffin

Geçen yılın tamamını kaçıran Blake Griffin bu sezona çok iyi girdi. İlk bi kaç maçtan sonra ufak bir düşüşe geçse de ay sonuna doğru performansını arttıran Griffin ligde 20 sayı 10 ribaunt ortalamalarıyla oynayan 3 oyuncudan birisi. Ligin en çalışkan bi kaç oyuncusundan birisi ve gelecekte bu ligi domine etmesini bekliyorum.

Griffin inanılmaz bir sıçrama yetisine sahip. Havada bir daha zıplıyor izlenimi veriyor. Şimdiden bi kaç pota altı hareketi var. Pota altındaki itiş kakıştan kaçmayan mücadeleci bir oyuncu. 20.2 sayı ortalamasıyla oynuyor ve faul çizgisinden %58 gibi berbat bir yüzdeyle atarak. Komple bir tehdide dönüşmek istiyorsa dış şutunu geliştirmek zorunda… Ligin ilk bölümünde savunmaya pek bulaşmıyor izlenimi verse de Clippers gibi dağını bir takımda doğal karşılanabilir. New York maçında Amare karşısında 44 sayı 15 ribaunt 7 asistlik muazzam bir oyun ortaya koydu. John Wall ve Blake Griffin ikilisi, Carmelo ve LeBron’un çekiştiği gibi 7 yıldır görmediğimiz çok üst düzey bir yılın çaylağı çekişmesine girdiler.

Kevin Love & Michael Beasley

Minnesota’nın forvet ikilisi Love ve Beasley şu ana kadar etkileyici performanslar gösterdi. Beasley Miami’de bir türlü istikrar yakalayamamış ve beklentileri karşılamaktan çok uzaktı. Şu anda Timberwolves ile 3 numara pozisyonunda başlayıp 22.3 sayı 5.3 ribaunt ortalamaları ile oynuyor. %50 ile saha içinden ve %52 ile üçlük gerisinden oynadığı düşünülürse Beasley’nin bu sayı katkısını ne kadar koruyabileceği merak konusu. Pota altından sayı bulma konusunda ligin en iyilerinden birisi olabilecekken bu silahını hiç kullanmaması oyununu kısıtlıyor. Bana göre Beasley çok sıcak olduğu bir dönem geçiriyor ve bu performansı koruması zor.

Kevin Love da ise durum farklı. Kendisine yeterli şans verilmediğini defalarca söyleyen oyuncu bu konuda haksız sayılmaz. Bu sezon 18.9 sayı 14.3 ribaunt(lig lideri) ortalamalarıyla oynuyor. New York karşısında 31 sayı 31 ribaunt 5 asist ile oynayarak büyük ses getirdi. 1982 yılında Mosses Malone’dan sonra bir maçta 30 sayı 30 ribaunt rakamlarının üstüne çıkan ilk oyuncu oldu. Güçlü fiziği ve iyi zamanlaması ile tam bir ribaunt canavarı Kevin Love. Etkili dış şutu ve sırtı dönük oyunu iyi olan Love’ın hücum potansiyeli de yüksek.

Paul Milsap:

Mehmet Okur’un yokluğunda bu sezon ilk beş başlayıp 38 dakika süre alan Milsap, 21.5 sayı 9.5 ribaunt 2.9 asist ve %58 lik saha içi isabetiyle Utah’ın galibiyetlerinde büyük rol oynadı. Miami maçının son anlarında attığı 2 üçlüğün ardından Oklahoma maçının son bölümünde de bir üçlük isabeti bularak, kritik anlarda devleşti. Pis işleri yapmaktan çekinmeyen, sahada büyük bir gayret gösteren, takımının eksiklerini kapatmaya çalışan Milsap, her yıl geliştirdiği oyunu ve Deron Williams gibi bir guardla oymanın getirdiği avantaj ile sahada büyük işler yapıyor.

John Wall:

Kentucky çıkışlı çaylak sezona mükemmel bir giriş yaptı. Hızı ve çabukluğu mükemmel düzeyde, fiziği ise pozisyonuna göre büyük. Rakip guardlar karşısında durmakta oldukça zorlanıyor. Üst düzey basketbol bilgisi var ve oyunu iyi okuyabiliyor. Bu sezgileri sayesinde bolca top çalıp ligin bu konuda 1 numarası oldu ve takım arkadaşlarını oynatmayı sevmesi ile yüksek asist rakamına erişti. 4.4 top kaybı ile ligde en çok top kaybı yapan oyuncu ve bu konuda daha dikkatli olması lazım. 18.1 sayı 9.8 asist 4.0 ribaund ve 3.2 top çalma istatistikleri ile All-Star olmayı hak eden bir oyun ortaya koyuyor. Yorucu NBA maratonunda formunu ne kadar devam ettirebileceği merak konusu.

Pau Gasol:

Sezonun şu ana kadarki bölümünden MVP seçecek olsak ödül tartışmasız olarak Pau Gasol’a giderdi. Pota dibinden sırtı dönük veya yüzü dönük , orta mesafeden şutuyla yada rakibini dribblingle geçerek sayı bulma kapasitesine sahip olan Gasol aynı zamanda yüksek basketbol bilgisine sahip.Etkili paslarıyla kapanan savunmaları açabiliyor ve hücumu devamlılığını aksatmıyor. Bu sezona fırtına gibi girdi 23 sayı 12 ribaunt 4 asist ortalamalarıyla oynayıp %58 ile şut atıyor. Şu anda ligin en iyi uzun oyuncusu. Geliştirmesi gereken yönü olarak , karşısında sert bir takım olduğunda geri adım atmayıp daha da agresif şekilde saldırması gerektiğini söyleyebiliriz.

Rajon Rondo:

Çok değil 2.5 yıl önce 2008 NBA finallerinde gördüğümüz o silik guarddan eser kalmadı. Kimse ona efsanelerle dolu Boston takımının liderliğini vermedi o kendisi aldı. Geçen yıl takım kötü giderken söylemleriyle ve saha içinde gösterdiği eforla takım arkadaşlarından büyük övgü aldı ve Kevin Garnett , Paul Pierce gibi yıldızlar onun nasıl kontrolü ele aldığından övgüyle bahsettiler.

Bu yıl ise Rajon Rondo John Stockton’dan beri görülmemiş asist rakamlarıyla oynuyor. Her ne kadar NBA tarihinde toplam sayıda 5.(Shaq) 22.(Garnett) 28.(Ray Allen) 35.(Pierce) sıradaki oyuncularla beraber oynama lüksüne sahip olsa da Rondo’ya hak ettiği övgüyü vermeliyiz. Rakipler kendisini 2 adım geriden savunuyor ama yinede etkili bir şekilde içeri drive edebiliyor. Top çalma konusunda ligin en iyilerinden. Birebir savunmada NBA’in en iyi guardı olabilecekken yeterli eforu göstermiyor. Yine de ligdeki en iyi dış savunmacılarından. Dış şutunda bu yılda da bir gelişme yok. Her zaman söylüyorum şut sokabilen bir Rondo ligin en iyi 5 oyuncusundan birisi olur. Ray Allen gibi üçlükler atmasına gerek yok. 3 sayı çizgisinin bir adım içerisinden istikrarlı bir şutu olursa gerçek bir superstar olur.

Russel Westbrook:

Ligin yükselen yıldızlarından Russel Westbrook bu yıl sayı ortalamasını bir hayli yukarıya çekti. Lakers serisinde oynadığı basketbolla herkesin saygısını kazandı. Onu durduramayan Lakers çareyi üstüne Kobeyi salmakta buldu. Her geçen yıl şut yüzdesini yükseltti ve faul çizgisinden şu ana kadar maç başına 10’a yakın deneme yapıp %90 gibi muazzam bir yüzdeyle atıyor. Atletiklik konusunda ligde kendisiyle az sayıda oyuncu boy ölçüşebilir. Aynı zamanda güçlü fiziği ve uzun kolları hem içeri penetreleri bitirmesinde hem de savunmada kendisine büyük avantaj sağlıyor. 1 ile 2 numara arasında sıkışmış gözüken, şutu zayıf olan ve zıp zıp zıplayan guardların NBA geçişinde zorlandıklarını geçmiş yıllarda çok gördük. Derrick Rose ile birlikte bu geçişi en iyi şekilden başaran oyunculardan birisi Westbrook. Bolca yaptığı top kayıpları takıma zarar verse de Oklahoma’nın gelecek planları arasında çok çok önemli bir yere sahip. Westbrook’un yapması gereken öncelikli şeylerden birisi şut atmak. Bulduğu boş zamanları şut çalışarak değerlendirmeli , bu yönünü geliştirmeli ve şampiyonluklarla dolu efsanevi bir kariyer yaşama şansını riske atmayıp daha da fazla arttırmalıdır. Büyük yıldızların şampiyonluk için neleri feda ettiklerini görüyoruz.

Sezonun Hayal Kırıklıkları

Greg Oden:

Daha draft edilmeden hakkında bolca gürültü patırtı çıkan, eski tarz pivotların yeni varisi olarak adlandırılan Greg Oden NBA kariyerinde umulan noktaya asla ulaşamayacak. Ondan 20-10-3 tarzı istatistikler beklemek hayalcilik olur. Henüz ilk lig maçına başlamadan 2007 Eylülünde sağ dizinden ağır bir ameliyat geçiren Oden ilk sezonun tamamını kaçırdı. Microfracture olarak bilinen bu ameliyat diz kapağındaki kıkırdağın zedelenmesini tedavi etmek için kullanılıyor ve Penny Hardaway , Tracy McGrady , Jamal Mashburn gibi oyuncuların kariyerlerine mal oldu. Doktorlar Oden’ın döndüğünde eskisi gibi oynayabileceğini söylüyordu.

2. yılında savunmada korkutucu bir güç olan Oden hücumda bekleneni vermekten uzaktı ve toplamda 1.5 ay oynamasını engelleyen orta derece sakatlık yaşadı. Geçen yıla daha iyi giren Oden savunmadaki etkinliğini iyice arttırmıştı ve efektiflik puanı ligdeki birçok oyuncudan daha fazlaydı. Ancak o sezonda 21 maçta oynayabildi ve sol diz kapağındaki kırılma sonucu sezonun tamamını kaçırdı. Bu yıl bi kaç hafta sonra dönmesi beklenen Oden’ın bu seferde sol dizinde kıkırdak zedelenmesi olduğu tespit edildi. Kariyer bitirici olarak adı çıkan Microfracture ameliyatını sağ dizinin ardından sol dizinden de oldu.

Sakatlıklar Oden’dan birçok şeyi götürmüş olabilir ancak fiziği ve boyu hala aynı. Döndükten sonra ne kadar hareketli olabileceği kariyerinde gelebileceği noktayı belirleyecek. her şeye rağmen Oden’ın bu ligde en azından kenardan gelerek de olsa bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Andre Iguodala:

Iggy sezonun şu ana kadarki bölümünün en büyük hayal kırıklığı. Sonunda isyan bayrağını çekti ve takasını istedi. Vücut dili son derece kötü ve kendini maçlara hiç vermiyor. Philly için en kötü nokta bu olsa gerek. Iguodala bu şekilde oynarken ve gitmek istediğini bu şekilde belli ederken karşılığında iyi bir şeyler almaları oldukça güç.

DeMarcus Cousins:

Kentucky çıkışlı çaylak iyi bir hazırlık dönemi geçirip sezona fena girmemişti. Şu anki istatistikleri 11 sayı 7 ribaunt fena sayılmaz ancak Cousins ile sorun farklı ve hem de çok büyük. Kişiliği nedeniyle endişeler olduğu için 2. sıradan seçilmesi beklenirken 5. sıraya sarkan Cousins’in söylentileri haklı çıkardığına dair haberler düştü. Daha 10 maçın yeni geçildiği sezonda takımla tartışmalar yaşayan Cousins en son kondisyoneri ile tartıştığına dair söylentiler var. Kontrol edemediği siniri daha başına çok bela açabilir ki henüz sezonun başındayız. Sacramento’nun takas ihtimallerini araştırdığı da söylentiler arasında.

Yetenek konusunda ise hiçbir eksiği olmayan bir oyuncu… Güçlü fiziğinin yanı sıra ayakları çabuk ve hareketli bir uzun… Dış şutu da başarılı ve top sürme yeteneği rakiplerini geçebilecek düzeyde. NBA’in en iyi pivotlarından birisi olması içten bile değil eğer ki kendisini işine verirse.

Sinan Cem Civili,

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız


Muhteşem 3’lü Kurma Sevdası

YÜZÜK MÜ? EGO MU?

Yıl 2007… Mevsim Yaz…

Yaklaşık 10 yıldır sürekli rebuilding yapmaya çalışan ama istenen seviyenin yakınına bile yaklaşamamış bir takım ve bu takımın bir mensubu olan NBA’in en değerli oyuncularından biri;

12 yıl boyunca sırtında taşıdığı, etrafına bir türlü doğru parçaların eklenemediği takımıyla sadece 1 kez Play-Off ilk turunu geçebilen bir MVP;

Küçük takımların çok büyük balığı, sessiz sedasız işini gören büyük skorer, takımından dolayı Play-Off’ta pek gözükmeyen bir All-Star…

Larry Bird gibi bir efsaneyle finalden aşağısını başarısızlık gören bir şehrin yıllardır süren paspaslığa daha fazla tahammül edemeyeceği artık belli olmuştu o yazın başında. Ve artık Bird’lü efsanenin bir parçası olan GM Danny Ainge’in sonsuz kredisi tükenmek üzereydi…

Bir şeyler yapmak gerekiyordu artık…

Draft günü geldiğinde Kevin Durant’î ikinci sıradan seçip yeni bir temel oluşturmaya karar veren Sonics, Rashard Lewis’le de imzalamayarak yeni bir yola girmeyi kafaya koymuştu bile. Bu yeni temelde lider Durant olmalıydı ve engeller kaldırılmalıydı. Bunu gören Danny Ainge 5. sıradan Jeff Green’i seçti ve Wally Szczerbiak, Delonte West ile birlikte Ray Allen karşılığında Seattle’a yolladı…

İlk bakıldığında bu hamle klasik taraftarı susturma hamlesi olarak görülmekteydi zira takımın Paul Pierce ve Ray Allen dışındaki parçaları yerli yerinde duruyordu ve bir ilerleme gösterecekleri de yoktu. Bu haliyle son sıralardan Play-Off yapacak bir takım görüntüsündeydi Celtics ve taraftar hala mutlu değildi…

31 Temmuz günü ofisinde oturan Danny Ainge’in cep telefonu çaldı. Celtics efsanesinin bir diğer parçası Timberwolves GM’i Kevin McHale’di arayan. “Kevin Garnett’e karşı ne verirsin?” diye sordu Danny’e. Bu soru karşısında şaşkına dönen Ainge purosunu viski bardağına düşürdü. “Ne istersen” diye cevap verdi kendine gelince. McHale çok ciddiydi çünkü ardı ardına gelen başarısızlıklardan dolayı artık isyan bayrağını çeken süper yıldızını ikna edemiyordu. “Takımının yarısını alırım” dedi eski dostuna ve gerçekten de Al Jefferson, Ryan Gomes, Gerald Green, Theo Ratliff, Sebastian Telfair ve 2009 ilk tur draft hakkını istedi. Hala kendini toparlayamayan Danny Ainge sadece “Draft hakkı ilk 3’ten olursa vermem” diyebildi. McHale ise zaten Allen-Pierce-Garnett’li takımın lotaryaya düşmeyeceğini biliyordu… Anlaştılar…

Telefon kapandığında ofisinde ne olup bittiğini anlamaya çalışan Danny Ainge hemen ekibini topladı ve olanı biteni anlattı. Danny sözünü bitirdiğinde herkes takvim arıyordu tarihin 1 Nisan olup olmadığına bakmak için… Ama gerçekti Kevin Garnett artık bir Celtic’ti… Danny Ainge herkese ikinci çekmecedeki Küba’dan getirttiği purolardan uzattı ve muzaffer bir komutan gibi tebrikleri kabul etti…

McHale ise telefonu kapatır kapatmaz 21 numaralı oyuncunun telefonunu çaldırdı. Ancak aranan kişi telefonu görmesine rağmen yeteneksizliğinden ötürü artık uyuz olduğu bu adamın çağrısına cevap vermiyordu. En sonunda bir kısa mesaj düştü telefonuna. “Celtics’e takas oldun!” Mesajı görür görmez hemen geri dönen Kevin bu habere inanamıyor artı sevinemiyordu da. Çünkü Boston yıllardır dipteydi ve oyuncularının yarısını kendisi karşılığı kaybetmişti. Bir süre gitmek istemedi Boston’a ancak sonunda Allen ve Pierce ile konuşunca ikna oldu ve takasa onay verdi.

Sonrası bilinen hikaye. Normal sezonda önüne geleni darmadağın eden Yeşiller Play-Off’un ilk iki turunda zorlanıp insanların aklına kuşku düşürse bile yine de sezonu şampiyon bitirdi. Sonraki yıl sakatlıklardan dolayı doğu yarı finalinde Magic’e 7 maçta elendiler fakat geçtiğimiz yıl sağlıklı kalınca neler yapabileceklerini NBA Finallerine çıkıp 7.maçta kıl payı kaybederek gösterdiler… Ve bu seneye de çok iyi bir giriş yaptılar. Miami’yi iki kere yendiler ve Doğu’nun zirvesindeler…

Boston Celtics’i 4 yıldır NBA’in en korkulan takımlarından biri yapan en büyük etken tabii ki üç çok büyük oyuncunun bir araya gelmesiydi (ve yanlarına eklenen değerli rol parçaları). Ancak bunun kadar önemli bir olay vardı ki o da takımdaki rol paylaşımıydı! Takıma yeni eklenen iki süper yıldız, çok büyük anlayış ve olgunlukla takımın hücum liderinin Paul Pierce olduğunu açıkladılar. Bu büyük bir olaydı zira bahsedilen üç eleman da takımlarının bir numara hücum silahlarıydı Boston’a gelmeden önce. Hem de yıllardır! Ancak şampiyonluk için fedakarlık yapmak gerekirdi ve Ray Allen hücumu dışarıdan açacak anahtar, KG de savunmadaki kilit olmayı kabul etti… Zihinsel değişim her şeyden daha önemlidir böyle büyük egoların yaşadığı yerde. Ve onlar bunu başardı…

Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda görürüz ki Jordan’dan sonra, 2000’li yılların ortalarına kadar iki süperyıldız şampiyonluk için yeterli oluyordu. Ancak değişen sistemler gelişen basketbol bir kişiye daha ihtiyacın olduğunu bas bas bağırıyordu. Ama bilindiği üzere salary cap olayından dolayı pek mümkün olmuyordu bu birleşim. Ta ki Boston şartları zorlayıp başarana kadar… Ve artık bu günlerde yeni moda, onlar gibi yeni üçlüler bir araya getirmek oldu…

Yıl 2010… Mevsim Yaz…

Yıllardır beklenen zaman gelmiş, uzun zamandır bu günler için cap boşaltıp duran takımların, serbest kalan oyuncular karşısında iştahları kabartmıştı. Her gün yeni bir plan yeni bir dedikodu havada uçuşuyordu. Yaklaşık 3 yıldır bugünü bekleyen New York ve Donnie Walsh, Cavs’in 2010’da da şampiyon olamamasıyla ellerini açmış LeBron James’i bekliyordu. Keza sezon bittiğinde 45 milyona yakın cap boşluğu bulunan Heat de önce Wade’le tekrar imzalamak sonra da yanına bir ya da iki süper yıldız eklemeyi düşünüyordu. Nets ve Bulls da bu yaz söz sahibi olacak kadar cap boşluğuna sahiptiler. Ayrıca Clippers, Mavericks, Cavs de devreydi…

Bu yaz serbest kalan oyuncularsa cidden insanı heyecandan götürecek kadardı. LeBron James, Dwyane Wade, Dirk Nowitzki, Amar’e Stoudemire, Chris Bosh, Carlos Boozer, Rudy Gay ve bir dolu kalburüstü NBA oyuncusu…

Birçok takım birçok oyuncu… Herkes birbirleriyle görüşüyordu. Yazın ilk bombasını New York Amar’e’yi takıma katarak patlattı. Bu acele imzadaki amaç LeBron’un ikna olmasına katkıda bulunması dileğiydi tabii ki. Bu sırada Nowitzki Dallas’la yeni bir sözleşme yapmıştı bile. Daha sonra Heat, Wade ve Bosh ile imzaladı. Aynı gün Bulls da Boozer’ı Chicago’ya getirmişti. Artık herkesin gözü LeBron James’teydi. Tüm takımlar tekliflerini yapmış Kral’ın ağzından çıkacak “kararı” bekliyordu. LeBron James de “kararını” 8 Temmuz günü ESPN’de yayımlanacak bir saatlik “The Desicion” adlı programda, canlı yayında açıklayacağını duyurdu. O gün dünya durdu ve herkes televizyonun başına oturdu. Ve Kral James, Miami’nin Kral’ı Wade ve Toronto’nun Kral’ı Bosh ile birlikte bir Kralisyon kuracağını duyurdu. James artık bir Heat oyuncusuydu!!

Program bittiğinde birbirinden uzak iki farklı şehirde aynı anda sevinç çığlıklarıyla lanet nidaları el ele gökyüzüne yükseliyordu. Cleveland halkı ihanete uğramış hissediyordu ve her bir yanda 23 numaralı formalar yakılıyordu… Florida tarafında ise havalar her zamankinden daha sıcaktı. Artık yeni nesil bir üçlü kurulmuştu. Yine bir 2-3-4 numara ortaklığı ortaya çıkmıştı (Celtics gibi) üstelik daha genç bir grupla…

Heat GM’i Pat Riley’in yaptığı gerçekten takdire şayan bir olaydı. Ama hamleler bitmedi tabii ki. Ertesi gün sorunlu Beasley’i draft hakkı ve bir miktar para karşılığı Minnesota’ya takas etti. Yani 4 numarayı Bosh’a teslim etti ve yeni eklemeler için biraz elini rahatlattı. Ve daha sonra Udonis Haslem, Carlos Arroyo, James Jones, Joel Anthony’i yeniden; Mike Miller, Big Z, Juwan Howard, Eddie House’u transfer ederek kadroya kattı. Kadroda zaten bulunan Mario Chalmers’ı da unutmamak lazım.

2003 draftıyle lige giren bu üç süperyıldızın yeteneklerine ve geçmişte yaptıklarına bakıldığında insanın heyecanlanmaması elde değil gerçekten. NBA’in son iki yılki MVP’si, şampiyonluk yüzüğüne sahip bir finaller MVP’si ve defalarca All-Star olmuş Doğu’nun en iyi pota altı oyuncularından biri. Şüphesiz ki Miami Heat belki de tarihinin en güçlü kadrosuna sahip şuan eklenen parçalarla birlikte. Peki şampiyonluğun en büyük adayı mı? Bence değil!

Bir kere yaptığı transferlerle, Phil Jackson’la, Kobe Bryant’la, geçen yıldan ileriye giden bir Lakers var ortada. Rondo’nun yaptığı patlamayla hala kurşunu olduğunu gösteren, rövanş peşindeki Celtics; Carter’lı Howard’lı Orlando; Sağlıklı bir Spurs’ü bulacaklar karşılarında.

Evet, çok büyük oyuncular bir araya getirildi ama öncelikle bu takımın bir uyum dönemine ihtiyacı var. Çünkü her biri kendi takımında “Kral” olan üç oyuncu aynı takımda şimdi. Eski takımlarında bin şut atsalar kimsenin laf edemeyeceği elemanlar artık topu paylaşmak zorundalar. 7 yıldır aynı şekilde oynayan bu yıldızların öncelikle bu yeni duruma alışmaları gerek. Öncelikle kafada çözmeleri gereken şeyler var yani.

Bir takımın tek bir lideri olur her zaman. Oyuncular O’nun sözünü dinlerler, zor zamanlarda topu O’na verip kenara çekilirler. Çok başlılık başarıyı baltalayan ilk faktörlerden biri olmuştur hep. Şimdi Heat’in bir karar vermesi gerekecek. Son günlerdeki gelişmelere bakarsak Bosh bir adım geri atmış durumda bu liderlik konusunda. Wade ile James bakalım Heat’in kimin takımı olduğu konusunda nasıl davranacaklar. İkisinin de ikinci adam olmayı kabul edebileceklerini ben şahsen pek mümkün görmüyorum ki Wade’in de bu konuyla ilgili olarak söylediği “Geçen yılki rolümün değişeceğini sanmıyorum” sözü ne demek istediğimi açıklıyor sanırım. Umarım yanılırım ve Wade ya da James’ten biri geri adım atar. İşte o zaman gerçek bir hanedanla karşılaşabiliriz.

Hala ihtimalli konuşmamızın sebebi var tabii ki. O da coaching durumu. Zira Erik Spoelstra bu takımı nasıl kontrol edebilecek ya da edebilecek mi sorusu Miami’nin sezona yavaş başlamasıyla yüksek sesle dile getirilmeye başlandı artık. Dediğimiz gibi hala bir uyum süreci yaşıyor Heat ve Kralları… Ama kenara bakıldığında da değil Kral, Prens bile olmayan bir adamın takımı yönetmesi de bu süreçte etkili olsa gerek.

Takım bu hızda giderse sanıyorum ki Pat Riley’i kenarda o jöleli saçlarıyla, karizmasıyla görebiliriz. Ki işte o zaman işte Miami, Lakers’ın karşısına dikilebilir. Çünkü bu kadar büyük oyuncuya/egoya daha büyük bir Coach gerekir. Oyuncu kenara baktığında biz beceremesek de Coach bu maçı çevirir diyebilmelidir. İşte Pat Riley de geçmişte defalarca gösterdiği üzere bu iş için biçilmiş kaftandır. Belki Spoelstra’nın yerine geçmesi yine etik olmayacaktır ama takım için gerekli olanı yapmakta şüphe edeceğini zannetmiyorum ben.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Miami Heat eğer ego savaşına girmez, gerçek bir Looser olan LeBron James (geçen yıl Boston serisinde yaptıkları akıllarda hala), gerçek bir Winner Wade’e direksiyonu teslim ederse ve Pat Riley bench’e geri dönerse Miami bu sene Doğu şampiyonu olabilir ve yeni eklemelerle iyice güçlenen şampiyon Lakers’ın karşısına dikilecektir. Finalde ne olur bilinmez ama bu mevcut yapı korunduğu takdirde ilerleyen senelerde Heat’in şampiyonluk kazanacağını söylemek kehanet değil…

Miami’deki bu rüzgar, değişim, şampiyonluk dilekleri, diğer takımları da yeni büyük üçlüler bir araya getirme hevesine soktu. Şu aralar bu konuda aktif olarak çalışan New York Knicks, televizyon başında uğradığı hüsranı yeni bir Big-Three kurarak yok etmeye çalışmakta. Denver’dan ayrılmak istediğini açıklayan Carmelo için her yolu deneyen Knicks, sezon öncesi Chris Paul’ün de takasını istemesiyle bu amacına ulaşmak üzereydi. Ancak Paul takımda kalmaya ikna oldu ve Batı’yı sallamakta meşgul kendisi ve Knicks’e gelmesi artık imkansız gibi. Knicks’in yeni hedefi ise yine bir ara ilgilendiği Tony Parker. Takım arkadaşı Brent Barry’nin eşiyle, kendi eşini aldattığı ortaya çıkan Parker’ın Spurs’deki günlerinin sayılı olduğunu düşünürsek (Spurs aileye çok önem veren, güvenin üst düzeyde olduğu bir yapıdır, böyle bir ilişki onlara bayağı terstir), şuan ihtimal dahilinde olsa da Knicks’in kuracağı bir Parker-Melo-Amar’e üçlüsü de kulağa yeterince korkutucu gelmekte…

Bitirirken diyebiliriz ki, basketbol gelişiyor, savunmalar sertleşiyor, insanlar artık daha çok düşünüyor oyun üzerine. Böyle olunca mucize yaratacak oyuncu ihtiyacı her geçen gün daha da artıyor. Ancak yine de takım denen şey başkandan malzemeciye kadar uzanan bir bütündür ve kim gelirse gelsin kimyasız bu işler olmaz. Son olarak formül vermek gerekirse; Başarı = En az 2 Süperyıldız + 1 Lider + Takım Kimyası…

Mehmet Buğra Çiçek, 3SAYI

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız

Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı

BAŞARILI İDARENİN MAHSULÜ; FENERBAHÇE..

Aşağı yukarı 8-10 senedir Fenerbahçe, Türkiye ligine damgasını vurmuş durumda. Yenilmez armada olarak 11 sene şampiyonluk yaşayan Galatasaray’ı tahtından etmiş ve Galatasaray bir süre sonra küme düşmüştü. İşte o dönemden sonra Fenerbahçe kurduğu dinamik kadrosu ve başarılı yabancı takviyeleriyle lige damgasını vurdu.

Fenerbahçe’ye gelen giden oyuncuların yanında bir de Koç Zafer Kalaycıoğlu, bu başarının esas mimarıdır. Son 10 yılın ilk 8 senesinde Fenerbahçe’nin başarıları, Zafer Kalaycıoğlu’nun takımı önceki yıllarda inşa etmesiyle bu seviyeye gelebildi. Oyuncuları tarafından sevilen-sayılan bir koç olmasının yanında isabetli kararları ve maç esnası dinamizmi ile Fenerbahçe’nin bu başarısında payı büyüktür.

Gel gelelim son 2 seneye. Zafer Kalaycıoğlu Fenerbahçe’den olaylı bir şekilde Galatasaray’a geçti. Galatasaray’da taraftarın Kalaycıoğlu’nu benimsememesinin yanında alınan başarısız sonuçlar ile Zafer Kalaycıoğlu gönderildi ve yerine Milli Takım antrenörü de olan Ceyhun Yıldızoğlu getirildi. Galatasaray’da ise öncesinde Cem Akdağ olaylı şekilde gönderilmiş ve takımı ikinci antrenör Hakan Acar yönetmişti.

Zafer Kalaycıoğlu şu an Ceyhun Yıldızoğlu’nun eski takımı Mersin Belediyesi’ni çalıştırıyor. Son 5 senede Bayanların liginde meydana gelen değişiklikler, önceki 15 yılda meydana gelen değişikliklerle eşdeğerdir sanıyorum. Bir de ligin adı Kadınlar Basketbol ligi oldu, ne değiştiyse artık!

Yabancı Antrenör ile Başarıyı Arıyor:

Esas konuya gelelim. Fenerbahçe, ligimizde hiç bulunmayan bir antrenör getirdi, Macar Laszlo Ratgeber. Ratgeber, Avrupa’nın basketbol devlerinden Spartak Moskova’dan geldi. 1990-93 arası Yugoslavya’nın Vojvodina takımını çalıştırdıktan sonra Macaristan’ın Pecs takımına gitti ve burada 15 sene görev yaptı, 9 şampiyonluk elde etti. Ardından 2008-09 sezonunda Spartak Moskova’nın başında bulundu. Pecs ile Euroligde 4 kez Final Four oynayan Ratgeber, Spartak Moskova ile Eurolig ve Süper Kupa şampiyonluğu yaşadı, Süper Kupa’yı Galatasaray’a karşı aldı.

Fenerbahçe, Eurolig’e daha önceden de yabancı bir takım değil. Daha önce Final Four oynamış ve hemen her sezon ilk 16 içerisinde kendine yer bulmuş bir takım. Gel gelelim Avrupa’daki ilk şampiyonluğu Euro Cup şampiyonluğu ile Galatasaray alsa da son yıllarda  Fenerbahçe’nin bu alanda Galatasaray’dan daha başarılı olduğu apaçık.

Fenerbahçe, daha önceleri Eurolig’de iyinin kötüsü bir görünüm çizmiş ama ligde namağlup ligin son haftalarına kadar ilerlemişti. Şimdi bir fark var ki, Fenerbahçe ligin ilk haftası Panküp karşısında deplasmanda 61-60 mağlup oldu ancak Avrupa’da namağlup ilerlemeye devam ediyor.

Panküp karşısındaki mağlubiyeti bir lig kazası olarak değerlendirirsek, Avrupa’daki başarıların iki sebepten geldiğini söylemek pek de zor değil. Yeni Koç ve yeni takviyeler.

Yıldızlar Karması Yapıldı:

Yeni Koç Ratgeber’den bahsettik. Yeni kadroyu ise daha geniş ele almak gerekecek.

Takımda eskiden kalan, Birsel, Nevriye, Esmeral ve Nevin Nevlin dışında tekrar kadrosuna kattığı Şaziye İvegin tanıdığımız, bildiğimiz isimler. Bunun yanında Devran Tanaçan, Üniversiteyi Amerika’da okuyarak Kolej takımlarından geldi. Bu sezon Fenerbahçe formasını ıslatacak.

Takımdaki yabancılara bir göz attığımızda âdete bir yıldızlar karması.

Penny Taylor, Avustralya, Forvet: Fenerbahçe’nin WNBA’den transferi, Phoenix Mercury takımında yaz aylarında oynuyor. 1981 yılında doğdu ve basketbola ülkesi Avustralya’da başladı. 7 senedir WNBA tecrübesi yaşayan Taylor, 11 senedir Amerika’da basketbol oynuyor. Dünya şampiyonasında MVP seçildi. 2005 yılında Brezilyalı Voleybolcu Rodrigo Rodriguez Gil ile evlendi.

1998-2002 yılları arasında WNBL takımlarından Dandenong Rangers ile oynadı ve bu 4 sene içerisinde 25.5 sayı ortalaması yaptı. Draftlara giren oyuncu, 11. sıradan Cleveland Rockets tarafından draft edildi. 3 sezon Cleveland ile oynadıktan sonra Phoenix takımına geçen Taylor, 4 senedir burada oynuyor.

2004 Atina Olimpiyatları: Gümüş Madalya

2006 Brezilya Dünya Şampiyonası: Altın Madalya

2008 Pekin Olimpiyatları: Gümüş Madalya      

Diana Taurasi, ABD, Sk. Guard: Phoenix Mercury’den bir başka transfer. 1982 doğumlu yıldız basketbolcu, 2000 yılındaki lise şampiyonalarında adını duyurdu. Uzun uzadıya bir araştırma konusu olabilecek Taurasi’nin kariyeri kısaca şu şekilde; 2004 yılında 1. sıradan Phoenix Mercury tarafından draft edildi. İlk senesinde Seattle Storm karşısında attığı 26 sayı ile ününü duyurdu. WNBA kariyerinde 25 sayı, 4.2 ribaund ve 4.5 asist ortalaması ile oynayan Taurasi, bir çok ödül aldı. Kariyerini 4 altın 2 bronz madalya ile 24 şahsi ve takım başarısı ile donattı. Oyuncu 4 kez Eurolig şampiyonluğu kazanırken 2 kez de Euroligde MVP olma başarısı gösterdi.

Uluslar arası 18 Yaş Altı Şampiyona, Altın Madalya

Uluslar arası 19 Yaş Altı Şampiyona, Bronz Madalya

2004 Atina Olimpiyatları, Altın Madalya

2006 Brezilya Dünya Şampiyonası, Bronz Madalya

2008 Pekin Olimpiyatları, Altın Madalya

2010 Çek Cumhuriyeti Dünya Şampiyonası, Altın Madalya

2003- Nancy Lieberman Özel Ödülü

2003- Wade madalyası

2003- Naismith Kolej, Yılın oyuncusu

2003- NCAA, En istikrarlı basketbolcu

2004- Nancy Lieberman Özel Ödülü

2004- Naismith Kolej, Yılın oyuncusu

2004- NCAA, En istikrarlı basketbolcu

2004- Yılın Çaylağı

2005- WNBA All Star takımı

2006- WNBA All Star takımı

2006- WNBA En skorer basketbolcu

2007- WNBA All Star takımı

2007- Eurolig Şampiyonluğu

2008- WNBA En skorer basketbolcu

2008- Eurolig Şampiyonluğu

2009- WNBA En skorer basketbolcu

2009- WNBA All Star takımı

2009- WNBA En Değerli Oyuncu (MVP)

2009- WNBA Finalleri MVP

2009- Eurolig MVP

2009- Eurolig Şampiyonluğu

2010- WNBA Karması

2010- Eurolig MVP

2010- Eurolig Şampiyonluğu

Ivana Matovic, Sırbistan, Pivot: 1983 doğumlu, Sırbistan’ın önemli oyuncularından. ZKK Vojvodina, Ask Blex, MKB Euroleasing Sopron, Spartak Moskova ve Lotos Gdyna takımlarında oynadı.

1998 Roncetti Kupası, 2006 Eurocup ve 2008 Eurolig Şampiyonlukları yaşadı.

Anna Vajda, Macaristan, Forvet: 1983 yılında Budapeşte’de doğdu. Kariyerinde 4 Macaristan Şampiyonluğu, 2 ikincilik. 5 Macaristan Kupası, 1 ikincilik bulunuyor. Macaristan Liginde 2002 yılından beri Mizo Pecs takımında oynuyordu.

Hana Horakova, Çek Cum. Guard: 1979 doğumlu. 2004 Atina olimpiyatlarında beşinci oldu ve 2006 yılında Avrupa Bayanlar Şampiyonasında ülkesiyle şampiyonluk yaşadı. 2005-06 yılında Gambrinus Brno takımı ile Eurolig şampiyonluğunu yakalayan Horakova, 2009-10 sezonunda 12 sayı ortalamasıyla oynadı. 2010 yılındaki dünya şampiyonasında ikinci olan takımıyla MVP seçildi ve ardından Fenerbahçe’ye transfer oldu.

Bu kadrosuyla çok skorer bir kimliğe bürünen Fenerbahçe takımı karşısında hiçbir takım kolay kolay duramayacak. Euroligde de emin adımlarla Final Four’a doğru ilerleyen Fenerbahçe şampiyonluğun en önemli adaylarından birisi olduğunu göstermiş durumda.

Mehmet Samet Bora,3SAYI

Bu yazı 3SAYI Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır. 26. sayımız



NBA’de Ayın En Önemli Gelişmeleri

Bu yazımızda NBA’deki en önemli gelişmeleri; takaslar, sakatlıklar, en iyi performanslar, önemli haberler, ilginç istatistikler ve gündemdeki dedikodular hakkındaki yorumları bulabilirsiniz. Öncelikle takaslardan başlayalım.

NBA’de bu ay takas piyasası olarak çok hareketli geçti diyebiliriz.3’lü olarak 2 takas yapıldı.  Öncelikle daha önemsiz gibi görülen ince ayarların yapıldığı ama ileride daha büyük bir takasa yol açabilecek takasa bakalım.

Nets-Rockets-Lakers Takası,İnce Ayarlar…

Bu takasla birlikte Nets veteran forvet  Joe Smith’i Lakers’a,sorunlu çocuk Terrence Williams’ı da Rockets’a yolladı.Karşılığında ise Lakers’tan Sloven guard Sasha Vujacic’le birlikte Houston ve Lakers’tan 1.tur draft haklarını aldı.Peki bu takasın amacı neydi.Nelere yol açabilir.Takımsal olarak inceliyelim.

Önce Houston açısından bakarsak yetenekli forvet Terrence Williams’ı kattılar kadrolarına.Williams bu sene Nets’le çok sorunlar yaşadı.Antremanlara katılmadı,sorun yarattı ve hatta D-League’e bile yollandı.Gerçekten çok yetenekli bir oyuncu.Ama kendinden bekleneni bir türlü veremedi ve bunun üstüne de yarattığı sorunlar eklenince Nets onu gözden çıkardı.Houston eğer Williams kendini basketbola verirse Houston’a çok şey katabilir.Yao’nun sakatlığından sonra zaten sezona da pek istediği gibi başlayamayan Rockets için bu sezon ölü sezon gibi düşünebiliriz ve bu da kendisini göstermesi için Terrence Williams’a bir şans olacaktır.Üzerinde baskı olmaması da cabası.Ama bahsettiğim gibi basketbolunun yanında saha dışındaki davranışlarıyla da çok gündeme geldi Williams ve şu an bu önündeki en büyük handikap.

Lakers açısından bakacak olursak onlar da veteran forvet Joe Smith’i alarak ince bir ayar çektiler kadrolarına.Bynum’un sakatlığında uzun rotasyonu daralmıştı zaten son şampiyonun.Üstüne de bir başka veteran oyuncu olarak kadrolarına bu sezon kattıkları Theo Ratliff’te uzun süreli olarak sakatlanınca uzun rotasyonunda biri çaylak Derrick Caracter olmak üzere 3kişi kaldılar.Bu da özellikle Gasol’u çok yordu.Genel olarak 40 dk civarı oynayan Gasol’un performansı da yorgunluk dolayısıyla düştü.İlerleyen dönemde de Theo Ratliff’e özellikle bu sakatlıktan sonra güvenemeyecekleri dolayısıyla bu hamle doğru bir hamle olarak gözüküyor.Ekonomik açıdan bakarsak ta Sasha Vujacic’in 5 küsür milyon dolarlık kontratını erken yolladılar böylece bu kontrat için ödedikleri lüks vergisi de iptal oldu Lakers’ın.

Takasın son tarafını inceleyecek olursak Nets ince ayarlar çekiyor.Tabi bu ince ayarlar oturmuş kadronun eksiklerine yönelik değil tabiki.Carmelo Anthony’i takıma kazandırabilmek için…Melo’nun takas dedikoduları Brezilya dizisini geçti.İlerleyen kısımda buna değiniceğim zaten.Nets Sasha’nın biten kontratını ve draft haklarını bu takasta kullanılabilecek bir koz olarak aldı.Süper yıldızını takas etmek zorunda kalan takımlar için de biten kontratlar ve draft hakları ilgi çekicidir çünkü rebuilding açısından önemli şeylerdir bunlar.Yani dediğim gibi basit bir takas gibi görünebilir ama bir kelebeğin kanat çırpışlarının fırtınaya dönüşmesi gibi bu da büyük sonuçlar doğurabilir Nets’in kozlarını nasıl oynayacağına bağlı olarak.

Orlando-Suns-Wizards Takası,Evine Hoşgeldin Hido…

NBA’de bu ay gerçekleşen tek takas bu değildi.Bizi çok yakından ilgilendiren bir takasla 3 takımlı 7 oyuncuyu kapsayan büyük bir takas gerçekleşti.Bizi neden ilgilendirdiği kısmına gelirsek milli oyuncumuz Hidayet Türkoğlu bu takasla Jason Richardson ve Gilbert Arenas’la birlikte eski takımı Orlando Magic’in yolunu tuttu.Vince Carter,Mikael Pietrus ve Marcin Gortat Phoenix’e giderken Rashard Lewis’te başkent ekibinin yolunu tuttu.

Bizi en çok ilgilendiren kısım yani Hidayet ve Orlando kısmından başlayalım bu takası değerlendirmeye.Öncelikle Hido için Toronto ve Phoenix günleri çok kötüydü.Topun elinde olmasıyla verimli olamadı.Hidayet’i sadece ceza şutörü olarak kullandıklarından dolayı bu dikiş tutmadı.Seyircisiyle de arası bozulan Hido mutsuz olduğunu açıkladı,takasını istedi.Daha sonra Phoenix’e gitti Hido.İlk başta yeni bir kent,yeni bir takımın Hido’nun eski haline dönmesini sağlar diye düşünüldü ancak daha sonra detaylı olarak incelediğimizde Nash’in komutasında ve yine toptan uzak bir oyun bekliyordu Hido’yu.Zaten o da yine başarılı olamadı.Önce dakikaları azaldı sonra ilk beşteki yerini kaybetti.Ve daha sonra Hido için olabilecek en güzel şeylerden biri oldu ve eski takımı Orlando Magic’e takas oldu.Tabi yanında çok iyi bir sezon geçiren Jason Ricahrdson ve sorunlu yıldız Gilbert Arenas’la birlikte.Bu takas Orlando’ya ve Hidayet’e çok şey kazandırdı bence.Orlando sene başından beri hücumda bir organizasyon sıkıntıs çekiyordu.Üstüne Rashard Lewis’in de formsuzluğu eklenince Magic’in hücumu özellikle çok teklemeye başladı.Onlar da eski bir dosttan yardım bulmayı umdular ve Hido’yu aldılar.Hido zaten bu sisteme alışık ve bu sistemde çok ta başarılı oldu.Ondan iyisini zor bulurlardı.Hidayet’in gelişi Howard’ı da çok etkiledi.Birlikte oynadıkları zaman Dwight’ta çok verimli oluyor.Hidayet te top elinde olduğu için gerçek performansını gösterebilecek.Bu da son zamanlarda kendisi için yapılan “Kontratı aldı yatıyor” eleştrilerine de cevap verebilecek.Takasın diğer parçalarına gelicek olursak Jason Richardson bu sene çok formda ve çok iyi bir sezon geçiriyor.Ayrıca Orlando’nun şuta dayalı sistemine de uyuyor.Bu açıdan onun da başarılı olucağını düşünüyorum.Ancak bazen savunmada problem yaratabilir.Özellikle karşılığında giden Pietrus’un takımın en iyi dış savunmacısı olduğu düşünülünce bu problem daha çok göze batabilir.Richardson’un bir başka avantajı Orlando adına sezon sonunda bitecek olan kontratı.Yani olası bir dikiş tutmama durumunda biten büyük kontratından dolayı iyi bir oyuncuyla anlaşabilirler.Son olarak ta Arenas’a gelelim.Arenas’ın yetenekleri tartışılmaz ama kafası hep başka yerlerde.Oyuna konsantre olduğu dönemlerde başarılı performanslar sergiledi Arenas ama son dönemde saha içinden çok saha dışındaki olaylarla gündeme geldi.Orlando’ya gelişi guard rotasyonunu iyice zenginleştirdi.Ayrıca Orlando’nun bundan önceki problemlerinden biri de oyun sıkışınca onlar da sıkışıyor bazen.Hido’yla birlikte Arenas’ın da katılması bu açıdan takıma zenginlik katıcak.Ama Arenas’ın basketbola kafasını verememesi de Orlando’ya bir o kadar da zarar verebilir.Bu yüzden burada kritik nokta Arenas’ın basketbola kendini ne kadar verip veremeyeceği…

Takasın diğer uçlarına değinecek olursak Suns için Vince Carter’ın gelişi her ne kadar eski formunda olmasa da bir heyecan yarattı diyebiliriz.Taraftarlar son demlerinde Nash’le Carter’ın aley-oop’larını görebilecekler.Tabi zaten yeterince fazla olan kısa rotasyonu iyice doldu Carter’la birlikte Pietrus’un da gelişiyle.Carter’dan Suns’ın da pek büyük bir beklentisi yok tahminimce çünkü zaten Suns için ciddi bir yeniden yapılanma gerekiyor.Nash’in de son dediğim gibi son demlerini yaşıyor olması ve takımın o eski günlerinden hayli uzak olması nedeniyle Carter’dan beklentileri pek fazla değil.Takasın diğer parçaları Pietrus ve Gortat’ın katkısı bence çok olucak Suns’a.Pietrus Suns’ın hızlı oyun sisteminde kendine yer bulabilir ve ayrıca takımın olmayan savunmasına biraz olsun hareketlilik getirebilir.Keza Gortat ta yine son derece zayıf olan uzun rotasyonuna güzel bir takviye oldu.Gortat ortayı kapatabilen bir uzun.Ayrıca kadrosunda pivot olarak sadece Robin Lopez’i bulunduran Suns adına sağlam katkı alabilirler.

Son olarak Wizards’ın penceresinden bakalım.Onlar da Rashard Lewis’i alarak zengin 3 numara rotasyonlarına güzel bir derinlik(!) kattılar.Lewis bu sezon çok formsuzdu gerçekten.Eskisi gibi değildi.Wizards ondan bir patlama bekliyor demekki.Bana göre asıl amaçları John Wall’un önünü açmaktı.Arenas’ın da bu konuda büyük bir engel olduklarını düşündüklerinden dolayı böyle bir takasa yöneldiler.Takımın geleceği olarak gördükleri Wall’un gelişimi açısından çok olumlu bir hamle oldu.Lewis’in gelişiyle Thornton’u veya Lewis’i 4 numaraya kaydırıp kısa beşle hızlı bir tempo basketbolu oynayabilir Lewis.Ya da Josh Howard’ı gözden çıkartıp gelecek adına kurmayı planladıkları takım adına güzel bir ekleme yapabilirler.
Larry Brown’la Bobcats’in Yolları Ayrıldı
Tabi bu ay sadece takaslardan ibaret geçmedi.Charlotte Bobcats tecrübeli koçu Larry Brown’la yollarını ayırdı.Takımın büyük hissedarı Jordan değişim için bu yolu seçtiklerini söyledi.Bobcats gerçekten hiç iyi yolda değil açıkçası.Giderek sınırlanan bir kadroları var.Larry Brown geçen sene play-off yaptı ve bu takımın bir düzen içinde tutulduğunda kazanabileceği maksimum başarılardan birini elde etti.Zaten son maçlarda Larry Brown’la Bobcats’in birlikteliğinin süresinin dolduğu görülüyordu.Düzenden de kopmaya başlamışlardı.Dolayısıyla Larry Brown kendisi ve sağlığı açısından çok güzel bir karar oldu diyebiliriz. Brown’un yerine Jordan’ın yakın arkadaşlarından Charles Oakley’in geçebileceği konuşuluyor. Jordan’ın oyunculuğuna söylenecek hiçbir laf yok. Ama bir yönetici olarak hiç iyi işler yapmıyor.Önce Wizards’ta daha sonra Bobcats’te yanlış hamleler yapıyor.Takaslar,serbest oyuncu ve draft tercihleri bakımından sıkça sorgulanıyor Jordan.Bu son olaydan sonra da Bobcats’te değişimin biteceğini düşünmüyorum.Kadronun çok takviyeye ihtiyacı var ama bunun için acele ve yanlış bir hamle de yapabileceklerini düşünmüyor da değilim.

Yao Ming Sezonu Kapattı
Houston’un dev pivotu Yao Ming’te bir kez daha sezonu kapattı. Yao sakatlıktan sonra zaten kısıtlı süreler alıyordu ama yine de bir kez daha sakatlık geçirdi.Bunun Yao’nun basketbol kariyerinin bitmesine yol açabilir büyük ihtimal.Bacakları bu dev cüsseyi taşıyacak kadar değil ne yazıkki ve Yao yeteneklerine rağmen sağlıklı kalamıyor.Yao’nun kariyerinin devam edip etmeyeceği şu an için bilinmiyor ama ben bırakması taraftarıyım.İleride kendisi açısından daha büyük bir sorun olabilir.Nitekim doktorlarının açıklamaları da bu yöndeymiş.

Tabi bu ay yaşanan sakatlıklar bununla sınırlı değil.Chicago’nun pivotu Joakim Noah ta geçirdiği sakatlıktan dolayı 2 ay gibi bir süre takımdaki yerini alamayacak.Bu Bulls adına kötü olsa da Ömer Aşık adına çok iyi oldu diyebiliriz.Cihago adına kötü oldu çünkü Boozer’ın da dönüşüyle iyice ivme yakalayan ve kadrosu yavaş yavaş oturan Bulls için savunma müdürü ve takımı ateşleyen oyuncu Joakim Noah’ın sakatlığı kötü oldu.Ömer için iyi oldu çünkü Boozer’ın dönüşüyle süreleri iyiden iyiye azalmıştı.Noah’ın sakatlığından sonra Bulls kadrosunda pivot olarak Ömer Aşık ve Kurt Thomas kaldı.Thomas’ın ilerleyen yaşı,yavaşlayan ayakları ve artık yıpranan vücudu göz önüne alındığında bu Ömer için büyük bir şans.Burada kendini gösterebilirse Ömer rotasyonda yerini iyice sağlamlaştırabilir.Aksi taktirde Ömer’in dakikaları iyiden iyiye azalacaktır.

Milwakuee guardı Brandon Jennings’te sakatlığa kurban gidenlerden. O da yaklaşık 1 ay kadar sahalardan uzak kalacak.Bucks zaten çok dağınık bir görüntüde.Sahada Ersan ve Bogut dışında doğru basketbol oynayan çok az oyuncu var.Bu yüzden takımın ilk beş guardının her ne kadar daha çok atmaya dayalı oynasa da sakatlığa gitmesi onlar adına kötü oldu.

NBA’de bu ay gerçekleşen ilginç olaylardan biri de Wizards’ın uzunlarının bir gece kulübünde küfürleşerek kavga ettiği iddiasıydı. Blatche ve Mcgee’den söz ediyorum.2 oyuncunun ciddi bir kavga ettikleri iddialar arasında.Laf arasında yalanlandı ama yine de bu 2 oyuncu takım tarafından cezalandırıldı ve Spurs maçında oynamadılar.Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye boşuna dememişler.Tabi bu olay bizlere Wizards’ın eski uzunları Etan Thomas ve Brendon Haywood’un olayını hatırlattı.

Yılın Basketbolcusu Kevin Durant
Yılın Basketbolcusu ödülü de sahibini buldu bu ay. Ödüle hem Oklahoma’da hem de Amerika Milli Takımı’nda süper bir sezon geçiren lig tarihinin en genç sayı kralı Kevin Durant layık görüldü.Zaten hakkediyordu da.Hem Thunder’da hem de Dünya Şampiyonası’nda takımlarını sırtladı.Dünya Şampiyonası’nda Mvp ödülünü de kazandı ve taraflı tarafsız herkesin takdirini kazandı Durant.Hem oyunuyla hem de kişiliğiyle ligin çok sevilen oyuncularından biri.

Takas Dedikoduları
Tabi bu ay da Carmelo Anthony’nin takas dedikoduları konuşulup durdu ancak şu ana kadar gerçekleşen bir şey yok.Melo Knicks’e gitmek istediğini söylüyor her fırsatta ama Knicks’te kimi önerecek olsa o adam patlama yapıyor. Chandler,Fields gibi isimler süper bir sezon geçiriyorlar.Nets te Melo’nun çok büyük taliplilerinden.Vujacic takasıyla da dediğim gibi ufak ayarlar çekiyorlar kadrolarına bu takas için. Ama Melo ayak diretiyor oraya gitmemek için. Carmelo’nun bu dedikoduları en çok takımı Denver Nuggets’a zarar veriyor. Onlar da bir türlü hedef belirliyemiyorlar,plan yapamıyorlar ve beklenilenden kötü bir sezon geçiriyorlar.Melo’daki bu belirsizlik dediğim gibi en çok Denver’ı etkiliyor. Son zamanlarda Nets ve Knicks için 3 takımlı takas dedikoduları atılıyor ortaya. Melo’yu almak için başka takımları katalizör olarak kullanıyorlar tabi ki bu dedikodulara göre.Nuggets ta ne istediğine karar veremiyor açıkçası.Draft hakkımı yoksa biten kontrat mı istiyorlar belli değil.

Takas dedikoduları da bununla sınırlı değil tabiki.Portland’ın da takımda gençleşmeye gitmek istediği ve tecrübeli oyuncuları Marcus Camby ve Andre Miller’ı gözden çıkardıkları gelen haberler arasında.Bu ilginç bir karar.Hem Camby hem de Miller gerek tecrübeleriyle gerek iş ahlaklarıyla gerek te oyunlarıyla bu takıma ve takımdaki genç oyunculara çok şey katıyorlar.Böyle oyuncu arayan çok takım olduğundan havada kapacaklardır bu 2 oyuncuyu o yüzden Blazers’ın iyi düşünmesi lazım bence.Bu takas için Bobcats’in devrede olduğu ve Gerald Wallace ve Dj Agustin’i gözden çıkardığı yine konuşulan dedikodulardan.Ancak Camby’nin gidişiyle tek pivot olarak Pyrzibilla’nın kalacağı düşünüldüğünde Blazers’ın bu takası bir pivot olmadan yapması zor gözüküyor.

Ard Arda Maça Çıkma Rekoru
Andre Miller demişken Portland Trail Blazers forması giyen deneyimli oyun kurucu Andre Miller 2002 – 2003 sezonundan bu yana, tam 632 maçta üst üste forma giydi.  Ancak Miller’ın üst üste sahada yer alma serisi, Phoenix Suns karşısında son buldu.  Takımının,  Los Angeles Clippers ile oynadığı maçta,  çaylak Blake Griffin’e sert bir faul yaptığı için 1 maç ceza alan Miller, Phoenix karşılaşmasında takımını yalnız bıraktı. Miller’in 632 maçlık serisinin bozulması ile bu alanda NBA liderliği, son 444 maçın tamamına çıkan Los Angeles Lakers’ın oyun kurucusu Derek Fisher’ın eline geçti.  NBA tarihinin üst üste en fazla maç oynama rekorunu ise Lakers’ın bir diğer unutulmaz oyuncusu A.C. Green elinde tutuyor.  Green,  1986 ile 2001 yılları arasında tam 15 sezon, hiç kaçırmadan 1192 maça çıkmıştı.

Oyuncu Arayanlar
Konuşulan dedikodular arasında Knicks’in bir yedek point guard aradığı söylentileri de var. Felton’a çok yükleniyor diyebiliriz Knicks için. Zaten koç D’Antoni’de böyle giderse sezon sonunu çıkaramazlar diyerek bu konuda bir formül aradığını ima etti.Toney Douglas’ın da tam bir point guard değil de daha çok shooting guard pozisyonuna uyması nedeniyle Felton’un olmadığı dönemde Knicks bir düzen sıkıntısı çekiyor.Bu bölge için konuşulan en ciddi adaysa Sebastian Telfair.O da  bu hızlı tempoda başarılı olabilir bence.Çok yetenekli ama kuzeni Stephon Marbury gibi kafasını basketbola vermede hiç başarılı değil.Şayet gelirse Knicks’e güzel katkı verebilir hem de Douglas 2 numara pozisyonunda daha başarılı olur.

Bir başka senaryo da son takas sonucu uzun rotasyonunda problem yaşayabilecek olan Orlando Magic’in buraya takviye yapmak istediği…Gortat’ın gidişinden sonra yedek pivot konusunda sorun yaşayabilirler.Ayrıca 4 numara pozisyonunda da sıkıntı yaşıyorlar.Bu bölgeler için Turiaf veya Tyrus Thomas’ın alınabileceği konuşuluyor ki eğer bunu gerçekleşirse Magic çok daha komple bir takım olur.Zaten kısa rotasyonu son derece geniş.Oradan Q-Rich başta olmak üzere birkaç oyuncuyla birlikte güzel bir takviye yapabilirler.

Kobe, THY’nin Tanıtım Elçisi
NBA’le değil de bizle daha çok ilgili olan bir gelişme de Kobe Bryant’ın THY’nin tanıtım elçiliği görevine getirilmesi oldu. Kobe gibi adını NBA tarihine yazdırmış tüm dünya tarafından bilinen bir oyuncunun bu görevi alması hem Thy’nin hem de ülkemizin reklamı açısından müthiş bir gelişme.Kobe’nin yazın çekilecek reklam filmlerinde oynayacağı hatta Türkiye’ye bile gelebileceği belirtiliyor.

Haberlere devam edecek olursak ekonomik sorunlar yaşayan New Orleans Hornets’ın yeni sahibi NBA oldu.Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan NBA Başkanı David Stern, takım sahipleri George Shinn ve Gary Chouest’in New Oreans kentindeki ekonomik durumların belirsizliği nedeniyle yola devam etmeme kararı verdiklerini belirtti.New Orleans takımının ekonomik açıdan sağlam bir şekilde desteklenmesi için NBA’in kulübü satın aldığını vurguladı.

Ayın Performansları
Tabi bu ay adını tarihe yazdıran isimleri de geçmeden olmaz NBA’de.Knicks’in süper yıldızı Amar’e Stoudamire takımının bu sezon yakaladığı 8 maçlık galibiyet serisinin tümünde 30 ve üstü sayı atarak adını takım tarihine yazdırdı.Utah’ın tecrübeli koçu Jerry Sloan’da takımının Cleveland’ı yendiği maçta kariyerinde bir kilometre taşını daha geride bıraktı. 1210. galibiyetini elde eden deneyimli antrenör, NBA tarihinin en çok maç kazanan 3. koçu konumundaki Pat Riley’i yakaladı.

Ayın göze çarpan performanslarına da değinelim son olarak.Bucks pivotu Andrew Bogut Rockets karşısında 24 sayı 22 ribaundla galibiyette baş rol oynadı.Her ne kadar eleştiriyor olsak ta Melo kendi gibi oynadığı zaman büyük silah nitekim Orlando karşısında 35 sayı 11 ribaundla oynayarak Magic’i geçerken Nuggets’ı sırtlayan isim oldu.Amar’e’den bahsetmişken bir peformansını da belirtelim.Boston karşısında 39 sayı 11 ribaundla oynadı Amar’e.Boston’a bu kadar sayı atmak gerçekten büyük iş.Son saniyede attığı üçlüğü de süre bitmeden atmış olsa gerçekten eksiksiz olcaktı ama kaybettiler bu maçı.Minnesota adına bu sezon belki de uzun yıllar sonra ilk defa ilerisi için umut veren cinsten.Beasley ve Love dikkat çeken performanslar sergiliyor özellikle Love.Açık ara ribaund kralı olan Love süper istatistiklerle oynayarak hem taraftarların hem de fantasy basketbol oynayanların gözdesi konumunda.Bu ay da Nuggets karşısında 43 sayı 17 ribaund gibi süper bir performansla oynadı ama galibiyete yeterli olmadı bu.

NBA’de bu sezon Spurs fırtınası esiyor.Harika bir başlangıç yaptılar ve bu fırtına bu ay da devam etti.Spurs’ün 3 silahşörleri Parker-Manu-Duncan’da bu sezon çok formda ve sakatlık yaşamadılar henüz.Her maç ön plana çıkan performanslar görebiliyoruz bu üçlüden.Bu ay da Memphis’i yendikleri maçta Parker 37 sayı 9 asistle galibiyetin baş mimarı oldu.Spurs demişken onların galibiyet serilerine Orlando Magic bu ay son verdi.Tabi bunda en büyük pay 26 sayı 23 ribaunt gibi etkili bir performans sergileyip pota altını domine eden Dwight Howard’ın ve bunun o kadar etkili performans sergilemesini sağlayan Hido’nun.

Oklahoma Thunder’ın süper guardı Russell Westbrook bu sezon çok formda gerçekten. Kevin Durant’in olmadığı dönemde takımını sırtladı Westbrook ve fırtına gibi esiyor.Takımının çok çekişmeli geçen ve 3 uzatmaya giden New Jersey’i yendiği maçta 38 sayı, 15 ribaund, 9 asist gibi kusursuz bir performans sergileyerek triple double’ın kapısından döndü Westbrook.Formda guardlardan devam edecek olursak Derrick Rose da bu senenin formda oyuncularından. Şutunu da geliştirdikten sonra hepten durdurulamaz bir oyuncu oldu Rose. Bu sezon da göz kamaştırıcı peformanslar görüyoruz kendisinden.Rose bu ay Clippers’a kaybettikleri maçta 34 sayı 6 ribaund ve 8 asistle çok yönlü bir performans sergiledi.Bulls demişken Carlos Boozer’a değinmeden olmaz.Sakatlıktan döndükten sonra gerçekten süper katkı veriyor Boozer Bulls’a.Pota altından çok iyi katkı veriyor ve Rose’la birlikte takımını sırtlıyor Boozer.Genelde 30-10 lu performanslar sergiliyor.Bir performansını vermek gerekirse Wizards deplasmanında 30 sayı 10 ribaund ve 7 asistle takımının galibiyetinin baş mimarıydı.

Büyük takas dediğimiz Suns-Magic-Wizards takası beklenmedik bir isme daha yaradı ve sene başında süre bulmakta zorlanan Suns guardı Jared Dudley ilk beşte buldu kendini. O da bu güveni boşa çıkarmayacak cinsten oynuyor diyebiliriz şu ana kadar.Özellikle Miami’ye kaybettikleri maçta 33 sayı 12 ribaundla harika bir performans ortaya koydu Dudley.Bakalım Carter döndükten sonra süreleri nasıl olacak Dudley’in.Etkileyici performanslardan bahsetmeye Warriors’un süper guardı Monta Ellis’le devam ediyoruz.Ellis bu ligin elit skorerleri arasına kendini yazdırdı diyebiliriz.Müthiş bir deliciliği var ve inanılmaz süratli o da bunları çok iyi kullanıyor.Houston’a yenildikleri maçta tam 44 sayı attı Ellis ve 7asist te ekledi bu etkileyici skor performansının yanına.Gerçekten göz kamaştırıcı.44 sayı demişken Kevin Durant te kötü başladığı bir sezonda yavaş yavaş ritmini bulmaya başladı.Buna rağmen ligin sayı kralı olan Durant Noel akşamı Oklahoma’nın Denver Nuggets’ı yendiği maçta 44 sayıyla bu sezonun en yüksek rakamına ulaştı kendi adına ve bunun yanına 7ribaund 4 asist te ekledi Durant.Onun da ritmini bulmasından sonra Thunder çıkışa geçti ve bu çıkışa devam ediyor.Noel akşamı demişken herkesin merakla beklediği Los Angeles Lakers-Miami Heat randevusunu Lebron James önderliğinde Miami beklenenden çok kolay bir şekilde kazandı.Maçı baştan sona ciddiye alarak üstün olarak götüren Heat’te Lebron 27 sayı 11 ribaunt ve 10 asistle maçı noktaladı ve takımını galibiyete taşıdı.Ayrıca Lebron için bu maçta en dikkat çeken nokta attığı 5-6 üçlük oldu.Her zaman kötü şutör eleştirilerine maruz kalan James bu maçta süper şut attı.

Evet bu aylık olan önemli gelişmeleri,haberleri,dedikoduları ve önemli performansları elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Gelecek ay görüşmek üzere.

Buğra Uzar, 3SAYI Basketbol Dergisi


Mahmuti Mat Dedi!

Yılın son derbisinde gülen taraf Galatasaray Cafe Crown oldu. Galatasaray taraftarları bu anı uzun zamandır bekliyorlardı. Geçen sene yaşanan rezaletin üzerine bu sene yapılan hamleler Galatasaray taraftarlarını mest ediyor. Mahmuti’nin göreve gelişi; geçen sezonu kurtaran adam Cem Akdağ’ın hoş olmayan yakışmayan bir şekilde gönderilmesi neticesinde gerçekleşmişti. Cem Akdağ geçen sene büyük bir iş başardı ve bayrağı Mahmuti’ye teslim etti. Mahmuti’ye inanan ona güvenen Galatasaray taraftarları eminim ki şimdi çok daha mutlu mesut ve bahtiyardır.

Fenerbahçe Ülker cephesi de taraftarların ve Türk basketbol kamuoyunun bir türlü hazzetmediği bir koçun ardından yaşanan kan değişikliği ile sezona başlamıştı. Sene başında Türkiye Kupası elemelerinin Gaziantep ayağında ligin yeni renkli ekibi Trabzon önünde yeni koç Spahija’yı izleme şansına erişmiştim. Spahija’yı izleme diyorum çünkü kenardaki performansı çok hareketli ve gerçekten izlemeye değer. Maç aşağı yukarı 40 sayı farklıyken hiç olmayacak bir pozisyonda hatta hakemin bile hatasını kabul ettiği bir durumda adeta çılgına dönen Hırvat koç teknik faülü almayı başarmıştı. 2010’un son derbisinde yine olmadık bir yerde sergilediği kenar şovunun ardından aldığı teknik faul sonrası aklıma yine o pozisyon geldi. Ömer’in top kaybı ile gelen fast break sayısından sonra adeta çılgına dönen Spahija aldığı teknik faul ile kendi takımına son hançeri yine kendisi vurmuş oldu.

Galatasaray Cafe Crown maça rakibi Fenerbahçe Ülker’e oranla çok daha iyi hazırlanarak çıkmıştı. Hatta Fenerbehçe Ülker’in bu maç için en ufak bir hazırlık yaptığını dahi düşünmüyorum. Çünkü;

—Efes Pilsen yıllarından bu yana geriye düştüğü her an 4 kısalı sisteme dönerek maçı geri getirmeye çalışan koç Oktay Mahmuti’nin en önemli hamlesine en ufak bir karşılık verildiğini göremedik.

— Galatasaray Cafe Crown’un Türk vatandaşlığına zamanında geçirilmesi başarılamayan oyuncusu Schumpert’e en ufak bir önlem alındığına şahit olamadık. Sahada; kardeşim hele sen bir dur diyen ne bir oyuncu nede bir savunma sistemi mevcuttu.

— Galatasaray Cafe Crown savunması oldukça sert ve etkili bir savunma. Fenerbahçe Ülker hücumu bu savunmanın aşil tendonunu maç boyu bir türlü bulamadı. Ellerinde Oğuz Savaş gibi kalıplı sırtı potaya dönük oynayabilen bir adama maç boyu doğru düzgün post up yaptıramadılar.

Galatasaray taraftarları eminim ki bu kadar iyi savunma yapıp böylesine dengeli hücum eden takımlarına sonsuz güveniyorlardır. Bu akşam kendilerine oranla çok güçlü bir takımı coaching farkı ile yenmeyi başardılar.

İlker KESER

basketci14@gmail.com

Oyunun adı BASKETBOL!

A takıma çıkmak istiyorum. İyi bir basketbolcu olmak istiyorum. Çoğu basketbolcu adayı bu hedeflerle yola çıkar ve bu hedefler doğrultusunda çalışır. Bu hedeflere giden yolda önemli bir özelliktir yılmamak ve bu süreçte hep işinize yarayacaktır.

Hedefinizde ilerlerken birçok zorluk ile karşılaşacaksınız. İçsel ve dışsal motivasyonunuz iniş ve çıkışlar gösterecek, pes etme noktasına geleceksiniz. Peki, vazgeçecek misiniz? Hayır eminim yüksek bir çoğunluğunuz vazgeçmeyecek, yılmayacaksınız.

Bir antrenmanda, güvendiğiniz, sevdiğiniz ve her şeyiyle inandığınız antrenörünüzün aferin aslanım iyi idmandı demesi sizi mutlu edecek, ertesi idmana daha istekli geleceksiniz.

Top yerde kontrolsüz bir şekilde yuvarlanırken, o topa atlamayı öğreneceksiniz ve o topun bir maç kurtardığını yaşayarak görünce, her topun önemini anlayacaksınız.

Ailenizden fazla takım arkadaşlarınızı göreceksiniz ve dostluk nedir onu öğreneceksiniz, takım arkadaşına güvenmeyi öğreneceksiniz.

Bir arkadaşınız hata yaptığında bütün takım ceza yediğince, yaptığınızın takım sporu olduğunu ve her hareketinizin takımı bağladığını öğreneceksiniz.

Yaşınız ilerlediğinde biri size yaz tatili dediğinde, sizde ona hayırdır o nasıl bir şey diye tebessümle cevap vereceksiniz.

Terleyeceksiniz ve bunun formayı giyebilmek için, o terin ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız.

İlk maçınıza büyük ihtimalle kimse gelsin istemeyeceksiniz. Maçtan önce aynaya bakınca sanki rengim biraz sarardı mı? diye soracaksınız, mideniz biraz ağrıyacak, elleriniz terleyecek ve yaşınız ilerledikçe bu hislerin sizi terk etmemesini isteyeceksiniz.

Zaman ilerleyince bu sefer tam tersi ailenizin maçlarınıza gelmesini, sizi izlemesini ve sizinle gurur duymasını isteyeceksiniz ki, eminim onlar sizinle zaten her zaman gurur duyuyor olacaklar.

Turnuvalara, Türkiye şampiyonalarına gideceksiniz. Kendinizi özel hissedip, rekabeti göreceksiniz. Basketbolun her yerde farklı bir tarzda oynanıldığını o sahada yaşayarak öğreneceksiniz.

Maç kazanınca maçı takımın kazandığını öğreneceksiniz, siz 30 sayı atabilirsiniz ama takım arkadaşlarınızdan biri rakibin en skorer oyuncusunu durdurmuş, diğerleri rebound yükünü çekmiş, hiç oynamayan bir arkadaşınızın maç sonunda alkışlamaktan elleri kızarmış, sizi desteklemekten sesi kısılmış olacak ve hepiniz aynı soyunma odasına gireceksiniz. O odada ki manzarada sizinde payınız olduğu için, kendinizle gurur duyacaksınız.

Kendinize güveniniz artacak, omuzlarınız dik yürüyeceksiniz, çünkü siz basketbolcusunuz?.

Turnuvada oda arkadaşınız olacak, onunla turnuva boyunca aynı havayı teneffüs edeceksiniz. Akşamları odanıza çikolata, süt buna benzer şeyler alıp onunla paylaşmayı öğreneceksiniz. O sizin sırdaşınız olacak, sizde onun.

Ailenizi arayacaksınız ve anne otele yerleştik, burası çok güzel, öğlen idman var, beni merak etmeyin? diyeceksiniz. Aynı zamanda hemen maç oynayıp, onlarla başarınızı paylaşmak isteyeceksiniz.

Belki hiç beklenmedik bir zamanda sakatlanacaksınız, o maçta oynamamak sizi çok üzecek, hatta sakat sakat oynamayı göze alacaksınız?bununla beraber sizin yerinize oynayacak arkadaşınıza güveneceksiniz.

Hayatınızın bir bölümü okul ve idman arasında gidip gelecek, bu sizi yıldırmayacak ve sıkmayacak, çünkü sahaya çıkıp basketbol oynamak isteyeceksiniz.

Emre DAĞDELEN

NBA’deki Temsilcilerimiz

Şuan itibariyle 64. sezonunu yaşadığımız NBA’de ilk sezondan itibaren (1946/47), bu oyunu bulan Amerikalı ağabeylerimizin yanında, eski kıtalardan gelen yabancı oyuncular boy gösterdi hep. Yeni kıtanın yeni sahiplerinin icat ettiği bu sepet oyununa katılan ilk yabancı cengâver olan Henry Biasatti’den sonra 2010/11 sezonunda tam 84 uluslararası basketbolcu ter dökmekte basketbolun zirvesi NBA’de.

Basketbolun Türkiye’de de geldiği noktayı düşündüğümüzde NBA seviyesinde oyuncularımızın olması tabii ki tesadüf değil. Semih ve Ömer’in de katılmasıyla 2010/11 sezonunda NBA’de mücadele edecek sporcularımızın sayısı 5’e yükseldi ve bu, şuanda toplam sporcu sayısı bakımından 11 tane oyuncuyla temsil edilen Fransa’nın arkasından ikinci sırada olduğumuzu gösteriyor ki bu da bizleri gururlandıran en önemli tablolardan birisi olmuş durumda. Şimdi bizleri temsil eden bu 5 oyuncumuzun performanslarına bir göz atalım.

Hidayet Türkoğlu
Hedo draftta seçilen ilk Türkiye doğumlu oyuncu olarak NBA’e adım attığında binlerce mil uzakta bir millet, bu sefer şansımızın tutmasını, bu ümit vadeden gencin ligde kalıcı olmasını diliyordu. Beklentiler sadece bu kadardı zira bir önceki oyuncumuz sadece 1 sene kaldığı NBA’de iki takımda toplam 19 maç oynayabilmişti. Küçük düşünmek için yeterli bir sebep sanki… Bandı biraz ileri sarıp 2010 yılı Aralık ayına geldiğimizde Hidayet Türkoğlu’nu 5 yıl 53 milyon $ bir kontrata sahip, 2008/09 sezonunda liderliğini yaptığı (özellikle son periyotlarda) takımı (Orlando Magic) NBA Finaline taşımış, aynı sezon MIP ödülüne layık görülmüş bir veteran olarak karşımızda… Final oynadıktan sonra Magic yönetiminin katakullisine karşılık Toronto’ya imza atan Hedo, Raptors’da Magic’deki rolünü bulamayıp sabit şutör gibi kullanılınca kötü bir sezon geçirdi ve Suns’a takas oldu bu sezon başında. Burada da kendinden farklı işler istendi, 4 numaraları savunmak zorunda kaldı ve sonunda beklenen oldu ve ilk 5’teki yerini atletik forvet Hakiim Warrick’e kaybetti. Herşey kötü giderken işler tersine döndü ve yapılan takas sonucunda Hido kendini tekrardan Orlando’da buldu ve artık ilk 5 başlıyor takımına önemli katkıda bulunuyor.

Mehmet Okur
Hidayet’in ilk sezonundaki gösterdiği ışıltı (çaylak ikinci beşine seçilmek gibi) gözlerin Türkiye semalarına dönmesini sağlamıştı. Takip eden NBA Draftında (2001) yine Efes Pilsen için (Hedo gibi) oynayan uzun zayıf çocuk 38. sıradan Pistons tarafından seçiliyordu. Herkes bunun büyük bir başarı olduğunu, Mehmet’in bu fırsatı kaçırmaması gerektiğini söylüyordu. Ancak Mehmet herkesin şaşkın bakışları arasında doğru olanı yaptı ve Efes Pilsen’le bir yıllık yeni bir sözleşmeye imza attı ve Suproleague’de edineceği tecrübe sonrası NBA’in kapısına dayanmayı tercih etti. Sezon sonunda soluğu karların şehri Detroit’te alan Memo Pistons’la iki yıllık anlaşma yaptı ve anlaşma bittiğinde Memo elinde bir şampiyonluk yüzüğüyle Salt Lake City macerasına başlıyordu, kafasında yeni bir hedefle; All-Star olmak! Şimdi 2010 Aralık ayından geriye baktığımızda Memo bir şampiyonluk yüzüğü ve 2007 NBA All-Star takımına seçilme onuruyla, takımın ilk 5 pivotu ve haliyle ligin de elit Pivotlarından biri olarak sakatlıktan dönmeyi beklemekte. Maalesef geçtiğimiz sezon yaşadığı aşil tendonu sakatlığı onun 7 aydan fazla parkelerden uzak kalmasına neden oldu. Ama şimdilerde yeniden parkelere adım atan Memo şimdilik bençten gelse de bi kaç maç sonra ilk 5deki yerini alacaktır.

Ersan İlyasova:
“Kırım’lı bir çocuk varmış, Türk yapmışlar çok yetenekliymiş…” Onunla ilgili ilk duyduklarımız bunlardı. Ülker altyapısında parlayan bu genç adam için ileride NBA’e ilk turda hatta ilk sırada seçileceği konuşuluyordu. Ancak o menajerine uydu, acele etti. Daha Ülker A takımıyla bir sezon oynamış ve çok parlak istatistiklere imza atmamışken ve daha sonra kötü bir sakatlık geçirmiş olmasına rağmen 2005 NBA draftına girdi ve Bucks tarafından 36. sıradan seçildi. 2005/06 sezonunu D-League’de geçiren Ersan ikinci sezonunda da aradığını bulamadı ve Avrupa’ya dönüp Barcelona’yla imzaladı. Barcelona’da geçen iki müthiş sezonun ardından 2009’da Bucks ile 3 yıl 7 minyon $’luk bir anlaşma imzaladı ve ait olduğu yere geri döndü. Şu anki durumuna bakacak olursak Bucks gibi kararsız (en hafif tabir bu maalesef) bir takımda (Ersan varken Gooden’a dünyanın parasını yatırmalarına daha ağır şeyler söylenir ya aslında neyse) kenardan gelerek katkı yapmakta ve şutör-ribaundcu bir forvet olarak ligde saygı görmekte. Ancak şu istikrar sorununa da bir çare bulması durumunda eminim ki çok daha iyi yerlere gelecek. Ama bunun için birkaç yıl ve daha mantıklı bir takım gerek sanırım…

Semih Erden:
Eminim Semih Erden deyince herkes sevgili Murat Murathanoğlu’nun sesini hatırlıyordur; “se se semih erden semi semih erden…” Semih Erden NBA’e ihraç ettiğimiz yeni oyuncularımızdan biri. 2009/10 sezonunda Fenerbahçe Ülker ile çok başarılı bir sezon geçirip ardından Dünya Basketbol Şampiyonası’ndaki tarihi başarıda büyük pay sahibi olan Semih, 2008 draftı 60. sıradan kendisini seçen takım Celtics’e bu yaz imza attı. Perkins ve Shaq’in sakatlıkları, Jermaine O’Neal’ın da oynayacak durumda olmaması dolayısıyla takımda süre bulmaya başladı ve Shaq’in yokluğunda da ilk 5 başladı. NBA’de şampiyonluktan başka bir şey düşünmeyen, böyle veteran bir takımda bir çaylak olarak 19. maçında ilk 5’e yerleşip ikinci maçında 40 dakikada 10 sayı 7 ribaund 4 blokla oynaması takdire şayan bir durumdur. Tabii ki sakatlar iyileştiğinde Semih tekrar benche döndü ancak o çok büyük bir adım attı ve kenardan gelerek takıma verdiği enerji çok değerli…

Ömer Aşık:
Semih’le hemen hemen aynı kadere sahip bir genç Ömer Aşık. O da özellikle geçen yıl Fenerbahçe Ülker’de oynadığı dönemde (sözleşmesini yenilemediği için kadro dışı kalmıştı sezonun ikinci yarısı) dikkatleri üzerine çekmişti. O da 2008 draftında ama 36. sıradan Portland tarafından seçildi. Ama sonra hakları Bulls’a gönderildi. O da 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda savunmasıyla rakip takımları çıldırtan Türk Milli Takımı’nın bir parçasıydı. Semih’in aksine daha çok savunma yönü ağır basan bir oyuncu olan Ömer’i çoğumuz sokamadığı serbest atışlarıyla hatırlamaktayız. Hücumdaki dezavantajlarına rağmen savunma uzmanı Tom Thibodeau’nun Bulls coachu olması, O’nun sezon başından beri düzenli olarak kenardan takıma katkı yapmasının en büyük sebebi olsa gerek… Serbest atışları da yükseliş göstermekte hem; bu sezon %50 civarı atmakta..

Mehmet Buğra Çiçek